Çizgi Romandan Filme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çizgi Romandan Filme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Çizgi Romandan Filme: The Punisher (1986)

 İlk olarak 1974 yılında The Amazing Spider Man'in 129. sayısında boy gösteren Marvel karakteri The Punisher, o dönem Spider Man'ı yazan Gary Conway tarafından, Don Pandleton'ın yazdığı The Executioner karakterinden esinlenilerek oluşturulur. Eski bir FBI ajanı olan Frank Castle, karısı ve çocukları kötü adamlar tarafından öldürüldüğünde eski hayatını ardında bırakır, intikam yemini eder ve kötülere karşı savaş açar. Etrafta dolaşan gangsterleri, suçluları hedef alan duygusuz bir ölüm makinesi, adalet dağıtıcısıdır. Conway ilk olarak Stan Lee'ye karakterin isminin Assassin olmasını önerir. Ancak Stan Lee, bu kelimedeki olumsuz çağrışımların karakterin çıkış noktası olan iyilikle çeliştiğini düşünerek karaktere The Punisher ismini önerir. Yıllar boyunca Spider Man, Nightcrawler ve Daredevil'de ara ara görünen karakter, ilk olarak 1986 yılında 5 sayılık bir mini seri olarak kendi ismiyle yayınlanır. Yanlış bir banner nedeniyle sayıların üzerinde "4 sayılık özel edisyon" yazsa da, toplam 5 sayıdan oluşur. Bundan sonra 100 küsur sayılık serilerle 1990'ların ortasına kadar popülerliğini korur. Ekonomik kısıtlamalar nedeniyle verilen bir aranın ardından 90'ların sonuna doğru tekrar gündeme gelir, günümüze kadar çeşitli serilerle yayınlanmaya devam eder.

Marvel'ın bu karanlık karakteri elbette film yapımcılarının gözünden kaçmaz. İlk olarak 1989 yılında nam-ı diğer Ivan Drago, Dolph Lundgren'in başrolde oynadığı filme, daha sonra John Travolta'lı 2004 yapımı filme, daha sonra 2008 yapımı Punisher: War Zone filmine, son olarak da 2017'de yayınlanmaya başlayan, hala devam eden diziye uyarlanır. Yazıda 1986'da yayınlanan 5 sayılık mini seriden, 1989 yapımı filmden ve 1990 yılında The Punisher Movie Special ismiyle bu filmden uyarlanan çizgi romandan bahsedeceğiz.

The Punisher (1986) (Çizgi roman #1 - 5)


Karakterin kendi ismiyle çıkan ilk seridir. Punisher'ın geçmiş yaşamında başından geçenler, intikam motivasyonu okura açıklanır. Geçmişten gelen birkaç düşmanının ismi bu seride geçer. Örneğin daha önce yüzünü tanınmaz hale getirdiği Jigsaw, öldürdüğü Mickey Masserey'nin oğlu Tony, daha önceden ismini duyduğu Nolo Contendre bu sayıda peşinden gelecektir. Bu mini seride Ryker's hapishanesine düşecek, hapishanenin yönetimindekilerin de mensubu olduğu Trust birliğiyle tanışacak, karşısına çıkan tüm kötülerle mücadele edecektir.


#1 Circle of Blood: Frank Castle'ın ailesi Hitman tarafından öldürülür. Acı duygusunu silip kendini suçluları cezalandırmaya adar.  Bu arada Ryker hapishanesinde bir toplu firar planlanmaktadır. Hapishane müdürü kapasitesini gözlemlemek için Punisher'ı hapishaneye atar ve Don Cervello ve azılı düşmanı Jigsaw'un liderliğini yaptığı firarı bastırdığını gördüğünde ona Trust ismindeki, ülkedeki suçu yok etmeyi amaçlayan bağımsız katılımcılardan oluşan gruba katılmayı teklif eder. Trust'a katılmayı kabul ettiği için serbest bırakılan Punisher'ın haberi sokaklarda yayıladursun, Charlie Siciliano birkaç ay önce Punisher tarafından öldürülen Hitman'in oğlu Tony'yi yanına çağırarak onu Punisher'a karşı kışkırtır. Trust kıyafetini üstüne geçiren Punisher ve intikam yemini eden Tony sonraki bölümlerde karşı karşıya gelecektir.

#2 Back to the War: Punisher ünlü mafya babası, çete lideri Wilson Fisk'i haklamak üzere binaya girdiğinde Fisk'in kaçtığını, yem olarak sahte bir Fisk'in öldürüldüğünü görür. Kendisine tuzak olarak yerleştirilen bombanın etkisinden kurtulmak için atlayıp düştüğü çöp konteynerinden onu Angela adında gizemli bir kadın kurtarır ve romantik bir gece geçirirler. Punisher, gerçek Fisk'in nerede saklandığını soruşturmaya başlamadan önce durumu lehine çevirmek için basına Fisk'i kendisinin öldürdüğünü söyleyerek tüm mafya alemine liderlerinin öldüğü yanılgısını yaşatır, böylece bir kaos ortamı yaratır ve kendi ölüm listesinde yer alan kötülerin birbirlerini öldürmesini seyretmeye koyulur. Charlie Siciliano bu kaos ortamının işlerine zarar vereceğini bildiği için taraflar arasında barış sağlamak üzere bir konferans düzenler. Bu arada Tony bir yerde saklanmış, Punisher'ın hamlelerini gözlemlemekte ve intikamını alacağı günü iple çekmektedir. Detroit'li Hitman Nolo Contendre konferansa gelerek karanlık çete üyelerini öldürmeye koyulur. Contendre'yi uzaktan tanıyan ve ona hayranlık besleyen Punisher, onu kimin tuttuğunu öğrenmek için peşine düşer. Öğrenemeyecektir. Taktik olarak başlattığı kaos kontrolünü kaybettiği bir savaşa dönüşmüştür. Ayrıca evi, silahları da birileri tarafından ele geçirilmiştir. Artık hayatta yalnız ve hazırlıksız kalan Punisher, güvenebileceği tek kişi olan Trust kontakt numarasını arar. Telefonu Alaric açar, Angela da yanındadır, bu şüpheli yakınlıktan haberi olmayan Punisher kendisini Trust'a yakın hissetmeye başlayacaktır.

#3 Slaughterday: Ejszaka'nın adamları mafyatik Santiago kardeşlerden Tomas ve Carlos'u öldürür. Çatışmanın içinden sağ kalan Santiago'yu kurtaran Punisher, süregelen savaşı durdurması karşılığında Tomas'a canını korumayı teklif eder. Santiago'nun geçmişinin o kadar da kirli olmadığını, bu nedenle öldürülmeyi hak etmediğini düşünen Punisher onunla iş birliği yaparak savaşı durdurmayı planlar ve ilk hamle olarak Charlie Siciliano'yu tekrar barış konferansı yapmaya ikna etmesini söyler. Bu arada Angela, Punisher'la romantik yakınlığını sürdürmektedir, bir yandan Alaric aralarında geçen konuşmaları dinler. Evini ve eşyalarını tahrip edenin Alaric ve adamları olduğunu öğreniriz, tıpkı Angela'nın Punisher'la yakınlaşması gibi, bu da Punisher'ı Trust'a çekmek için kurulmuş bir kumpastır. Bu arada Mickey Massera'nın oğlu Tony Massera Punisher'ı takibe devam etmektedir, bunu anlayan Punisher onunla yüzleşir ve intikam için peşinde olduğunu öğrendiğinde yaptığı işi sorgulamaya başlar. Onun intikam ateşi başkalarında da intikam hissini körüklemekte ve bitmez bir savaş ortamı oluşmaktadır. Bu savaş ortamında kötülerden daha çok iyilerin ölmesi Punisher'ın canını yakmaktadır. Bu arada Santiago Siciliano'nun öldüğünü öğrenir, öldürenin Punisher olduğunu söylerler. Coriander Punisher kılığına girerek Siciliano'yu ve Santiago'yu öldürür. Yaptıkları için ona minnettar olsa da sorularına cevap bulmak için Coriander'ın peşine düşen Punisher, kovalamaca sırasında Coriander'ın yanlışlıkla bir çocuğu öldürdüğünde yaşadığı yıkımı görür, Coriander'ın asıl kötü adam olamayacağını, onu başka birinin yönettiğini anlar ve Coriander'dan bu kişinin Alaric olduğunu öğrenir. Bunu öğrenmesiyle birlikte Angela sahneye çıkar, her şeyi açıklar ve Punisher'ı vurarak kaçar. Artık tüm kartlar açılmıştır.

#4 Final Solution: Punisher, kendisini Angela ve Alaric'e götürmesi için hapishane müdürünün yardımcısına gider, tam içeri girdiğinde Punisher kılığına giren başka bir adam müdür yardımcısını öldürecektir. Dosyaları arasından müdürün yerini bulur ve yanına gider, müdür de bir Punisher tarafından öldürülmek üzereyken onu kurtarır, Alaric'le ilgili bilgi alır. Alaric suça karşı savaşmak için bir ölüm çetesi kurmuş, azılı suçluların beyinlerini yıkayarak onları birer katil haline getirmiş, karşısına çıkan masum insanlar da dahil olmak üzere ölüm saçan bir birlik oluşturmuştur. Ryker's hapishanesinden hatırladığımız Jigsaw da bu birlikte görev yapmaktadır. Alaric'in yerini müdürden öğrenen Punisher, yolda kendisini takip eden Tony'nin arabasına el koyup Alaric'in evine girmeyi başarır. Alaric, Angela'nın kaçmasını sağlar ve Fisk'in ölmediği ve Alaric'in peşinde olduğunu söyleyerek kendisine karşı isyan belirtileri gösteren Texas'ı öldürtür. Geriye sadece Punisher kalmıştır. Kapana kısılan Punisher'ı zehirli gazlarla etkisiz hale getirir. Amacı beyin yıkamak ve oluşturduğu timin başına Punisher'ı getirmektir.

#5 Finale: Gazlı odada kapana kısılan Punisher, üzerindeki donanımdan ve kıyafetlerinden faydalanarak oradan kaçmayı başarır. Punisher kılığına giren diğer suçlular, beyin yıkanmış hallerinden sıyrılarak kaçışırlar, yalnızca geçmişten kendisine kişisel kin besleyen Jigsaw onunla savaşma cesareti gösterir, elbette yenilecektir. Herkesi aşan Punisher Alaric'le yüzleşmeye gider. Onu öldürmemek için tek bir şartı vardır, Alaric gazeteci Ben Ulrich'i arayıp yaptığı her şeyi itiraf edecek ve Punisher'ın ismini temize çıkaracaktır. Anlaşmayı kabul eden Alaric sağ kalır. Bu arada Tony, Punisher'ın işinin bitmesini beklemiş, onu öldürmek için kapısına dayanmıştır. Punisher'ın intikamla ilgili yaptığı konuşmadan sonra bunun bitmeyecek bir savaş olduğunu anlayan Tony, onu öldürmekten vazgeçer. Alaric'in binasından çıkan Punisher, kapıda bekleyen arabadaki Angela'yı görür, arabanın radyatörüne ateş eder ve Angela'nın arabayla birlikte köprüden düşüşünü seyreder. Kötülüğe karşı savaşan, ancak masumları da yok eden Trust birliği böylece yok olmuştur.

The Punisher (1989) (Film)


Mark Goldblett'in yönettiği film o güne kadar çıkan herhangi bir sayının uyarlaması değildir, tamamen farklı bir hikaye ve farklı karakterler vardır. Yalnızca babasını öldürdüğü için Punisher'dan intikam almak isteyen ünlü gangsterin oğlu Tony 5 sayılık mini seride biraz daha farklı koşullar altında yer alır (babasının ismi ve yaşı değişiktir). Dolph Lundgren, Kim Miyori, Zoska Aleece, Jeroen Krabbé gibi akılda kalıcı performanslara sahip oyuncular dikkat çeker. Çizgi romana göre Frank Castle'ın ailesi piknik sırasında Hitman tarafından öldürülür. Filmde ise Moretti, uyuşturucu çetelerinin üzerine gelen Frank Castle'ı ortadan kaldırmak için arabaya bomba yerleştirerek ailesini öldürür. Punisher'ın motosikleti, yer altı evinde Tanrı'yla yüzleştiği sahneler, Japon dövüş sahneleri akılda kalıcıdır. Çizgi romanın ruhu sayesinde ortalama aksiyon filmlerinden bir adım öne çıkan bir filmdir. Fantastik filmlerin kendine has sahne ve kostüm dekorları sayesinde filmden çirkin bir 80'ler kokusu yayılmaz. Hatta devreye giren İtalyan mafya şıklığı ile kostümlere klasik bir hava hakim denebilir. Dolph ölüm makinesi rolü için aşırı derecede uygun olmasına rağmen, karakterin geçmişindeki normal aile babası vicdanlı adam kostümü üzerine pek yakışmaz, bunu izleyiciye pek hissettiremez. Japon kadınla dövüştüğü sahnede de, gangsterlerin çocuklarını kurtarmaya karar verdiği sahnede de, Tony'nin ona sarılıp ağladığı sahnede de yüzünde aynı boş ifade vardır.

The Punisher: Movie Special (1990)


1989 yapımı filmden sonra çıkan, filmdeki hikayeyi uyarlayan özel bir sayıdır. İç kapakta Punisher'la özdeşleşen kuru kafa simgesini ve tıpkı filmdeki gibi kabzasında kuru kafa oyması bulunan bir bıçağı, bıçağın girdiği yerde, karakterin doğduğu yer olan Spider Man'deki örümcek ağını andıran çatlakları görürüz.

Filmden farklı olarak hikaye biraz daha geçmişten başlar. Frank'in polislik yaptığı günleri, Franco ailesi ve Moretti ile aralarında geçen husumeti, Moretti'nin Frank'in karısını ve çocuklarını öldürdüğü bombalı saldırıyı görürüz. Teğmen Jake, Frank'in yakın bir aile dostudur, filmde buna da pek değinilmez.

Genel olarak filmdeki fiziksel görünümlerle çizgi romanlardaki karakterler pek tutmasa da birkaç karakter birebir çizilmiştir. Tommy, Jake, Sam Leary, alkolik sanatçı.

Filmdeki izlemesi en keyifli karakterler olan duyma engelli üvey kızla dövüş sahneleri çizgi romanda hiç yer almaz, belki de en büyük farkıdır.

Tommy son anda Punisher'ı vurmaktan vazgeçtiğinde ona sarılıp ağlar. Filmdeki Punisher bu ağlama sahnesine tamamen hissiz kalıp kılını kıpırdatmazken, çizgi romandaki Punisher çocuğa sarılır. Çizgi roman yorumu, Frank'in geçmişindeki çocuk sevgisini daha çok vurgulayarak karakterin vicdanlı yönünü daha fazla öne çıkarır. Filmde Dolph'un veremediği "vicdan" hissini hissini çizgi romandaki Punisher gayet net verir.

---

The Punisher dünyasına girmek istiyorsanız, 80'lerde çıkan ilk seriler sizin için iyi bir başlangıç olacak. Punisher (1989) filmi herhangi bir seriden uyarlanmaz dolayısıyla öncesinde bir şey okumanıza gerek yok ancak isterseniz ilk 5 sayılık seriyi okuyup karakter hakkında biraz fikir edinin. Ayrıca yazıda da belirttiğim gibi kendisinden uyarlanan çizgi romanı filmden sonra okuyabilirsiniz. 2004 yapımı filmi izlemeden önce ise Year One ve Welcome Back, Frank serilerini okumanız tavsiyedir. Ayrıca bu filmin de uyarlama bir çizgi romanı var, filmden sonra bakabilirsiniz. 2008 yapımı War Zone filmi zaten aynı isimli seriden uyarlama, izlemeden önce onu okumanız tavsiyedir. 2017'de başlayan dizi bildiğim kadarıyla herhangi bir seriden uyarlama değil, öncesinde genel bir fikriniz olması yeterli.

10 Mart 2018 Cumartesi

Çizgi Romandan Filme: Blue is the Warmest Color

1985 doğumlu Fransız yazar Julie Maroh'un 2010'da orijinal olarak Fransızca Le bleu est une couleur chaude ismiyle yayınlanan eşcinsel, romantik temalı çizgi romanıdır. Tunus doğumlu yönetmen Abdellatif Kechiche çizgi romanı okuduktan sonra aklındaki başka bir film projesiyle birleştirerek 2013 yılında serbest bir şekilde sinemaya uyarlar. Filmin Fransızca ismi La vie d'Adèle - Chapitre 1 et 2 olarak çıkar; Adèle'in Hayatı - Bölüm 1 ve 2. Çizgi romanın sonundaki dramatik bölüm filmde yer almaz. Ayrıca Kechiche, Adèle'in hayatıyla ilgili devam filmi çekebileceğini, bu nedenle filme Bölüm 1 ve 2 alt başlığını eklediğini söyler. Film 2013 yılında Cannes Film Festivali'nde Palme d'Or ödülünü alır.

3 saatlik bu uzun film 15 yaşındaki Adèle ve ondan birkaç yaş daha büyük olan Emma'nın romantik ilişkisini anlatır. Fazla aksiyon yoktur. Karakterlerin ilişkilerinde dönüm noktası oluşturan anları, belgesel tadında detaylı bir şekilde uzun uzun gösterir. Adèle ile Thomas'ın otobüsteki flört sahnesi, Adèle ve Emma'nın tüm sahneleri, Emma'nın arkadaşlarının geldiği günkü tüm sahneler, Adèle'in edebiyat sınıfındaki dersleri, tamamı tüm detaylar ve gerçekliğiyle anlatılır. Filmin merkezindeki Adèle karakteri her sahnede yer alır. Adèle'in hayatı, yüz hizasındaki yakın çekimlerle, makyajsız biçimde, diyaloglar arasındaki tüm sessizlikleri de içerecek biçimde gerçekçi anlatılır. Sette doğallık kaygısıyla makyöz bulundurulmaz, oyuncuların makyaj yapmasına çoğunlukla izin verilmez. Ayrıca oyuncular tamamen repliklere bağlı değildir. Repliklerini bir kez okuduktan sonra sahneleri çekmeye başlarlar. Doğaçlamalarla daha doğal diyaloglar oluştururlar.
"I don't want it to look like life, I want it to actually be life. Real moments of life, that's what I'm after."
Sahne dışında da kameralar oyuncuların doğal hallerini çekmeye devam eder. Kamera arkası görüntülerden birçok kare filme eklenir.  Setteki gerçekliği daha iyi hissetmek için çizgi romanda Clementine olan karakterin ismi, oyuncunun gerçek ismine "Adèle" çevrilir. Kechiche, Arapçada "adil, adalet" anlamına gelen bu ismi sevdiği için değişikliği destekler. Filmde Emma ile Adèle arasında geçen bir diyaloğa ismin bu anlamı eklenir. Adèle Exarchopoulo, Yunan kökenlerine sahiptir, bir sahnede "yunan döneri" ile buna da atıf yapılır. Karakterlerin gerçek hayatından bir şeyleri diyaloglara, sahnelere yedirerek filmin doğallığını artırmayı destekler.

Abdellatif Kechiche realist film çekme kaygısıyla birçok sahnede oyunculara defalarca kez tekrar yaptırır. Oyuncuların daha gerçekçi tepkiler vermeleri için sınırlarını zorlar. Léa Seydoux, bir seks sahnesini 10 günde çektiklerini, çıplak ve üşümüş bir şekilde defalarca tekrarlamak zorunda kaldıklarını söyler. "Çoğu insan onun istediği şeylere istemeye cüret bile edemez, ayrıca çoğu insan daha naziktir" der. "Bir fahişe gibi hissettiğini" ekler. Adèle Exarchopoulos da ayrılık sahnelerinde Kechiche'in Seydoux'dan gerçekten kendisine vurmasını istediğini, bu sahnenin de defalarca tekrarlandığını, gerçekten ağladığını, vücudunda cam kırığından kaynaklanan yaralar açılmasına rağmen sahneyi durdurmadığını söyler. Her iki başrol oyuncusu da bir daha fırsat çıksa Kechiche'le çalışmayacaklarını ifade eder. Film henüz yayınlanmadan önce bu röportajlardan haberdar olan Kechiche alınır, küçük düşürüldüğünü söyler ve filmi çıkarmamayı düşünür. Sonra Adèle Exarchopoulos'un adım atmasıyla aralarındaki tatsızlık ortadan kalkar, film yayınlanır ve ödül alırlar.

Her ne kadar olumsuz bitse de, her iki oyuncu da Kechiche ile çalışmaya başladıklarında heyecanlıdır. Kechiche toplumsal konuları, özellikle sınıf konusunu filmlerinde işlemeyi seven Tunus asıllı Fransız bir yönetmen olarak, Léa Seydoux'yu etrafında olup biten her şeyin farkında, belli bir duruşu olan, kendisiyle benzer bakış açısına sahip şeklinde tanımlar. Uluslar arası bir oyuncu olduğu için üst sınıfı temsil eden Emma karakteri için uygun olduğunu düşünür. Ayrıca oyuncunun Arap ruhu taşıdığını, görünüşünde veya duruşunda birtakım Arap özellikleri olduğunu söyler. Léa Seydoux ile filmin çekimleri başlamadan bir sene önce anlaşır. Seydoux, Emma rolüne hazırlanmak için birtakım kurslar alır. Ayrıca Kechiche, sanat bölümünün derslerine katılarak oradaki lezbiyen bireylerin davranışlarını gözlemesini tavsiye eder. Maskülen tavırları öğrenmesi için onu Marlon Brando ve James Dean izlemeye yönlendirir. Şahane bir performans çıkarır. Maskülen tavırları ve flörtöz halleriyle Emma'nın duygularını yansıtır. Çizgi romandakinden daha maskülendir. 1993 doğumlu genç oyuncu Adèle Exarchopoulo'yla bir gün birlikte bir pastaneye giren Kechiche, Adèle'in limonlu tartı yeme şeklini görünce, aradığı oyuncuyu bulduğunu düşünür. Yakın çekimlerin bolca gösterildiği romantik bir filmde ağız önemli bir öğe olacaktır, Adèle'in canlı bir şekilde yemek yemesi, onun aradığı karakter olduğunu düşünmesine neden olur.
  
Filmin en sansasyonel sahnelerinde Seydoux gerçekten seks yapmayı kabul etmez. Bu sahnelerle ilgili üç görüş vardır. Kimileri seks sahnelerinin uzunluğu ve detayı nedeniyle filmi eleştirirken, kimileri filmdeki aşk hikayesinin gerçekçi tasviri için yerinde olduğunu söyler. Çizgi romanın yazarının da dahil olduğu üçüncü bakış açısına göre, film seks sahnelerinde gerçekçi lezbiyen ilişkiyi yansıtmakta başarılı değildir. Film uyarlamasını destekleyen ve orijinalliği nedeniyle Abdellatif Kechiche'i öven çizgi roman yazarı Julie Maroh, sette hiçbir lezbiyen olmadığını, sahnelerin inandırıcı olmadığını söyler. Bir eşcinsel hikayesinden çok bir sınıf hikayesine odaklanan Kechiche'in konuyla ilgili şu açıklamayı yapar:
"Do I need to be a woman, and a lesbian, to talk about love between women? We're talking about love here – it's absolute, it's cosmic. I've had testimonies from a number of women – including one who's lived with a woman for 15 years or more, and said that the film revitalised her sex life with her partner."
Kechiche çizgi romandaki "eşcinsellik ve homofobikler" konusunu "eşcinsellik ve toplumsal sınıf" eksenine taşır. Çizgi romanda Emma ve Clementine, Clementine'in ailesinin evinde yakalanınca ailenin homofobisi nedeniyle evden kovulurlar. Bu sahne çekilse de filme eklenmez. Yönetmen filmdeki çiftin ayrılığının sebebini çizgi romandaki gibi toplumsal baskı olarak göstermez; ikisinin ayrılma nedeni sınıfsal farklılıklarıdır.
"Emma  belongs to an elite: intellectual, artistic. Each of my heroines is confined to her social  class. The difficulties  they have with their  relationship, that  which causes them  to  break   up  and ultimately  what  the  film  is  about,  the  block in their  relationship that  finally causes the  rupture, is their  social  difference, since   it  generates a difference in  their  personal  aspirations.  It’s not  at all their  homosexuality, which would  be  more  or  less tolerated, or  understood, by the world around them."
İnsanların günümüz dünyasında eşcinselliği tolere edebileceğini, ama sınıfsal farklılıklar nedeniyle insanların arasındaki uçurumun kapanmayacağını iddia eder. Homofobiyi eleştiren romantik bir eşcinsel hikayesini toplumsal sınıfı eleştiren bir eşcinsel hikayeye dönüştürür. Hatta karakterlerin eşcinsel olması yönetmen için neredeyse bir "tesadüftür", kritik bir öneme sahip değildir.

Kitapla Film Arasındaki Farklar

  • Kitap yetişkin Emma'nın otobüse binmesiyle başlarken film genç Adèle'in otobüse binmesiyle başlar. Kitapta genç karakterleri 10 yıl sonra trajik bir olay bekler, filmde bu son kısım kaldırıldığı için Emma'ya yer verilmez ama kitaba atıfta bulunmak için otobüs sahnesi tutulur. 
  • Kitapta Thomas ile ilk gecesini geçiren Clementine kendini kötü hisseder, gece 3'te Thomas'ı terk ederek evine gider. Filmde Thomas böyle bir hezeyana uğramaz.
  • Kitapta Emma ile Clementine'in ailesi spagetti yerken filmde spagetti birçok sahnede kullanılır. Adèle ailesiyle birlikteyken; Emma Adèle'in ailesiyle tanıştığında, Adèle Emma'nın arkadaşlarıyla tanıştığında. Karakterlerin doğallığını yansıtmak için yemek sahneleri birçok kez uzun uzun gösterilir.
  • Kitapta ana karakterin adı Clementine iken filmde Adèle'dir. 
  • Kitapta Clementine lezbiyen bara gittiğinde çilekli soda söyler, filmde ise Bulldog bira söyler. 
  • Filmde Adèle bara girdiğinde bir kadın kendisine asılır, Emma gelip kuzeni olduğunu söyleyerek Adèle'i bu durumdan kurtarır. Kitapta böyle bir şey olmaz. 
  • Kitapta Clementine'in arkadaşları Emma'yı okulun kapısında gördüklerinde onu küçümserler ve dalga geçerler. Filmde ilk başta kimse tepki vermez. Daha sonra Adèle'in onunla arkadaş olduğunu öğrendiklerinde Adèle'in üzerine giderler. 
  • Kitapta Emma'nın sanat bölümünde okuduğu söylense de sanatsal faaliyetlerinin bahsi geçmez. Filmde Emma'nın ait olduğu sınıfı vurgulamak ve o sınıfın uğraşlarını, ilgi alanlarını göstermek adına birçok sahne eklenir. Emma Adèle'in resmini çizer. Birlikte Sartre'dan bahsederler. Emma'nın arkadaşları geldiğinde orgazmın kadın ve erkek arasındaki algılanışı, Schiele mi Klimt mi gibi Adèle'in katılamadığı tartışmalar geçer. Muhabbet dışında kalan Adèle yemek servis etme bahanesiyle ortamdan uzaklaşmaya çalışır. Kendisiyle makarna üzerinden muhabbet açan Arap asıllı Samir ile biraz sohbet eder.  Bu arada Emma aynı ortamda galeri sahibi Lisa ile yakınlaşır. İlk kez birbirlerinden farklı olduklarını hissettikleri nokta burasıdır. 
  • Kitapta yetişkin olduklarında da Clementine ve Valentin'in arkadaşlıkları devam eder, filmde Valentin ileriki yıllarda gösterilmez. 
  • Kitapta Emma başlarda Clementine'e mesafeli davranır. Geçici bir heves olduğunu, Clementine'in lezbiyen olmadığını, ileride bir erkekle beraber olup kendisini bırakacağından korktuğunu, bu nedenle yakınlaşmadığını söyler. Filmde bu detay yer almaz, doğrudan yakınlaşırlar. Kitabın "lezbiyen detaylarından" biri filmde törpülenir.
  • Kitapta Clementine, televizyondan izlediği Pride yürüyüşü sayesinde Emma'nın sevgilisine ulaşır, o sayede Emma'ya ulaşır. Filmde ikisi birlikte Pride yürüyüşüne katılırlar. 
  • Kitapta ilk olarak Clementine'in ailesiyle tanışırken filmde tam tersidir. Önce Emma'nın özgür ve üst sınıfa ait ailesiyle tanışırlar, daha sonra Adèle'in orta sınıf ailesiyle tanışırlar. 
  • Kitapta Clementine'in mesleğinden bahsedilmez. Filmde hayalinin anaokulu öğretmenliği olduğunu söyler. Bu ilk başta Emma'nın ailesi tarafından yetersiz görülür. Daha sonra Emma gerçekten istediği bir şey yapması gerektiğini, örneğin yazması gerektiğini söyler. Kendi sanat çevresinin yanında sönük kaldığı için ve arkadaşlarının geldiği akşam muhabbete katılamadığı için Adèle'i üst sınıfa taşımaya çalışır. 
  • Kitapta Clementine'in ailesi ikisini basar, evden kovarlar. Filmde bu sahne çıkarılmıştır. Doğrudan Emma'nın sarı saçlı olduğu ileriki yıllara geçiş yapılır. 
  • Kitapta Clementine Emma'yı birkaç kez aldattığını söylese de kimle olduğunu bilmeyiz. Filmde iş arkadaşıyla aldatır. 
  • Kitapta Emma ayrıldıktan sonra kimseyle birlikte olmaz, filmde Lise ile birliktedir. 
  • Kitapta Valentin Clementine'in çok kötü durumda olduğunu Emma'ya söyleyerek onları buluşturur, filmde Valentin yoktur, ikisi yıllar sonra bir kafede buluşur. 
  • Kitapta buluşmadan sonra tekrar bir araya gelirler ve Clemetine hastaneye kaldırılarak kısa bir süre sonra ölür. Filmde buluştuktan sonra hiçbir şey değişmez, ayrı kalmaya devam ederler, Emma Lise ile birliktedir. Bir süre sonra Emma'nın sergisine gider, ikisini birlikte görüp biraz konuşur, ilgi göremeyince sessizce sergiden ayrılarak Emma'nın hayatından tamamen çıkar.