21 Mart 2019 Perşembe

Dilbilim Meraklılarına Roland Breton'dan Dünya Dilleri Atlası

1931 doğumlu Fransız coğrafya profesörü Roland Breton'un ilk olarak 2003 yılında Atlas des langues du monde : une pluralité fragile adıyla Fransa'da daha sonra 2007 yılında Orçun Türkay çevirisiyle NTV Yayınları'ndan Türkiye'de yayınlanan dilbilim kitabı. Dilbilime coğrafi yaklaşım getirerek dillerin haritasını çıkaran Breton, dilbilime giriş yapmak isteyenlere, haritalarla ve grafiklerle basitleştirilmiş bir anlatıma sahip kapsamlı bir özet sunuyor. Dilleri dört açıdan ele alıyor. Birinci bölümde dillerin akrabalığı, ailelere olan dağılımı; ikinci bölümde dillerin devlet, nüfus ve birey ölçeğinde kullanımı; üçüncü bölümde başlıca anakaralarda dillerin dağılımı; dördüncü bölümde ulusal dillerin değer kazanması ve dilleri gelecekte bekleyen tehlikeler işleniyor.


Kitabın salt Saussure dilbiliminden bahsetmediğini söyleyeyim. Dilbilimi farklı disiplinlerle birlikte ele alıyor, böylece daha güncel ve pratik bir hale sokuyor.
.. nicel olguların göz önüne serilmesini sağlayacak başka olanaklardan, örneğin ilgili nüfusların hacmi ve büyümesine ilişkin, özetle nüfus-dilbilime ilişkin grafiklerden ve çizimlerden yararlanılmıştır. Buna koşut olarak dillerin toplum içinde (toplum-dilbilimsel), doğal topluluklar içinde (etnik dilbilimsel) ya da hepsi açıkça ya da dğil “dil planlaması” (language planning) yürüten devletler tarafından (siyaset-dilbilimsel) kullanımına ilişkin bu değişimlerin nitel durumları da incelenmiştir. (sf. 8-9)
Temel olarak baz aldığı dil aileleri şu şekilde: Hint-Avrupa, Amerika yerli dilleri, Ural-Altay, Çin-Tibet, Avustrik, Dravid, Hami-Sami, Africa. İlerleyen bölümlerde her bir dil ailesini detaylandırıyor.
Dünya üzerinde bulunan dillerin toplam sayısıyla ilgili çarpıcı bilgiler sunuluyor. 1999'da yapılan bir incelemeye göre, dünya üzerinde 6784 dil konuşulmakta! Bunların lehçelerini, bölgesel kullanımlarını hesaba katınca daha da içinden çıkılmaz bir tablo söz konusu.
Dallas’ta Barbara F. Grimes’ın, Summer Institute of Linguistics’in desteğiyle, 1951’den beri aşağı yukarı her dört yılda bir yayımladığı Ethnologue, Languages of the World aralarında birçok Protestan misyonerin de bulunduğu dünya çapındaki bir haberciler ağından yararlanıyor. Her sayıda gitgide artan bir dil sayısı çıkıyor ortaya: 1992’de 6528, 1996’da 6703, 1999’da 6784...

Başka ilgi çekici bir döküm de David Dalby’nin 2000 yılında Galler’deki Hebron Dilbilim Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan The Linguasphere Register of the World’s Languages and Speech Communities adlı çalışmasıdır; 4994 “dış” dil (outer languages) içeren 13840 “iç” dil ve 8881 lehçe bulunduğunu ileri sürer. Bu sınıflandırma üç farklı karşılıklı anlaşılabilirlik düzeyini yansıtır – birçok iç dili ve lehçeyi içerebilen bir dış dil. Bu şekilde, D. Dalby’ye göre, iyi bilinen bir örneği, tek bir dış dil olan Sırp-Hırvat dilini ele alırsak, o 9 iç dili içerecektir. 3 yazınsal ve 6 bölgesel dil; bu bölgesel dillerin birinin, Sırpçanın da 9 lehçesi olacaktır. Dış dil Slovence 13 iç dile ve 49 lehçeye bölünerek tüm rekorları alt üst eder! (sf. 15)
Kreol, Picin, Lekt kavramları basitçe açıklıyor. Dilbilimin derinlerine dalacaksanız bu kavramları bilmenizde fayda var.
Kreoller doğduğu topraklardan koparılıp karışmış, efendilerinin dillerini konuşmaya zorlanan ve o dillere kendi anadillerinden öğeler katan eski köle hakların melez dilleridir. Picinlerse bir sömürge sisteminde çalışan yerli halkların ikincil, aracı dilleridir; sömürgeci dillerinin basitleştirilmiş halidir. (sf. 15)

Dilbilimciler kesin biçimde her konuşma şeklinin ya da her bölgesel dilin – ister bir ya da birçok ülkede tüm bir halk tarafından konuşulan bir dil olsun – ister dilin o halkın bir bölümünün kullandığı farklı bir çeşidi olsun, bir “lekt” olduğunu düşünüyorlar. Bu bir bölgeye ait olduğunda, diyalekt (lehçe) olarak adlandırılır; ama söz konusu olan toplumsal bir sınıf olduğunda, “sosyolekt” adını alır (halk dili, orta sınıfın dili ya da kurallı, resmi, akademik dil için basilekt, mezolekt ve akrolekt);

- isterse de adına “idiolekt” denen, her bireye özgü kullanım olsun. (sf. 15)
Dünyanın en yaygın olarak konuşulan ikinci yabancı dili Fransızcanın gelişimini ve bugünkü haline gelişini çok özet şekilde açıklıyor.  
Fransız dilinin doğuşu antikçağın sonunda Galya’da Latince konuşulan bölgenin ortaçağda bölünmesinden ileti gelir. Üç lehçe kümesi gelişimleri son derece farklı olan üç gizil dilin alt katmanı oalrak ortaya çıktı: kuzeyde langue d’oil, güneyde langue d’oc ve doğuda, ikisinin arasında, Fransız-Provans lehçeleri. Sadece langue d’oil ortak alanın bütünü içinde her düzeyde kullanılmasını ve “Fransızca” sözcüğünü kendi tekeline almasını sağlayan ulusal bir konum elde etti. Dolayısıyla, merkezi bir ağzın sağladığı bu erken üstünlük tüm öteki yerel biçimlerin hızla gerilemesine, toprak kaybetmelerine yol açtı. Oil bölgesinde lehçeler çok büyük ölçüde ortadan kalktı; en büyük direnci Belçika’ya yakınlığından ötürü Valon lehçesi gösterdi. Aynı şekilde, Fransız-Provans lehçeleri de İsviçre’nin Fransızca konuşulan bölgelerinde diğer yerlerden daha fazla yaşadı. XII. Yüzyıldan sonra Albi Haçlı Seferi’nin doğrudan Krallığa bağlanmasına neden olduğu Oc bölgesine gelince, oraya da Paris Fransızcası dayatılacaktı.

Günümüzde, Fransa’da lehçelerin çoğu yittiyse de, belli bir dilsel çeşitlilikten söz edilebilir. Örneğin hemencecik fark edilebilir vurgularıyla ve özel alt katmanlardan ileri gelen sözcük kalıntılarıyla kendini belli eden “bölgesel Fransızcalar”ın ortaya çıkışı: Belçika, Yukarı Marne, Alsace, Neuchâte, Vaud, Marsilya, Toulouse, Korsika, Cezayir Fransızcası vs. Ayrıca Paris argosu ya da Verlan ve az çok Mağripli vurgular taşıyan banliyö ağızları gibi, farklı bir konum edinmek isteyen gruplara özgü bir bağ oluşturmak üzere yaratılan ya da ağırlaştırılan argolara da değinilebilir. Bunlarla birlikte, dil alanındaki genel görünüme başlıca göçmek toplulukları ya da onların çocukları tarafından getirilen yabancı dil etkisi de sürüyor: İtalyanca, Ermenice, Lehçe, İspanyolca, vb. (sf. 19)
Dilbilimci David J. Peterson'ın Game of Thrones için oluşturduğu Valyrian ve Dothraki dilleri, Peterson'ın Duolingo'ya eklediği Valyrian derslerinden sonra günümüzde çok popüler bir konu haline geldi. Yapay dil kavramı aslında 19. yüzyılın sonlarında ilgi görmeye başlıyor. Günümüzde sadece birkaç kişinin konuşmaya devam ettiği, o günden bu güne gelmiş birkaç yapay dil mevcut. Şu an hala en çok konuşulan yapay dil, bildiğiniz gibi Esperanto.
(...) yapay ya da planlı diller ardır. En dikkat çekici denemeler Schleyer’in (1879) Volapükü (world-speak), Zamenhof’un (1887) Esperantosu, Couturat’nın (1907) İdosu (Esperantonun bir bolu) ve Gode’un (1951) Interlinguasıdır. Esperanto en yayın yapay dildir. Artık bir bülteni bulunmayan Volapükü konuşan insanların sayısı aşağı yukarı on kişi olarak tahmin ediliyor; hala bir gazetesi olan İdonunkilerse altmış kadarlar, Interlinguanunkiler de birkaç yayınla 200’ü buluyorlar. Esperantoya gelince, dünya üstünde yaklaşık 8.000.000 ilgili kişiden 500.000’i bu dilin etkin kullanıcısı konumunda. Her yıl Esperanto dilinde 100 süreli yayın ve yaklaşık 200 kitap yayınlanıyor. (sf. 21)
Başta İngilizce ve Fransızca olmak üzere, uluslararası kullanılan diğer dillere de kısaca yer veriliyor. Svahili beni şaşırtan bir dil oldu örneğin, sadece Kenyalıların konuştuğunu düşünürdüm. 
İngilizce ve Fransızcadan sonra dört uluslararası dil anakaralar arası bir yayılıma sahiptir (İspanyolca, Portekizce, Arapça ve Hollandaca); başka beş dil de birbirine yakın birçok devlete yayılmıştır (Almanca, Rusça, Farsça, Endonezya dili ve Svahili). (sf. 28)
İkidillilik kavramı, bir hakim grubun toprağına sonradan gelip egemenlik kuran başka bir hakim grubun o bölgeye beraberinde kendi dilini de getirmesiyle meydana geliyor. Dünyada bunun zıt bir örneği var, Yahudiler. Tarih boyu oradan oraya azınlık olarak sürüklenen ve anadillerinin yanında gittikleri ülkenin de dilini konuşan, bu ikisini birleştirip ortak bir dil üreten ve sonra tüm bu yapısı değiştirilmiş dilleri kendi topraklarına geri götüren bir topluluk.
Yahudi diasporası, bir toplumun dünyaya dağılmasıyla ikidilliliğin ne hale geldiğini gösteriyor. Yahudiler her yerde din ve kültür dili olarak İbraniceyi korudular; 135’te Romalılar onları bozguna uğratmadan çok daha önce bu dilin sözlü kullanımını bırakmışlar ve Aramca konuşmaya başlamışlardır. Ardından, gündelik yaşamda onları kabul eden halkların dillerini kullanmaya başladılar, ama aralarında bunları İbraniceleştirerek konuşuyor, yerel yazımdan yararlanıyorlardı Selanik ya da Konstantinopolis’e götürülen Yahudi İspanyolcası, Rusya’ya ve Amerika’ya götürülen Yidiş dili ya da Litvanya ya da Orta Asya’ya götürülen Yahudi Türkçesi ve Kırım Yahudi Tatarcası gibi yeni göçler sırasında da çoğunlukla bu ağızları korudular. En sonunda, İsrail’e döndüklerinde, onların çocukları çağdaş İbraniceye geçti. Burada eski dünyanın geleneksel diasporasının gündelik dil kullanımları görülüyor. Çağdaş diaspora Yahudilerine değinilmedi. (sf. 45)
Din dili olması sayesinde, dünyaya en çok yayılmış dillerden biri de Arapça. Arapçayı iki şekilde ele almak gerekiyor; asla değişmeyen klasik Kuran Arapçası ve farklı ülke vatandaşlarının bir araya gelince birbirini anlayamayacağı kadar değişkenlik gösteren sokak Arapçası. Libya'da konuşulan Arapça Cezayir'de anlaşılmıyor örneğin. Cezayirliler ve Faslılar birbirlerini anlıyorlar ama kimi harfleri daha başka telaffuz ediyorlar, vs.
Arapçanın geleneksel dağılımını ve bu dilin halkların anadili, devletlerin resmi dili olduğu bölgelerle kısıtlı değildir. Kuran’ın dili Arapça Müslüman dünyasının bütününde kullanılır. Bununla birlikte, sadece dilbilim planında kalınırsa, dünyada konuşulan dördüncü dil olan bu dilin bütünlükten yoksun olduğu görülür. Birçok kullanım düzeyine göre bölünmüştür aslında. Din ve kültür dili olan Klasik Arapça ya da Kuran Arapçası tektir ve kesin hatlarıyla belirlenmiştir; ama yüzyıllardan beri her yerde Kuran okullarında okutulsa da, artık halkların konuştuğu bir dil değildir. Dünyanın bir ucundan ötekine Arapçanın karşılıklı anlaşılmayacak denli farklı birçok lehçesi vardır: Bunlar özellikle hiçbir şekilde yazınsallaştırılmayan, resmi dil özelliği kazanmayan Mağrip (Arapça Batı) ve Maşrık (Doğu) lehçeleridir. Bunların üstüne kendiliğinden üç ağız yaygınlaşmıştır: Başta Klasik Arapçaya çok yakın olan Kahire aşk şarkılarınınki, sonra basın ve radyonunki, daha doğrusu Maşrıki (Doğu) ve son olarak da özellikle merkezi Bahreyn’de bulunan El Cezire Kalanı (Ada) tarafında yaygınlaştırılan televizyon ağzı. (sf. 51)
Kitabın bir bölümünde de Türkçenin kökeninden bahsediliyor. Farsçayla birlikte Türkçe, etrafındaki topluluklara yayılan diller arasında gösteriliyor.
Antikçağdan beri Orta Asya’ya yayılan Hint-Avrupa dilleri, XI. yüzyıldan sonra bozkırlardan ve Altay’dan gelen Türklerin istilalarıyla karşı karşıya kaldı ve Müslümanlığın hizmetine girip Arapça-Farsça gücünün yerini aldılar. Ayrıca, Türkçe ailesinden diller de göçmen topluluklar halinde tüm Ortadoğuya yayılmıştı; bu topluluklar yavaş yavaş yerleşik düzene geçti ve diller kentli çevrelerin, devletlerin ve imparatorlukların ifade aracı haline geldi. Bugün, egemen olan Türkçe diller, batıdan doğuya Türkiye’de konuşulan Türkçe (Eski Osmanlıca); ona çok yakın olan ve Azerbeycan’dan İran’ın tüm kuzeybatısıyla ve küçük topluluklar halinde tüm ülkeye yayılmış olan Azeri Türkçesi; S.S.C.B.’de ortaçağdaki Çağatay Türkçesinden hareketle yapılandırılmış, Eski Türkistan’ın dört ulusa dili: Türkmence, Özbekçe, Kırgızca ve Kazakça. Mustafa Kemal’in gerçekleştirdiği devrimden sonra tüm bu diller Latin abecesini benimsemişlerdi; 1989’dan sonra bundan vazgeçilmiştir. Şimdi de hala uydu yayınlarını ya da Türkiye’den gelen kasetleri rahatlıkla anlayabilecek kadar Türkçeye yakın diller bunlar ve kendilerini aynı halk ailesine ait hissediyorlar. (sf. 53)
Tek baskı yapılmış ve şu anda internette satışını bulmak çok kolay değil. Bir hafta sonu, kurgudan sıkılanlarınızın eline alıp sayfalar arasında dolaşarak güzel vakit geçirmesini sağlayacak bir kitap. Ben de böylece siteye sadece kurgular hakkında içerik üretme kuralımdan sıyrılmış ve buraya kurgu dışı bir kitap hakkında küçük notlarımı düşmüş olayım.