24 Temmuz 2018 Salı

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#7) The Vile Village


Serinin yedinci kitabı The Vile Village, 2001'de HarperCollins'ten yayınlanır. Türkiye'de 2004 yılında Doğan ve Egmont Yayıncılık'tan Karga Laneti ismiyle çıkar. Her türlü bilim ve teknolojinin yasak olduğu V.F.D köyünde, tüm köylülere evlatlık verilen Baudelaire'ler burada Kont Olaf'ın kirli planlarından kurtulmak için topluluk psikolojisini etkilemeye, basit teknolojilerle kendilerini kısıldıkları kapandan kurtarmaya ve okudukları kitaplardan hatırladıkları kadarıyla gizemleri çözmeye çalışırlar. Serinin klasik olay örgüsü bu kitapta da kendini tekrar eder. Her öyküdeki gibi yeni bir iyi karakter, her öyküden farklı olarak iki büyük hezeyan yaşarlar.

İlk kitaptan bu yana farklı varislere verilen Baudelaire'ler, bu kitapta tüm bir köye evlatlık verilir. Her zamanki gibi, varisleriyle tanıştıktan çok kısa bir süre sonra korkunç bir yere düştüklerini fark ederler. Kural koymayı seven ve cezalandırma konusunda çok katı olan köy halkı arasında, iyi fakat etkisiz bir karakter olan Hector'dan hikaye boyunca yardım alırlar, onun sayesinde durumlarını avantaja çevirmeye çalışırlar. Bu sırada Kont Olaf hain planlarını kılık değiştirerek işlemeye ve tüm yetişkinleri kendisine inandırmaya devam eder. Baudelaire'ler bu kez tek bir dar kafalı varisle değil, tüm köy halkıyla uğraşmak zorundadır. Üstelik köy halkı tam bir Orta Çağ tasviri gibidir. Teknoloji yasaktır, bilim yasaktır, kurallara uymayanlar yakılarak öldürülür. Baudelaire'ler bir yandan katı köy sakinleriyle ve Kont Olaf'la uğraşırken diğer tandan Olaf'ın tutsak tuttuğu dostları Quagmire üçüzlerini bulmaya çalışırlar. Sonunda Quagmire'leri bulsalar da Snicket'in uyarılarına rağmen hala okumaya devam edenler, mutlu sonla bitmediğini görür. Bu arada hikayeye annelerini ve Olaf'ı tanıyan ancak hakkında pek bir şey öğrenemeden öldürülen Jacques Snicket karakteri girer. 


Kitapta çeşitli edebi ve mitolojik atıflar vardır. Baudelaire'ler köyün silüetine uzaktan baktıklarında, yüzeyin her bir noktasında kargalar olduğunu görürler. Bu, Yunan mitolojisine göre kötü talihi temsil eden kuzgunları anımsatır. Mitolojiyi kendi üslubunca naifleştiren Snicket, kargaları kullanarak, sayıca bu kadar çokken, okura bu bölümde Baudelaire'leri en kötü şeylerin beklediğini 'müjdeler'. Kuzgunlar ayrıca mitolojide kahin tanrı Apollon ile ilişkilendirilir. Rivayete göre Apollon ölümlü dünyayla kuzgun aracılığıyla iletişim kurar. Hatta bir gün sevgilisi Coronis'i gözetlemesi için dünyaya beyaz bir kuzgun gönderir, kuzgun Apollon'a sevgilisinin sadakatsizliğiyle ilgili kötü haberleri verdiğinde Apollon sinirlenir ve tüm kuzgunları siyaha çevirir. Hikayede Tanrısal (omniscient) anlatıcı Snicket, yine her zamanki gibi sık sık hikayeye girer, flashforward'lar yaparak Baudelaire'lerin talihsiz sonlarıyla ilgili spoiler verir. Bir nevi hikayenin akışıyla ilgili sürekli kehanetlerde bulunur. Ayrıca Quagmire üçüzleri tıpkı mitolojideki gibi kargaları postacı olarak kullanırlar, onların yağmurla nemlenen ayaklarına gizli mesajlar içeren şiirlerini yapıştırıp Baudelaire'lere ulaştırırlar. Yine Hector'un bahçesindeki Nevermore Tree, Edgar Allan Poe'nun Kuzgun şiirine bir atıftır. Hikayede mitoloji ve edebiyattan birçok korku öğesi yer alır bu kez. Tüm bu 19. yüzyıl korku edebiyatı atmosferinin içine modern bir karakter ve bir parça buhar çılgınlığı (steampunk) yerleştirilmiştir. Kasvetli ihtiyar heyetinde gerildiği için ağzını açıp tek kelime edemeyen Hector, evine geldiğinde tam tersine çocuklara karşı çok nazik ve düşünceli davranır. Tekniğe ve edebiyata ilgileri olduğunu öğrendikten sonra onlara üzerinde çalıştığı kendi gücüyle çalışan balon evi ve gizli kütüphaneyi gösterir. Baudelaire yetimleri köye indiklerinde Edgar Allan Poe atmosferine girip Hector'un evine geldiklerinde tekrar çağımıza dönerek dostlarını kurtarma planları hakkında çalışmalarına devam ederler.

Kitapla Dizi Arasındaki Önemli Farklar 

Dizi bu noktada kitaptan biraz farklılaşır. Kitapta tasvir edilen atmosferi, halihazırda tuhaf olan karakterleri daha da tuhaflaştırarak ve esprileri absürtleştirerek karikatürize bir atmosfere dönüştürür. Hector'u ise bir sirk palyaçosunu andıran mimiklere ve büyük bayılma hareketlerine boğarak kurgunun tek modern karakterini geri plana iter. Onun yerine dizinin en başından itibaren Jacques Snicket, Olivia, Kont Olaf ve Esmé'nin karakterlerine odaklanarak hikayeyi Quagmire'leri arayan Baudelaire'ler ekseninden çıkarıp Kont Olaf'ı arayan teşkilat üyeleri eksenine taşır. Kitapta kasabada olduğunu sonradan öğrendiğimiz ve o ana kadar adını hiç duymadığımız Jacques Snicket, dizide birkaç bölümdür zaten kilit rollerden birini canlandırmaktadır. Beatrice ve Esmé arasındaki husumetin bir şeker kasesinden kaynaklandığını öğreniriz, ki kitapta böyle bir şey yoktur. Aynı şekilde Kitapta herkesle birlikte sonunda öğrendiğimiz Luciana-Esmé eşleşmesini dizinin ilk sahnelerinde öğreniriz.


Kitap çok düz ve geniş bir kasabaya doğru yürüyen Baudelaire'lerin ufukta titreyen silüetler görmesi ve bunların kargalar olduğunu fark etmesiyle başlar. Mükemmel ve ilgi çekici bir giriştir. Dizide kargalara pek de vurgu yapılmaz. Kitabın kargalara verdiği hafif korkutucu karakter dizide pek de hissettirilmez. 

Kitapta İhtiyar Heyeti son derece ciddi, tepkisiz, sabit görüşlü ve ilke sahibi bir topluluk olarak tasvir edilir. Dizide ise çeşitli absürtlüklerle ve eğlenceli müziklerle daha çok bir komedi öğesi olarak işlenir. Bu da dizinin havasını değiştirir.

Kitapla dizi arasındaki en büyük fark, dizinin V.F.D. kasabasında Olaf ve Snicket'in arasındaki bağa sürekli olarak gönderme yapmasıdır. Eskiden itfaiye olan terk edilmiş bar, eskiden iyi olduğu ima edilen Olaf ve arkadaşlarının takıldığı yerdir. Dizinin sonunda anlamını öğrenmeye bir adım daha yaklaştığımız göz şeklinde bir penceresi bulunur. Snicket dizi boyunca Olaf'ı etik değerlerini gözden geçirmeye, iyilik için savaşmaya davet eder. Ona eskiden bar itfaiye istasyonuyken, kitaplara kaydettikleri güzel işleri hatırlatır. Operada olanlar için üzgün olduğunu, Olaf'a teşkilata tekrar katılması halinde cezasının ağır olmayacağını söyler. Olaf Jacques'a aşk hayatımı eskiden de tasvip etmezdin der, vs. Ne yazık ki Olaf'ın eski günleriyle ilgili daha fazla ipucu elde edemeden, tıpkı kitaptaki gibi öldürülür. 

Kitapta yetimler kendilerine vasi atanan tüm köy halkını aynı anda ikna edebilmek için psikolojiden biraz faydalanıp mobbing uygulamalarını kalabalık üzerinde uygulamaya çalışır. Burada aslında sabit fikirli bir kalabalıkla uğraşmanın ne kadar zor olduğu, manasızca konmuş kurallara körü körüne inanan ve ceza sistemini abartan bir toplulukla hayatın ne kadar çekilmez ve boğucu olduğuna ufak ufak değinilir ama bunlar dizide çok hissedilmez.


Kitaptaki Hector, İhtiyar Heyetinin karşısına çıkmadığı durumlarda tamamen modern bir karakterdir. Çocukları rahatlatmaya, onlara yardımcı olmaya, keyif almalarını sağlamaya çalışır. Bu arada yasaklara kendince karşı koyup atölyesinde icatlarını gerçekleştiren, kütüphanesindeki kitaplarını okuyan bir insandır. Kendisini strese sokan bir durum olduğunda kendisini Meksika yemekleri pişirip yemeye verir. İş İhtiyar Heyeti karşısında çocukları savunmaya gelince herkesi hayal kırıklığına uğratsa da, kendi tarzıyla onlara yardımcı olur. Dizide ise İhtiyar heyetini görünce bayılan, Baudelaire'lerin kendisine Luciana'nın Esmé olduğunu ilk anlattıklarında "hiçbir şey anlamadım" tepkisi veren, ne idiği belirsin bir anne hikayesi anlatan, Baudelaire'lerin hikayesini baştan dinleyince bu sefer manasızca ağlamaya başlayan sevimsiz bir karaktere dönüşür. 

Dizideki bir başka sinir bozucu şey de, Olaf ve Esmé'nin sürekli olarak kendilerinin Olaf ve çetesi olduğunu ele verecek olan potlar kırmaları ve civardaki yetişkinlerin bundan asla şüphelenmemesidir. Aslında kitapta da yetişkinlerin bu ikna edilemezliği sık sık karşımıza çıkar. Dizi bu noktada her ne kadar seyri sinir bozucu olsa da hikayeyi doğru yerinden karikatürize eder. 

Dizide Sunny'nin zeki, cesur ve fırlama replikleri birebir uyarlanmasa da Sunny karakteri doğru tasvir edilir. Sonunda sürdüğü kamyonla aşırı aşırı tatlı bir sonla bitirirler hikayeyi. Kitapta Sunny yürümeye henüz başlamışken, dizide kamyon sürmeye başlar. Bu da sevimli bir değişikliktir.

Hiç yorum yok: