6 Kasım 2017 Pazartesi

Film Yağmuru: Singin’ in the Rain Filmindeki Metinler Arası İlişkiler

Bu makale, Bloom'un tezini kullanarak Singin' in the Rain (1952) filminin metinler arası okumasını yapmaktadır. AFI listesinde tüm zamanların en iyi müzikali ve tüm zamanların en iyi beşinci Amerikan filmi seçilen Singin' in the Rain, yedinci sanat sinemanın özünden bahseder. Popüler bir müzikal ve karmaşık bir filmdir. Film, 1920'ler Hollywood'unda geçer. Sessiz sinemadan sesli sinemaya geçişe ve beraberinde gelen zorluklara yakından bakar. Sessiz ve sesli filmler arasındaki diyalektiğe, sinematik dile, yüksek ve popüler kültür tanımlarına ilişkin kavrayışları masaya yatırır.

Metinler arası okuma yaparken, dilin ve kanalın (medium) özünden bahseden dilsel metinlerarasılıkla (linguistic intertextuality) (Ben Porat, 1985), metin ile yazarına ilham vermiş önceki metinler arasındaki ilişkiyi inceleyen retorik metinlerarasılıktan (rhetorical intertextuality) faydalanılır (Riffaterre, 1978).


Harold Bloom'un The Anxiety of Influence (1973) ve A Map of misreading (1975) kitaplarında sunduğu teorisi, bir sanatçının kendi sanatsal sesini ve kimliğini bulmak için, baba ve oğul arasındaki Ödipal çekişmeye paralel biçimde kendinden önce gelenlerle bir çekişme içinde olduğunu öne sürer. Bloom bu çekişmeye "en iyilerle mücadele" adını verir. Şair dünyaya geç geldiği için hayıflanır çünkü en güzel şarkılar yazılmıştır ve diğerlerinden etkilenmektense etkilemek üzere varlıklarını sürdürmektedirler. Bu durum şairi sürekli bir etkilenme kaygısına sürüklemektedir. Bu kaygı, Bloom'un hem isyan hem de hayranlıktan beslenen "yanlış okuma" yaklaşımıyla çözülür. Terim, bir sanatçının kendisinden önce gelen kişinin eserini okuması, eseri kendi yaratıcısından daha iyi anladığına kendini ikna etmesi ve eseri sanatsal "yaratıcısının" ulaşamadığı mükemmelliğe kendisinin taşıması durumunu tanımlamaktadır.

Müzikal Dilde Yayınlanmış Bir Ölüm İlanı - Sessiz Sinemanın Sonu

Singin' in the Rain, The Royal Rascal (filmin kurgusal dünyası içinde yer alan başka bir film) filminin prömiyeriyle başlar. Filmin yıldızları Don Lockwood (Gene Kelly) ve Lina Lamont (Jean Hagen) nihayet salona geldiklerinde çığlık atıp bayılan seyircilerin arasından kırmızı halıda yürürler. Film yıldızları tanıtıldıktan sonra, aşkları için savaşan iki genç aşığın hikayesini anlatan film içindeki film sahnede gösterilir. Film Hollywood geleneklerine uygun şekilde, romantik bir müzik eşliğinde aşıklar öpüşürken sona erer.

İlk sesli film The Jazz Singer'ın yakaladığı başarı, gidişatın değişmesine neden olacaktır. Bundan dolayı, stüdyo müdürü stüdyonun üzerinde çalıştığı, sessiz film olarak planlanan mevcut filmi sesli filme dönüştürmeye karar verir ve oyunculara kibirli bir şekilde "her zaman yaptığınız şeyi yapın, yalnızca buna konuşmayı ekleyin" talimatını verir.

Yeni bir sanatsal dile uyum sağlamak gerektiği için sesli filmlere geçiş stüdyo müdürünün söylediği kadar kolay olmayacaktır. Singin' in the Rain, yeni bir sanatsal dil yaratmanın dolambaçlı yolunu ve bu dili yaratmaya olanak tanıyan teknolojik gelişmeleri birlikte gösterir. Film, yeni dili oluştururken karşılaşılan zorlukları gözler önüne serer. Yeni cihazları çalıştırırken yaşanan pratik ve teknik problemler, izole mikrofon kullanarak kayıt yapmanın zorlukları ve yeni bir film türü oluştururken karşılaşılan estetik kusurlar anlatılır.

Film içindeki filmin gösterime girmesiyle birlikte, asıl büyük problemle yüzleşme zamanı gelmiştir. Eski sinema filmlerine özgü abartılı jestler gülünç durur ve ilkel ses sistemi komik durumlara neden olur. İnci bir kolyeyi okşayan parmaklar gibi minik hareketlerden kükreme sesleri çıkar, karşılaşılan bu durum oyuncuları sakar ve grotesk gösterir. Ses ve görüntünün senkronizasyonu bozulduğunda ise bu korkunç sesin şiddeti iyice artar.

Film içindeki The Dueling Cavalier filmi, filmin başında gösterilen film içindeki The Royal Rascal filminin tam zıttı haline gelmiştir. Filmler arasındaki en çarpıcı zıtlık, seyircinin (The Royal Rascal için) hayranlıktan (The Dueling Cavalier için) alay ve kahkahaya dönüşen tepkisidir. Aynı şekilde, Don Lockwood ve Lina Lamont'un her filmin sonunda tavırları farklıdır. The Royal Rascal'da sahneye çıkıp seyirciye teşekkür ederken The Dueling Cavalier'nin ön prömiyerinde kendileriyle alay eden izleyicilerden utanç içinde saklanırlar.

Ön prömiyerin yarattığı tatsız duygu, keskin bir değişikliğe gidilmesini sağlar. The Dueling Cavalier filmi, The Dancing Cavalier müzikaline dönüşür. Bu geçişe olanak olanak sağlayan şey teknik bir gelişmedir. İlkel kayıt ekipmanı modern ekipmanlarla değiştirilmiştir, bu da Lina'nın rahatsız edici sesini, genç istekli bir aktris olan Kathy Selden (Debbie Reynolds)'ın hoş sesiyle değiştirmeye olanak tanır. The Dueling Cavalier ön premiyerinde maruz kalınan acı alay ve beklenmedik başarısızlık, daha sonra The Dancing Cavalier filminde yerini izleyicilerinin neşeli alkışlarına bırakır. Hatta başta gösterilen film içindeki sessiz film The Royal Rascal'ın prömiyerinden daha fazla alkış alır.

Singin' in the Rain filminin içinde üç farklı film vardır: bir sessiz film, bir "tamamen sesli" film ve bir müzikal. Bunlardan her biri aynı oyuncularla benzer birer aşk sahnesi içerir. Bu üç sahnenin gösterime girmesiyle, sinematik dilin hem teknik hem de sanatsal olarak oluştuğunu ve evrim geçirdiğini düşündüren, dilsel bir metinlerarası kesişim noktası oluşur.

Sessiz film The Royal Rascal arka plan müziği eşliğinde taklit ve abartlılı jestleri kullanır. Film, düşmanlarını yendikten sonra ana karakter Philip'in aşk öpücüğüyle sona erer. The Dancing Cavalier müzikalinde filmin başrol oyuncusu Pierre yerde hareketsiz yatmaktadır. Kaygılanan sevgilisi hayatta olduğunu anlamak için onunla konuşmasını istemektedir. Müzikallerde alışılageldiği gibi, Pierre bir aşk şarkısı söyleyerek yanıt verir, şarkı The Royal Rascal'ın sonundaki öpücüğün yerine geçer.

Müzik içermeyen tek film, film içindeki The Dueling Cavalier sesli filmidir. Sessiz filmde olay örgüsü müzikle ve altyazılarla, müzikalde şarkılarla ilerlerken, The Dueling Cavalier'nin olay örgüsü karakterlerin arasındaki diyalogla ilerler ve desteklenir. Görünen o ki, film gerçekçi sinemanın büyük vaadini yerine getirir ve izleyicilere müzikalin veya sessiz filmin yapaylığını içermeyen bir seyir sunar. Bununla birlikte, öykünmeci bir şekilde sesli film yapma isteği, tam tersi bir sonuç doğurur. Sesin şiddeti orantısız bir şekilde artar ve film kendi kendisini gülünç duruma düşürür.

Dilsel-metinler arası kesişim noktası, sinematik kanalın (medium) niteliğiyle ilgili bir tartışmayı başlatır; sessiz film ve müzikal sahip olduğu araçları akıllıca kullanırken, gerçekçiliği hedefleyen sesli sinema sonunda nasıl sinematik bir parodiye dönüşür? Sessiz film ve müzikal, sinemanın temsilindeki yapaylığı ortadan kaldırmaya çalışmazken, sesli sinemaların taklit etme hedefi başarısız olmaya mahkumdur, çünkü filmin mekanizması mevcut bir sistemdir. Sinematik kanal, mekanik manipülasyonlar üzerine kuruludur ve bu nedenle yüzde yüz gerçekçiliğe ulaşmaya yönelik her türlü girişim imkansızdır.

Bu üç film ve üç farklı sinematik tür arasında aşama aşama yapılan geçiş, sinematik dilin gelişimini ve bunun yapımında sesin merkezi rolünü göstermektedir. Büyük bir başarıya dönüşen müzikal, ses kullanımını en üst düzeye çıkarma hedefine ulaşır. The Dancing Cavalier'nin prömiyerinden sonra sahtekarlık ortaya çıktığında ve seyirciler Lina karakterinin sesinin arkasında Kathy'nin olduğunu fark ettiklerinde, Don şöyle bir duyuru yapar: "İşte bu, bu gece sesini duyduğunuz ve aşık olduğunuz kız! Filmin gerçek yıldızı, Kathy Selden!" Filmde görünmeyip yalnızca seslendirse de, filmin yıldızı olan Kathy, film endüstrisinde sesin önemiyle ilgili olarak Singin' in the Rain yaratıcılarının bakış açısını yansıtmaktadır. Filmin yıldızı ekranda gördüğümüz Lina değil, yalnızca sesini duyduğumuz Kathy'dir.

Kathy'ye giydirilen bu "taç", filmler ve yıldızlar açısından yeni bir dönemi müjdeler. Sessiz filmlere ve Lina gibi yıldızlara veda edilmiş, sessiz filmin mirasçısı müzikaller sevinçle karşılanmış ve yeni bir sinematik dil ortaya çıkmıştır. Bu taç giydirme töreni, sessiz filmin sona erdiğini ve sesli filme geçildiğini söyleyen, müzikalin önemini vurgulayan Singin' in the Rain filminin statüsünü müzikale yükseltme görevi de görür. Singin' in the Rain, müzikali, sesli filmlere miras kalan vaadin gerçekleştirilmesi olarak gösterir. Aynı zamanda müzikal bir övgüdür. Sessiz film dönemi, kendinden sonra gelen müzikalin ahenkli sesleri eşliğinde kapanmıştır.

The Broadway Melody

The Dancing Cavalier filminin içindeki müzikali yaparken, filmin yıldızı Don, başarı hayalleriyle Broadway'e gelen genç bir adamın hikayesini anlatan "The Broadway Melody" isminde bir müzikal canlandırmasını filme eklemeyi önerir. Fikirlerini tarif etmeye başladığı zaman, izleyiciler zihnine girer ve hayal ettiği müzikalin canlandırmasını görürler.

Film içindeki filmin, ana karakterin sanatsal düşü olarak canlandırılması, Don ve aktör Gene Kelly arasında ortak bir özellik oluşmasına neden olur. Ayrıca Singin' in the Rain filminin yapım aşamasına da atıfta bulunur. Don Lockwood rolünü oynayan Gene Kelly, Singin' in the Rain filminin yıldızı ve aynı zamanda yönetmenlerinden bir tanesidir. Onun sanatsal düşü sayesinde Singin' in the Rain fikri ortaya çıkar ve film çekimleri yapılır. Canlandırdığı Don karakteri gibi, o da kendi sanatsal düşünün başrolünde oynar.

Ayrıca, Harold Bloom'un psikanalitik teorisine göre, bu kısmın retorik ara metin görevi gören iki filmin "yanlış okuması" olduğu görülmektedir: The Broadway Melody (Beaumont, 1929) ve Der blaue Engel (The Blue Angel, von Sternberg, 1931).

The Broadway Melody filmi, MGM'nin ilk müzikaliydi ve müzikal sinemanın dilini, Singin' in the Rain filmindeki dili tanımlayan ilk filmdi. Bu müzikal esere "Broadway Melody" isminin verilmesi, Singin' in the Rain yönetmenleri Donen ve Kelly'nin, orijinal filmi "yanlış okuyarak" canlandırmaya karar verdiklerini izleyiciye göstermektedir. Orijinal film, Broadway'da başarı yakalama ve sevdiği kadını kazanma hayalleri kuran şarkıcı/şarkı yazarı Eddie (Charles King)'nin hikayesini anlatır. "Broadway Melody" şarkısı, The Broadway Melody filminin içinde yer alan bir parçadır. Bir eğlence şovuna katılmayı başaran Eddie, bu şarkıyı bir Broadway sahnesinde, kenti andıran bir sahne seti eşliğinde söyler.

The Broadway Melody (ara metin) filmi gibi, film içindeki film Broadway Melody (ana metin) de Broadway'de başarılı olmaya istekli bir genç adamın hikayesidir. Ara metinde film müziği akışın bir parçasıyken; film içindeki filmde, başlıkla aynı ismi taşıyan şarkı girişte çalar. Film bu şarkıdan ibarettir, ana karakterin içsel yaşamını ifade eder. Donen ve Kelly, orijinal ara metne göre, ana karakterin iç yaşamında çok daha derinlere gider.

Film içindeki film, teatral bir lambanın aydınlattığı, "Broadway Melody" şarkısını söyleyen Kelly'ye odaklanarak başlar. Şarkı ilerledikçe, kamera yavaş yavaş geniş açıya geçer. filmin karanlık ekranında, ufak bir ışık çemberi tarafından çevrelenen Kelly küçük ve minimal görünür. Şarkının orta planla çekilen başlangıç kısmı, ilk dizenin sonuna kadar karakteri bir tiyatro yıldızı olarak gösterse de, Kelly'nin karakteri henüz tanınmayan, hevesli bir aktördür. İlk dizenin sonundaki geniş plan çekim, film içindeki filmin sonunda yakınlaşmaya dönüşür. Burada Kelly "It's a Broadway Melody" müzikal dizesiyle filmi özetleyecektir. Kameranın zıt bakış açısı, sanatsal yaşamının tanınmamışlıktan tanınırlığa doğru giden seyrini tarif eder. Bir Broadway başarısı olma hayaliyle başlar ve amacına ulaştıktan sonra şarkısını bitirir. Film içinde film, orijinal ara metindeki fikre benzer şekilde "sahnelenmiş tiyatro" benzeri bir görünümle başlar; teknik ve sanatsal niteliklerle birlikte tutarlı bir sinematik dille devam eder.

Şekil 1 : Kelly’nin geniş plan çekimi (başlangıç). 

Şekil 2: Kelly’nin yakın plan çekimi (son).

Film içindeki filmin kenti andıran seti, ara metinle tamamen benzerlik göstermektedir. Bu benzerliğe rağmen, sinematik kanalda ve dilde oluşan değişiklikleri yansıtan setler arasında birçok fark vardır. En çarpıcı fark, ışıklardan oluşan setin renkliliğidir. Donen ve Kelly, "A million lights – they flicker there. (Bir milyon ışık - orada titreşiyorlar.)” şarkı sözünü sahnede somut bir şekilde canlandırırlar. Donen ve Kelly sinematik dili ve bu dilin teknik olanaklarını kullanarak bir açıdan The Broadway Melody'nin yönetmeni Beaumont'la mücadele ederler. Kendilerini sanatsal yaratıcısının zamanında olmayan teknik gelişmeleri (renk kullanımı) ve onun zamanında henüz oluşturulmamış olan sinematik dili (farklı bakış açıları) kullanıp sanatsal düşlerini gerçekleştiren sanatçılar olarak tanıtırlar.

Şekil 3 : The Broadway Melody. 

Şekil 4: Singin’ in the Rain

"Yanlış okumalarının" ikinci kısmında, Donen ve Kelly film kahramanının içsel yaşamını mercek altına yatırırlar. Ana karakterin zihinsel yaşamını, ara metnin yönetmeni Beaumont'tan daha iyi anladıkları izlenimini yaratırlar ve buna daha kapsamlı bir sanatsal ifadeyle yer verirler. Ürettikleri eser, kendilerine ilham veren ara metni yeniden canlandırma amacı güden ve metni sanatsal yaratıcısının ulaştıramadığı sanatsal mükemmelliğe ulaştırmaya çalışan bir "yanlış okumadır."

Donen ve Kelly'nin "yanlış okuduğu" ikinci ara metin, Alman filmi Der blaue Engel'dir. Metinler arası diyalog bu örnekte, yalnızca yaratıcılar ve metinler arasındaki diyalog değildir. Amerikan sinemasıyla karşısında duran Alman sineması arasında; Hollywood'un ticari karlara ve ünlü yıldızlara dayalı endüstrisiyle yüksek sinema kültürü olarak kabul edilen Alman Dışavurumculuğu ve klasik Alman sineması arasında bir kültürler arası diyalog söz konusudur. 

Der blaue Engel filmi, kabare fahişesi Lola-Lola'ya (Marlene Dietrich) aşık olan zorlu öğretmen Immanuel Rath'ın (Emil Jannings) dağılışının ve yıkımının izini sürer. Bu film günümüze dek, ikonik Markene Dietrich figürüyle tanımlanmıştır. Der blaue Engel (ara metin) filmi ve film içindeki Broadway Melody (ana metin) film arasındaki bağlantı, Cyd Charisse'in canlandırdığı şuh kadın karakteridir. Her ikisi de ana karakteri ağına düşürüp kalbini kırar.

Film içindeki Broadway Melody filmi birkaç önemli tema bakımından Der blaue Engel'den farklıdır. Örneğin, Der blaue Engel filmi sesi ve görüntüyü birleştirmesi bakımından çığır açan ve yenilikçi bir film olarak görülmesine ve görsel-işitsel kanal olarak sesli filmlerin benzersiz olduğunu vurgulamasına rağmen, (Preminger, 1996) Donen ve Kelly bu filmi konuşma olmadan "yanlış okur". Filmin bu kısmını konuşma olmadan çekmeyi seçerek, şeytani ve şuh kadının kimliğini, dilin icadından bile daha eski zamanlardan beri var olan ilk kültür öncesi cinsel dürtüye dayandırırlar. Aslında, bu bölümü von Sternberg'in görsel-işitsel yeniliklerine rağmen konuşma olmadan yönetmeyi seçmeleri, Donen ve Kelly'nin sanatsal yaratıcılarıyla girdikleri mücadelenin bir parçası olabilir. Sanatsal yaratıcının aklından geçenleri daha iyi anladıkları ve şuh kadın ile insan libidosu arasındaki kimliği tam anlamıyla ve daha tutarlı bir şekilde ifade ettikleri varsayılabilir.

Ana karakter ile şuh kadının buluşması, adam gece kulübüne girdiğinde her iki durumda gerçekleşir. Der blaue Engel filminde, Rath, öğrencilerin eğitimini bozduğu için onu azarlamak üzere Lola-Lola'nın kulübüne gelir ve ona aşık olur. Şapkasını kaybeder ve Lola-Lola'nın yüzüne savurduğu çamaşırla kulübü terk eder. Bu, dürtülerinin (Ibid) peşinden gitmek üzere burjuva hayatın tuzaklarını arkasında bırakan Rath'in film boyunca geçtiği içsel süreci görsel olarak resmeder.

Aynı şekilde Kelly'nin karakteri, bir gece kulübünde ayaklarının ucundaki şapkanın önünde durarak Charisse ile tanışır, Rath'in kayıp şapkasıyla paralellik söz konusudur. İlk olarak, şapkanın ağa takılıp aklını kaybeden, Rath gibi eski bir kurbana ait olduğu çağrışımı yapılır. Kelly de tıpkı Rath gibi, bir sonraki kurban olacaktır. Bu durum korku yaratır. Kelly şapkayı ayağından alıp başına taktığında bu varsayım iyice gerçekçi görünmeye başlar.

Donen ve Kelly'nin, Der blaue Engel'i "yanlış okuması", Rath'in şapkasına başka bir anlam daha katar. Şapka yalnızca burjuva sınıfının bir göstergesi değil, aynı zamanda Charisse ayağına şapka takılı biçimde bacağını kaldırdığında Kelly'nin bakışlarına takılan bir baştan çıkarma nesnesidir. Bu baştan çıkarma hareketi Lola-Lola karakterini taklit eder, görüntü Dietrich'in bacağının hafifçe bükülmüş olduğu Der blaue Engel'i çağrıştırır. Charisse bacağını kaldırdığı zaman, cinselliğini Dietrich'in Lola-Lola'sından daha belirgin ve daha arsız bir şekilde ifade eder. Charisse'in duygusuz cinselliği, kameranın bakış açısıyla desteklenir; yavaş bir yakın çekimle ona bakma detayı orijinal metinde yer almaz.

Şekil 5: Der blaue Engel’deki Dietrich 

Şekil 6: Singin’ in the Rain’deki Charisse

Charisse koltuğundan kalkıp dans etmeye başlayınca, Kelly'nin karakteri onu takip edip karşılık verir. Bu sahne, Kelly'nin kendi başına serbestçe dans ettiği önceki sahneyle zıttır. Özgürlüğünü kaybeder ve cazibenin tutsağı haline gelir. Kadın adamın gözlüklerini başından atar, şapkasını çıkarır ve yüzüne duman üfler. Charisse, ıpkı Lola-Lola'nın Rath'e yaptığı gibi Kelly'yi burjuva özelliklerinden soyar (gözlükler ve şapka) ve çamaşırını Rath'in yüzüne savuran Lola-Lola'ya benzer şekilde dumanı adamın yüzüne üfler.

Sigara dumanıyla Lola-Lola’nın çamaşırı arasındaki paralellik, dumanın karanlık cinselliği temsil ettiğini gösterir. Buna göre, Kelly dumanı içine çektiği zaman kültürel zincirlerinden kurtulur ve dürtüleriyle bağlantı kurar. Charisse tarafından yönetilmez ama ona karşılık verir, dansları güçlü ve şehvetli bir diyaloğa dönüşür. Donen ve Kelly, Rath ve Lola-Lola arasındaki ilişkinin tek taraflı olduğu ve temelde arzu ve fanteziye dayalı olduğu Der blaue Engel’in aksine, burada beden dillerini kullanarak, daha özelde cinselliklerini ifade eden bir dans aracılığıyla birbiriyle iletişim kuran iki kişi arasında bir bağlantı olduğu izlenimini yaratırlar.

Bu ilişki, Charisse’in gözünü bir elmas bileziğin kamaştırmasıyla ve gangster erkek arkadaşını takip etmesiyle sona erer. Lola-Lola’yı başka bir adamla gördükten sonra aklını kaçıran Rath’in aksine, Kelly’nin karakteri kedere boğulmaz. Broadway'de başarılı olma hayalini sürdürür ve hayalini yavaş yavaş gerçekleştirir. Charisse’le yüksek sosyete mensuplarının katıldığı bir baloda tekrar karşılaşır ve aklı yine ona kayar. Film bilincinin derinliklerine girer ve Charisse’le bir araya geldiği bir bale hayalinin görüntülerini izleriz. Bale seçimi, önceki tutkulu danslarıyla taban tabana zıttır, Kelly için bunun bir şehvet değil aşk olduğu gerçeğini vurgular. Protagonistin bilincinde derinlere inmek, Der blaue Engel’de yoktur. Bu da Donen ve Kelly ile von Sternberg arasındaki başka bir mücadele olduğunu gösterir ve protagonist için dans etmenin ne kadar önemli olduğunun bir ifadesidir. Gündüz düşlerine kapılan Kelly gerçeğe döner ve Charisse’e yaklaşır ancak Charisse onu kovarak gangster sevgilisiyle gider. Balodan üzgün ve kalbi kırılmış bir şekilde ayrılır, ancak kendisinin en baştaki haline benzer şekilde başarı için tırmalayan genç bir adamla tanıştığında tekrar canlanır. Kelly dansına, sanatına geri gönder ve etrafı renkli ışıklarla sarılmış haldeyken film içindeki filmi "It's a Broadway Melody" müzikal cümlesiyle bitirir.

Der blaue Engel filminin sonunda ölen Rath’in aksine, Kelly’nin karakteri, kendi içindeki canlılığı ve sanatsal dürtüyü tekrar keşfeder. Film içindeki filmi bir Broadway kutlamasıyla sonlandırma seçimi, Amerikan kültürüne ve onun canlılığına bir övgü niteliği taşır. Rath, Alman burjuvazisinin çöküşünü ve Lola-Lola kişinin cinsel dürtüsünden sonra doğru yoldan sapmasını simgelerken, Kelly’nin karakteri daha sonra Broadway Melody'ye dönüşecek olan yaratıcılık ve canlılıkla tanımlanır.

Donen ve Kelly, Der blaue Engel’i "yanlış okumayı" ve eseri sanatsal yaratıcısı olan von Sternberg’in ulaşmadığı bir sanatsal mükemmelliğe ulaştırmayı seçmişlerdir. Ayrıca, von Sternberg’in sanatsal başarılarını da yanlış okumayı tercih etmişlerdir. Der blaue Engel filmi, ikonik şuh kadın imajıyla ve protagonistin duygusal yaşamına girmesiyle ünlüdür. Donen ve Kelly şuh kadını yanlış okurlar, ara metindeki kadın karakterden bile daha ilkel ve hafif gösterirler ve protagonistin bilincine girerek içsel yaşamını daha iyi anlarlar.

Bununla birlikte, buradaki "yanlış okuma" yalnızca sanatsal bir uğraş, bir "en iyilerle mücadele" durumu değil, aynı zamanda kültürel bir savaştır. Kelly’nin Amerikan kültürünü temsil eden canlı imajı, Alman burjuva kültürünü temsil eden Rath’in dejenere ve boş karakterinin tam zıttıdır. Aşık oldukları kadın tarafından terk edilme deneyimlerinin neden olduğu kalp kırıklığı her ikisinin de kendi içine kapanmasına yol açar, ancak Rath ruhunda boşluğa düşerken, Kelly kendi içindeki canlılık ve yaratıcılık gücünü ortaya çıkartır. Der blaue Engel'in sonunda Rath eski masasının başında yalnız başına ölür, filmdeki bu yalnızlığın ve ölümün aksine, film içindeki Broadway Melody filmi bir kutlamayla sona erer. Kelly, bir dizi dansçı eşliğinde renkli ışıklar altında "The Broadway Melody" şarkısını söyler.

Donen ve Kelly’nin eseri "yanlış okuyarak" sanatsal yaratıcısının gölgesinden ve yüksek kültür olarak kabul edilen şeyin gölgesinden sıyrıldıklarını söylemek mümkündür. Gerçek sanatın temsilcisi olarak, yaratıcılık ve canlılık arzusundan doğan popüler Amerikan kültürünü zirveye taşırlar.

Sonuç

Singin’ in the Rain filmi, sessiz sinemadan sesli sinemaya geçişe odaklanır. Ses sistemindeki teknik gelişmelerin, yeni bir sinematik janrı meydana getiren olanakları nasıl yarattığını ve yeni bir dil icat etme gerekliliğinin nasıl doğduğunu gösterir. Sinema gelişen bir sanattır, ancak dramatik yapıdaki değişiklikler endüstrideki teknolojik gelişmelerle aynı hızda gerçekleşmez (Preminger, 1995). Bugünlerde sinematik kanal büyük teknolojik gelişmelerden etkilendiği için (3D sinema salonları ve bilgisayar animasyonu gibi), sesin gelişi ve bunun yarattığı etki, hem teknik hem de sanatsal olarak bugün meydana gelen değişikliklere yeni bir bakış açısı sunabilmektedir.

Singin’ in the Rain filmi, sinematik dil ve sinematik kanalla ilgili olup, yeni bir dil bulma fikrini, yani sesli filmlerin kullandığı dili ele alır. Bloom’un teorisine göre bir dil oluşturmak her sanatçının hayalidir, sanatçının orijinallik ve yenilik arzusunu gerçekleştirir. Bununla birlikte bu film, sesli filmlere geçildikten yirmi yıl sonra yapılmıştır ve yaratıcıları, yeni sinematik dil zaten oluşturulduktan sonra, muhtemelen geç doğmuş olmalarından pişmanlık duymaktadır (Bloom’un cümlesini kullanmak gerekirse). Burada sunulan çözüm, bir dilin icat edilmesiyle ilgili bir film yapmak ve sinematik dilin doğasına yönelirken kanonik ara metinleri "yanlış okumaktır".

Ara metin olarak faydalanılan Amerikan müzikali (The Broadway Melody) ve diğeri yenilikçi Alman filmi (Der blaue Engel), sesli filmlerin dilini şekillendiren iki farklı sinematik dil sunmaktadır. Donen ve Kelly bu ara metinleri "yanlış okuyarak" yalnızca kanalın gelişimine değil, aynı zamanda dönemin eleştirel söylemlerine de atıfta bulunurlar. 1920’lerde, Alman yönetmenler sanatçı olarak görülüyordu ve Alman filmlerine eleştirel ve sanatsal konuşmalarda büyük bir yer veriliyordu (Allen ve Gomery, 1985). Singin’ in the Rain filmi, yalnızca sinematik anlamda değil, aynı zamanda akademik anlamda da 1920’lere döner. Amerikan popüler filmleri ve Alman sanatsal filmleri hakkında tartışmayla bağlantı kurar. O zamanların mevcut algısına itiraz eder, popüler görüşün aksine gerçek sanatın Alman filmleriyle değil eğlenceli Amerikan müzikalleriyle temsil edildiğini dolaylı olarak iddia eder.

Singin’ in the Rain filmi, kendi izleyicisi için farkındalık oluşturmaya çalışırken, farklı izleyiciler için de herkesin erişebileceği eğlenceli bir müzikaldir. Bu nedenle, Amerikan müzikalinin gerçek bir sanat türü olduğunu iddia eden Donen ve Kelly hem sinematik dil ve kanalın varlığıyla ilgili düşüncelerini derinlemesine aktaran, hem de eğlenceli bir müzikal çekerek amaçlarına ulaşmış gibi görünmektedir.

Kaynakça
Arthur Freed. (Producer), & Stanley Donen and Gene Kelly (Directors). (1952).
Singin' in the Rain. USA: Metro-Goldwin-Mayer. Film
Ben-Porat, Ziva. Intertextuality. In: Ha-Sifrut, 2/34.1985. 170-178 [Hebrew].
Riffaterre, Michael. Semiotics of Poetry. Bloomington: Indiana UP. 1978. Print.
Bloom, Harold. The Anxiety of Influence: A Theory of Poetry. London: Oxford UP. 1973. Print.
Bloom, Harold. A Map of Misreading. London: Oxford UP. 1975. Print.
Thalberg, Irving and Weingarten, Lawrence. (Producers), & Beaumont, Harry (Director) (1929). The Broadway Melody. USA: Metro-Goldwin-Mayer. Film. Erich Pommer, (Producer), & Joseph Von Stemberg (Director). (1930). Der blaue Engel. Germany: Universum Film A.G. Film.
Preminger, Aner. Literature, Movies and Prejudices.1996 http://www.education.gov.il/tochniyot_limudim/sifrut/asi16004.htm [Hebrew]
Preminger, Aner. Enchanted Screen: A Chronology of Media and Language. Tel Aviv: The Open University of Israel Press [Hebrew]. 1995. Print.
Allen, Robert Clyde and Gomery, Douglas. Film History: Theory and Practice. New York: Knopf. 1985. Print.


Yazar: Talya Alon
Çevirmen: Aylin Torun
Kaynak: https://www.salisbury.edu/lfq/_issues/45_3/its_raining_films.html

Hiç yorum yok: