Talihsiz Serüvenler Dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Talihsiz Serüvenler Dizisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#9) The Carnivorous Carnival

Serinin 2002'de yayınlanan dokuzuncu kitabı The Carnivorous Carnival Türkiye'de Ucubeler Karnavalı adıyla 2005 yılında Doğan ve Egmont Yayıncılıktan çıkar. Netflix  dizi uyarlaması, bu kitabı dokuz ve onuncu bölümlerde işler; bu bölümler aynı zamanda ikinci sezonun finalidir. Banshee ve American Horror Story'den ismine aşina olabileceğiniz Loni Peristere'in yönettiği bölümlerde kitapta yazılan olduğu gibi görsele aktarılmış, yer yer müzikallerle hareketlendirilmeye çalışılan bu sıkıcı uyarlamaya heyecan katmak istercesine kitapta henüz çözülmeyen gizemler seyircinin kulağına fısıldanmış ve kitapla dizi arasındaki senkronizasyon bozulmuştur. Kitapta hala sır olarak saklanan V.F.D.'nin açılımını dizide öğreniriz örneğin.  

Özet

Heimlich hastanesi maceraları sırasında ebeveynlerinden birinin hayatta olabileceğini öğrenen yetimler, Caligari Karnavalı'nda falcı Madame Lulu'dan işin aslını öğrenmeye giden Olaf'ın bagajına saklanarak onunla birlikte yola çıkarlar. Karnaval'a vardıklarında bagajdaki kılık değiştirme kitinden buldukları kıyafetlerle ucube kılığına giren Baudelaire'ler Kurt bebek Chabo, iki kafalı Beverly ve Elliot olarak karnavalda ucube gösterilerine çıkmaya başlarlar. Burada kambur Hugo, vücudunu eğip bükebilen Colette ve her iki elini de kullanabilen Kevin ile tanışırlar. Yetimler diğer ucubelerle birlikte gösterilerde alay ediledursun, bu arada Madame Lulu, Olaf ve çetesini çadırında ağırlar, onlara Baudelaire ebeveynlerinden birinin hayatta olduğunu söyler. Bunu öğrenip umutlanan çocuklar haberin doğruluğunu ispatlamak için çadıra kanıt aramaya girdikleri sırada Madame Lulu'nun aslında Olivia isminde bir kütüphaneci olduğunu, Olaf'ınkiyle aynı olan kılık değiştirme kiti sayesinde kılık değiştirdiğini, ebeveynlerinden birinin hayatta olabileceği haberinin kesin olmadığını öğrenirler. Hepsi birlikte Olaf ve çetesinden kaçıp sağ kalan ebeveynin saklanabileceği Mortmain Dağlarına ulaşmak üzere bir plan yaparlar. Planı uygulamaya koyadursunlar, bu arada Olaf karnavala 2 aç aslan getirerek ucubelerden birisini aslanlara yedirme gösterisi üzerinde çalışır. Madame Lulu'yu Olaf'a olan yakınlığından dolayı kıskanan Esmé, ucubelere yaklaşarak gösteri gününde kim seçilirse seçilsin kuyuya Lulu'yu atmaları, bunu yaparlarsa Olaf'ın yanına işe alınacakları konusunda onları ikna etmeye çalışır. Gösteri günü gelip çattığında, yetimler henüz karnavaldan kaçamamıştır. Aslanların yanına atılacak kişi için seçim yapılır, elbette kendileri çıkar, ancak çıkan bir karambolün arasından sıyrılıp kaçmayı başarırlar. Madame Lulu ve Kel Adam kuyuya düşen talihsiz kişiler olmuştur. Daha sonra Lulu'nun kendilerini ele verdiğini, Olaf'ın kendilerini tanıdığını öğreneceklerdir. Olaf, Sunny'yi ve diğer ucubeleri çetesine katarak kaçar, Violet ve Klaus çaresizce geride kalır.

---

Bu bölümde korku öğesi olarak sirk dekorasyonu ve tuhaf aksanlı, oryantal esintilere sahip falcı kadın hikayeye dahil olur. Normal şartlarda çocuklar için eğlenceli olabilecek bu öğeler, Snicket dünyasında üzeri küllerle kaplı, hafif yanık kokan, talihsiz bir olaylar zincirine ev sahipliği yapacaktır. Yardımcı kötü karakter olarak, kendi fiziksel farklarına karşı aşırı olumsuz yaklaşan Hugo, Colette ve Kevin karakterleri hikayeye girer. Onların psikolojik zafiyetinden faydalanan Esmé sayesinde muhtemelen serinin kalan bölümlerinde de yer almak üzere Olaf'ın kötüler çetesine katılırlar.

Bölümde bazı metinler arası göndermeler vardır her zamanki gibi. Caligari Karnavalı, ismini 1920 yapımı Alman Dışavurumcu film Dr. Caligari'nin Muayenehanesi'nden alır. Kambur olan karakter Hugo, ismini Notre Dame'ın Kamburu'nun yazarı Victor Hugo'dan alır. Colette ismi de Gigi'nin aykırı yazarı Sidonie-Gabrielle Colette'e atıf yapar.

Dizideki Yenilikler
 
Kitapta adını ilk kez bu bölümde duyduğumuz Olivia, diziye sezonun başında Profrock Preparatory School kütüphanecisi olarak girer ve geçen bölümlerde V.F.D.'nin sırrını çözerek Jacques Snicket ile çeşitli maceralar yaşar. İzleyici olarak sezonun başından beri tanıdığımız bu karakteri okur olarak bu kitapta görmüş olmaktan keyif almışızdır. Dizinin bu karakteri derinleştirmesi, kitap gibi yarı iyi yarı kötü değil, tam iyi bir karakter olarak yansıtması dizinin Snicket evrenine yaptığı en büyük katkılardan biridir. 

Dizinin başında, Baudelaire'ler doğmadan önce tüm V.F.D. üyelerinin katıldığı, V.F.D.'nin Mortmain Dağlarındaki üssünde yapılan balodan görüntüleri izleriz. Larry, Jacquelyn, Jacques ve Lemony Snicket, Olaf, Aunt Josephine, Montgomery'yi gördüğümüz bu kısa flashback'te, iyi karakterlerin elinde "olaf knows" diye bir not dolaşır. Not Lemony Snicket'e geç ulaşır ve yusufçuk elbiseli kadını (tahmin ediyoruz ki Beatrice) uçurumdan Olaf tarafından itilmekten kurtaramaz. Dizinin ilerleyen kısımlarında, yusufçuk kıyafetli kadının şeker kasesi çalarak talihsiz olaylara neden olduğunu öğreniriz. Dizinin sonlarına doğru V.F.D.'nin Volunteer Fire Department anlamına geldiğini, bunun bir gönüllü itfaiye grubu olduğunu, eskiden aslında yangınları söndürdüklerini ama içindeki kutuplaşmadan sonra bir grubun yakmayı söndürmeye tercih ettiğini öğreniriz. Olaf bu sezon geçtiği her yeri yakar zaten. Dizinin sonunda karnavalı da Baudelaire'lere zorla yaktırır. Böylece yangın ve V.F.D. arasındaki bağlantıyı; Olaf ve diğerleri arasındaki bağlantıyı çözmüş oluruz. Kitapta bunların sadece çok az bir kısmı üstü kapalı verilir. Dolayısıyla okur henüz macerada izleyici kadar ileride değildir bu bölümde.

Kitapta Olaf düzenli olarak Lulu'ya gider ve Baudelaire'lerin yerini her seferinde ondan öğrenir. Dizide ise Lulu'ya ilk kez gider. Olivia, Madame Lulu'nun tek bir kişi olmadığını, bundan önceki Lulu'nun taksiye atlayıp gittiğini, henüz dönmediğini, V.F.D. standart kılık değiştirme kitiyle kılık değiştirdiğini, karnavalın da bir V.F.D. üssü olduğunu söyler. Dizinin sonunda taksideki gizemli kadının Snicket'in çok sevdiği bir kadın olduğunu ve Baudelaire'lere doğru gitmekte olduğunu görürüz. Bu kadın Snicket'in takıntılı olduğu Beatrice midir? Baudelaire'lerin annesi midir? Yoksa seyirciyi yine bir twist mi beklemektedir? Snicket kitabın başlarında kız kardeşim, seni bulmaya geliyorum diyerek yepyeni bir karakterden bahseder. Soruların yanıtı üçüncü sezona kalmıştır. 

Lulu ile ilgili başka bir nüans da, kitaptaki Lulu'nun zayıf karakterli olmasıdır. Son anda Olaf'a Baudelaire'lerin kimliğini ifşa ederek aslanlara atılmalarına neden olacaktır. Dizideki Lulu ise kendini feda ederek Baudelaire'leri kurtarır, Olaf Baudelaire'lerin kimliğini kendisi öğrenir. Ayrıca kitaptaki Lulu'dan eski bir V.F.D. üyesi gibi bahsedilirken dizide henüz The Austere Academy'de bu örgütle tanışır. Yine kitabın sonunda Lulu ve kel adam boğuşma sırasında yanlışlıkla aslan kuyusuna düşerken, dizide yalnızca Lulu Olaf'ın ipi kesmesi sonucu düşer.

Kitapta iki bölümdür Baudelaire yetimlerinin ulaşmaya çalıştığı ama meydana çıkmayan Mr. Poe dizide iki bölümdür olaylara seyirci olarak katılmakta, elbette Baudelaire'lere bir katkısı olmamaktadır.

Dizinin sezon finalinde, The Austere Academy'de Mrs. Bass olarak karşımıza çıkan, nesneleri ölçme takıntısına sahip matematik öğretmeni, bu kez henüz banka soymuş bir karnaval izleyicisi olarak tekrar kendini gösterir. 

Dizinin sonunda, geçitte Larry'nin bir telefon aldığını, Baudelaire yangınında sağ kalan kişinin dağa doğru gittiğini öğrendiğini duyarız. Kitapta henüz Larry karakterinden hiç bahsedilmemiştir. 

Kitapta Snicket'in Caligari Karnavalında yıllarca kaldığını öğreniriz. Dizide böyle bir atıf bulunmaz. 

Dizinin son sahnesinde, Violet ve Klaus'un içinde bulunduğu karavan geri geri kayıp uçurumdan kaymak üzeredir, burada sahne biter ve sezon sona erer. Kitapta böyle bir gerilim yaşanmaz. 

Dizide Sunny'ye sadece biraz kaş çizilir. Kitapta ise kılık değiştirme kitinden bir sakal alınıp tüm suratı kaplanarak kurda benzetilir. 

Dizinin en komik unsuru sayılabilecek tagliatelle grande kırbacı kitapta da vardır.

Kitaptan farklı olarak dizide Olaf bir noktada müzikal yapar, karnaval gösterilerini müzikle sunar. İlk sezondan bu yana dizinin tonu ara ara müzikale kaymakta, sonra neyse ki toparlamaktadır.

---

Sunny'nin artık kötü adamların elinde olduğu ve V.F.D.'nin sırrının açığa çıktığı, yeni bir iyi karakterin eklendiği hikaye önümüzdeki sezon kaldığı gerilimli sahneden itibaren devam edecek. Kalan son dört kitaptan muhtemelen bir sezon daha çıkaracaklar. 2019'da yayınlanacak yeni sezonu bekleyeduralım, ekip çalışanları da Emmy'deki 2 adaylıkları için heyecan yaşayacaklardır. Umalım kostüm performanslarının karşılığını alsınlar.

31 Temmuz 2018 Salı

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#8) The Hostile Hospital

2001 yılında HarperCollins'ten yayınlanan The Hostile Hospital, serinin 8. kitabıdır. Türkiye'de yine Doğan ve Egmont Yayıncılık'tan Dehşet Hastanesi ismiyle çıkar. Serinin İngilizce versiyonunda kitapların tamamı aynı harfle başlayan iki kelimeden oluşur, yazar bu kelimelerden sıfat olanı kitabın bir noktasında mutlaka kullanır. Kafiyeli, tekerlemeyi andıran, çocuksu bir hava katar. Türkçe çevirilerde ne yazık ki böyle bir çaba yoktur, kitapların tamamı, başlığın anlamını verecek şekilde, kafiye ya da tekerleme havası katılmadan dümdüz çevrilmiştir. 2 bölümlük dizi uyarlamasını Heroes, Nashville, CSI gibi dizilerden ismine aşina olabileceğiniz Allan Arkush yönetir. Seride yönettiği ilk ve son bölümler bunlardır. Zaten kalan bölümlerden epey farklı ve keyiflidir. Kitaba son derece sadık bir şekilde ilerlemenin yanı sıra, sinema evrenine yaptığı leziz göndermelerle diziyi zenginleştirir.

Sinemaya pek çok atıf vardır. Lemony Snicket, A Space Odyssey filminden esinlenerek bölümdeki bir karakterin ismini Hal koyar; Allan Arkush da misilleme yaparcasına bir başka Kubrick filmi olan Shining'e, koridorda gezen gizemli ikiz kadınlarla gönderme yapar. Sanki oradan da Jack Nicholson'lı başka bir efsane film olan One Flew Over the Cuckoo's Nest'e geçip, İnsan Kaynakları Müdiresi Bayan Babs'ın anons yaptığı sahne aracılığıyla Hemşire Ratched'a selam çakar. Kitaptan farklı olarak, dizinin sonunda minik bir sahnede, bir sonraki bölüm olan The Carnivorous Carnival'daki Madame Lulu ve Caligari Carnival'a gönderme yapılır. Bu isim, bildiğiniz gibi Alman Dışavurumcu sinemanın en ünlü filmlerinden olan Dr. Caligari'nin Muayenehanesi'ni hatırlatır. Arkush, bu noktada Babs yürürken diziye çapraz açılar ekleyerek, kara komedi türünde ilerleyen bu modern absürd hikayenin içinden, adeta film noir'ın babası olan Alman Dışavurumculuğuna da selam yollayarak seyir zevkini beşe katlar.

Allan Arkush, hem hikayenin aslına sadık kalıp hem de görsel anlatım dilinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanmayı başarır. Örneğin, kitapta Baudelaire yetimleri, Kayıt Kütüphanesinde buldukları bir belgeyi okuyarak Snicket yangınında bir kişinin sağ kaldığını öğrenir; dizide ise Jacques Snicket'in ölmeden önce kaydettiği bir video kasedi izleyerek bu bilgiyi öğrenirler. Bu çok minik bir farktır ama aynı zamanda Arkush'un her şeyi ince eleyip sıkı dokuduğunu ve uyarlama işine gerçekten kabiliyeti olduğunu gösterir niteliktedir. Kitaptaki bir "belge" öğesinin karşılığını sinema evreninde "görüntü" olarak kabul eder; başka bir deyişle bu minik öğeyi bile sinema diline uydurup seyirciye öyle aktarır. 

Kargalı tuhaf köyde katil sıfatı yedikten sonra kaçan yetimler, dümdüz arazideki 4 saatlik yürüyüşlerinin ardından Last Chance Generel Store'a rastlarlar ve Mr. Poe'ya telgraf çekmek için buraya girerler. Kısa süre sonra burada tanınırlar, kaçmak için Volunteers Fighting Disease isimli hastane gönüllülerinin kullandığı minibüse atlarlar. Heimlich Hastanesinde V.F.D ile ilgili bilgi toplayabilecekleri, her türlü bilgiyi içeren bir Library of Record olduğunu öğrendiklerinde buraya gönüllü çalışanlar olarak girerler. Görme engelli kütüphane görevlisi Hal ile kısa süre içinde iyi ilişkiler kursalar da, Snicket ile ilgili bilgi toplayabilmek için onun güvenini suistimal etmeleri kaçınılmaz olur. Gizlice Hal'den aldıkları anahtarlarla Snicket dosyasını bulurlar ancak dosyanın en kritik yerleri yok edilmiştir, yalnızca yangından birinin kurtulabilmiş olduğu bilgisine ulaşabilirler. Artık amaçları yangından sağ kurtulan kişiyi bulup masum olduklarını herkese kanıtlamak, Olaf'ı hapishaneye attırmaktır. Elbette Olaf ve yardımcıları boş durmaz. Hastanenin insan kaynakları müdürü kılığına giren Olaf, son iki kitaptır peşinden ayrılmayan sevgilisi Esmé'nin sayesinde Violet'i yakalar ve ona herkesin önünde kafa kesme ameliyatı yaparak öldürmeye çalışır. Klaus'un geçmişte okuduğu kitaplar ve Sunny'nin pratik zekası birleşir, Violet'i kurtarırlar. Üçü birlikte, yangından sağ kurtulan kişiyi bulup yok etmeye giden Olaf'ın peşine takılırlar ve yeni bir maceraya yelken açarlar.

Bu kitaba, kitabın genel karanlık ve gotik atmosferine tamamen aykırı olan, hippi görünümlü Volunteers Fighting Disease karakterleri eklenir. Çocukların uzun zaman sonra ilk kez mutlulukla ve neşeyle karşılaştıklarını düşünüp rahat nefes almaya yeltenirsiniz. Lemony Snicket, tıpkı Ray Bradbury gibi, elini attığı her şeyi korku ve gerilim öğesine dönüştürme becerisine sahip olduğu için bu neşeli topluluk bir anda kaygı öğesine dönüşür. Hastaların ihtiyaçlarını asla önemsemeyen, onlara sadece balon dağıtıp şarkılar söyleyen, Olaf'ın her türlü yalanına anında inanan, üzücü haberleri sevmedikleri için gündemi takip etmeyen uyuşturulmuş bir topluluk oldukları kısa sürede ortada çıkar. İyilik ve pozitif enerji yaymaya çalışan bu absürd hippi topluluk da tıpkı TSD evreninin diğer yetişkinleri gibi duyarsız ve çabuk kanan karakterleri bünyesinde barındırır.

Adını 2001: A Space Odyssey'deki süper bilgisayar Hal'den alan Kütüphane Sorumlusu Hal karakteri yetimler için başka bir "yardımcı" karakterdir. Serinin diğer tüm kitaplarından farklı olarak ilk kez hikayenin iyi karakteri yetimleri hayal kırıklığına uğratmaz; aksine yetimler onun iyi niyetini suistimal edip ondan anahtarlarını çalmak zorunda kalırlar. Zaten bir noktada yaptıklarını sorgulayıp kötü insanlara dönüştüklerinden şüphelenirler. Artık Olaf'ın karşısında becerikli ve zeki oldukları kadar gözü pek rakipler vardır ve serinin kalan kitaplarının çok daha çekişmeli geçeceği barizdir.

Bu kitapta, Lemony Snicket'in Esmé'ye ait kaseyi çaldığını, Esmé ve Beatrice'in bir akşam çayında tanıştığını, Snicket'in de V.F.D.'ye çalıştığını, yangında bir kişinin sağ kalmış olabileceğini öğreniriz. Yavaş yavaş karakterlerin arasındaki bağlantılar açığa çıkar, hikaye şekillenmeye başlar.

Dizi uyarlaması, serinin kitaba en sadık kalan bölümlerini oluşturur desek yalan olmaz. Kitapta olan neredeyse her şey dizide de olur. Elbette birkaç istisnayla.

Jacquelyn kitapta yoktur. Babs kitapta dizideki gibi aktif bir role sahip değildir. Mr. Poe kitabın sonunda ortaya çıkmaz. Esmé ve Olaf arasında dizideki gibi eğlenceli diyaloglar geçmez. Doktor kılığına giren Klaus ve Sunny, kitapta Olaf tarafından yakalanmaz. Violet dizide Babs'mış gibi anons yapmaz. Kitap sonunda Caligari karnavalı'yla ilgili bir şey söylenmemektedir, vs.

Dizinin sezon finaline bir kala heyecan bu hikayeyle birlikte epey tırmanmıştır. Yetimleri Olaf'ın bagajında çıktıkları yeni macerada nelerin beklediği merakla beklenmektedir.

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#6) The Ersatz Elevator

Serinin altıncı kitabı The Ersatz Elevator, 2001 yılında HarperCollins tarafından yayınlanır. Türkiye'de ilk olarak 2004 yılında Nurettin Elhüseyni çevirisiyle Doğan Egmont Yayıncılık'tan Alacakaranlık Bulvarı ismiyle çıkar. Netflix dizi uyarlamasını ilk sezonda The Miserable Mill'i yöneten Bo Welch yönetir. Serinin diğer tüm kitapları gibi, bu kitap da Kısım I ve II şeklinde iki bölümde anlatılır.

The Austere Academy'nin gri ortamıyla çöken kasvet, bu bölümde hikayeye dahil olan karakterler ve mekanlar sayesinde biraz dağılır. Baudelaire yetimlerinin yeni varisleri, aşırı zengin Squalor'lar hikayenin akışını, son ana kadar kendini belli etmeyen yeni bir antagonistle birlikte biraz değiştirecektir.

Prufrock'taki kötü deneyimlerinden sonra Mr. Poe tarafından okuldan alınan Baudelaire yetimleri bu kez annelerinin eski bir dostu olan Jerome Squalor ve ülkenin en önemli altıncı mali müşaviri Esmé Squalor'a evlatlık verilir. İyi kalpli ve nazik Jerome, aslında yangını duyduğu andan itibaren yetimleri evine almak ister, ancak moda olan ve moda olmayan şeyler konusunda aşırı takıntılı olan tarz sahibi karısı Esmé o zamanlar yetimler moda olmadığı için onu engeller. Artık yetim evlat edinmek modadır, Baudelaire'ler yanan evlerinin yakınındaki Dark Avenue 667'ye getirilirler, asansörler ve ışık demode olduğu için merdivenlerle karanlıkta onlarca kat çıkarak yeni varislerinin çatı katındaki 71 odalı devasa evine ulaşırlar. Mr. Poe, yetimlerin Olaf tarafından kaçırılan dostları Quagmire'leri helikopterle aramaya gideceğini temin ettikten sonra içleri biraz rahatlayan Baudelaire'ler, Jerome'nin dost canlısı ve nazik tavırları karşısında talihlerinin dönmeye başladığını düşünürler. Ancak yeni hayatlarında, sadece moda olan şeylere ilgi duyan ve kendileriyle gerçekte pek ilgilenmeyen Esmé, hiçbir mekanik alet ve bilgilendirici kitap içermeyen korkutucu derecede büyük boş ev, Jerome'un Esmé'yle tartışmaktan kaçınmak için sürekli olarak her şeyi kabul etmesi gibi şeyler nedeniyle bir yandan tedirginlerdir de. Esmé'nin artık Quagmire yetimlerinden bahsederek kafa şişirmesinler diye yetimlere hediye ettiği/giymelerini empoze ettiği, çok trend olan, üzerlerine bol gelen çizgili takım elbiseleri giyip salona gelen yetimlerin talihi bu noktadan sonra yine kötüye gider. Olaf, bu kez müzayedeci Gunther kılığıyla yetimlerin karşısına çıkar. Olaf'ın Mr. Poe'nun temin ettiği gibi en kısa sürede yakalanmayacağını anlayan yetimler, Quagmire'leri bulmak için ipuçlarının peşine düşerler. Binalarındaki bir asansör kapısının sahte olduğunu, içinde düzenek bulunmadığını keşfederler. Quagmire üçüzlerinin burada olduğunu düşünürler ve emin olmak için kıyafetleri şeytan düğümüyle birbirine bağlayıp yere inerler. Quagmire yetimleri gerçekten de orada, bir kafesin içinde tutulur. Onları kurtaracak bir düzenek getirmek üzere tekrar yukarı tırmanan yetimler, düzeneği bulup geri indiklerinde Quagmire'ların gittiğini fark ederler. Tekrar yukarı çıktıklarında sabah olmuştur, Jerome çoktan müzayede yerine doğru yola çıkmıştır. Evde sadece Esmé kalmıştır. Yetimlere güven verip Olaf hakkında topladıkları ipuçlarını anlattırdıktan sonra Olaf'ı aramaya çıkıyormuş gibi yapıp yetimleri asansörden aşağı iter. Tam ortaya konan ağa takılıp düşmeyen yetimler, burada Esmé'nin başından beri Olaf'la birlikte olduğunu, Olaf'ın eski oyunculuk hocası olduğunu, Esmé'nin ona hayran olduğunu, Beatrice zamanında kendisinden çaldığı için onun da Beatrice'ten çalmak istediğini öğrenirler. Korku ve hayal kırıklığı içindeki yetimler asansör boşluğunun ortasında ağlara takılı kalmışken, bir yandan arkadaşları müzayede yerine doğru satılmak üzere götürülmektedir. Onları kurtarmak için acilen bir plan yapıp kurtulmaları gerekir. Sunny, keskin dişleriyle yukarı tırmanıp birleştirdikleri kumaşları aşağı getirir, yetimler kumaş yardımıyla aşağı iner, gizli geçitten geçerek küllerle kaplı, gizeminin okura açıkça söylenmediği, aslında yetimlerin yanan evleri olan bir yere çıkarlar. Buradan müzayede salonuna gidip 50 numaralı parça olan V.F.D, yani Quagmire'ları içeren kutuyu satın almak için Mr. Squalor'dan yardım alırlar. Yufka yürekli Squalor belirli bir noktaya kadar teklif verip sonra pes eder, bu noktada Sunny devreye girip bir önceki kitapta sekreterlik yaparak kazandığı maaşla en yüksek teklifi verir ve kutuyu satın alır. Yetimler kutuyu açtıklarında içinde kırmızı bir sazan olduğunu, kandırıldıklarını anlarlar. Kont Olaf'ın foyası ortaya çıkar, Esmé'nin de onunla birlikte olduğunu herkes öğrenir. Aldatılıp terk edilen Jerome, onları koruyacağını söyleyerek çocuklara kendisiyle gelmelerini teklif eder, ancak üçüz dostlarını bulmak isteyen yetimler bu teklifi kabul etmez, tek başlarına tekrar dikenli bir yola koyulurlar.

Baudelaire yetimleri hikayenin başından beri edindikleri tek gerçek dostlar olan Quagmire'lara bu bölümde de kavuşamazlar. Üstüne üstlük hikayeye bir de Esmé dahil olur. Kont Olaf'ın ekibi iyice güçlenir. Baudelaire'ler Jerome ile yine hayal kırıklığına uğrarlar. 

Bu bölümde Sunny, Baudelaire kardeşlerin en yırtığı ve cesuru olacağının sinyallerini verir. Öncelikle ilk kez bu kitapta bu kadar çok anlamlı kelime söyler; akrofil, Hansel Gratel, No, Sunny, Geronimo, Up... Yerinde verdiği tek kelimelik tepkileriyle tatlılık abidesi olduğu yetmezmiş gibi, bir de 4 keskin dişini kullanarak kardeşlerini zor durumlardan kurtarır, müzayedelerde en yüksek teklifleri verir.

TSD genel olarak atasözü esprilerinin uzun uzadıya açıklandığı, pek de akıcı olmayan bir komedi üslubuna sahiptir. Okura durumun vahameti uzun paragraflarla anlatılır. Siz komikliğe güldükten 5 dakika sonra hala gülünçlüklerin açıklaması devam etmektedir. Dizide bu durum iyice sündürülür. Azıcık komik olan her şey Neil Patrick Harris'in dilinde sakız gibi uzar da uzar. Ortaya absürd gotik komedi gibi ilginç bir iş çıkar. Örneğin, müzayedenin tüm gelirinin Esmé'ye gideceğini duyan Kont Olaf tüm ciddiyetini ve kötülüğünü bir kenara bırakıp küçük bir komisyon kopartmak için onunla pazarlığa başlar. V.F.D kutusunu almak için teklif verme sahnesi, 8 kişinin aynı anda teklif verdiği kaotik bir absürde dönüşür. Kitabın zaten yavaş olan komedi yanı dizide iyice yavaşlatılarak kendine özgü bir komedi dili yaratılmaya çalışılır. Çoğu insanı güldürmeyen bu komedi anlayışı, Harris ve diğer oyuncuların kılıktan kılığa ve karakterden karaktere bürünürken ortaya çıkardığı keyifli performansları pek gölgelemez neyse ki.

Kitapla Film Arasındaki Farklar 

Kitapta Klaus Olaf'ın Gunther kılığında evlerine geldiğini gördükten sonra  asansörün sırrını çözer. Dizide ise henüz ilk sahnede bir asansör fazla olduğunu keşfedip seyircinin dikkatini asansöre çeker. Dizi bu bakımdan kitaptan daha aceleci davranır aslında. Sunny'nin yürümesi, Jacques Snicket'in ortaya çıkması gibi olaylar kitaptan daha önce hikayeye dahil edilir.

Sunny kitaptaki gibi anlamlı kelimeler söylemese de yine çok sevimli ve akıllı tepkiler verir. Bu aralar çok moda olan sulu martini lafı geçtiğinde, benimki duble olsun der. 

Dizide Olaf Gunther kılığıyla eve geldiğinde, Baudelaire'lerle bire bir diyaloğa girer. Üçüzlerin yakında olduğunu ima eder. Eğer kendisini hapse gönderirlerse üçüzlerin yerini öğrenemeyeceklerini söyleyerek yetimleri tehdit eder. Kitapta karşılıklı diyaloga girmezler. Dizi burada yine Olaf'ı karikatürize etme çabasına girer.

Kitapta Baudelaire'ler Olaf'ın evde veya binada gizlendiğini düşünerek her yeri didik didik ararlar. Dizide ise Olaf'ın Quagmire'ları sakladığını düşünerek onları her yerde ararlar. 

Dizide hep birlikte limuzine binip trend olduğunu söyledikleri bir restorana giderler. Gittikleri restoran Olaf'ın yardımcılarının işlettiği bir yerdir. Esmé içeri girdiğinde buranın trend olmadığını anlayıp apar topar çıkar. Trend olan Salmonella'ya giderler. Burada gizli teşkilat üyeleri Larry, Snicket, Olivia, Mr. ve Mrs. Poe devreye girer, sağlam bir kaos ve gürültü kopar. Tıpkı sondaki açık artırma sahnesi gibi, kitaptakine göre epey abartılmış absürd bir sahnedir. 

Kitapta çocuklar kıyafetleri birbirine bağlayıp asansörden aşağı inerken, dizide sepet ve kumaştan yaptıkları balon düzeneğiyle yumuşak bir iniş yaparlar ve kumaşa tuttukları ısı sayesinde geri yukarı havalanırlar. 

Kitapta yetimler asansördeki tırmanış ve iniş eylemlerini kronolojik yaşarken, dizide asansörden düştükleri ana ilk başta flashforward yapılır. Kitapta Snicket aksiyonları durdurup geleceğe yönelik talihsiz spoiler verir, dizi de kendi imkanlarıyla böyle şık bir spoiler vermiştir. 

Dizide Quagmire üçüzleri bir kitaptan bahseder, aradıkları tüm soruların yanıtlarını içerdiğini söylerler. Kitapta ise Duncan'ın gazetecilik merakı sayesinde tuttukları notları içeren defter tüm bilgileri içerir. 

Dizide dürbün, Larry, Olivia, Jacques Snicket, Mrs. Poe varken kitapta bunların hiçbiri yoktur. 

Dizide Jacques Olivia'ya olayları anlatır, biz de tüm bu kavganın Beatrice'in Esmé'ye ait olan şeker kasesini almasından kaynaklandığını öğreniriz. Kitapta bununla ilgili bir ipucu yer almaz.

Dizide gizli geçitten çıktıklarında yanan evlerinde olduklarını görürler. Kitapta ise bu üstü kapalı şekilde verilir. Tahmin etmesi okura bırakılır.

18 Temmuz 2018 Çarşamba

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#5) The Austere Academy

Lemony Snicket takma adıyla yazan Amerikalı yazar Daniel Handler'in 13 kitaplık çocuk kitabı serisi A Series of Unfortunate Events (Talihsiz Serüvenler Dizisi), ilk olarak 2004 yılında Jim Carrey'li sinema filmine uyarlanır. Netflix 3 sezonluk bir dizi uyarlamasını yapmakta gecikmez. Her kitabın toplam 2'şer bölümde anlatıldığı, 8 bölümden oluşan ilk sezon 2017'de yayınlanır. İkinci sezon ise, 2018 Mart ayının sonunda seyirciyle buluşur. 10 bölümden oluşan sezon, 5., 6., 7., 8. ve 9. kitapları işlemektedir. 

Serinin 5. kitabı, The Austere Academy ilk olarak 2000 yılında HarperCollins'ten çıkmıştır. Türkiye'de ise Nurettin Elhüseyni çevirisiyle Katı Kurallar Okulu adı altında Doğan ve Egmont Yayıncılık tarafından yayınlanır.

2 bölümden oluşan dizi uyarlamasını, geçen sezon The Bad Beginning ve The Wide Window bölümlerini de yöneten Barry Sonnenfeld yönetir. Kemik oyuncu kadrosu geçen sezonla aynı olmakla birlikte, her kitapta olduğu gibi hikayeye yeni yan karakterler eklenir. Quagmire safirlerinin varisleri Quagmire üçüzlerinden Isadora ve Duncan, kütüphaneci Olivia Calaben, Castle dizisinden tanıdığımız taksi şoförü Jacques Snicket, Okul Müdürü Nero, Camelie Spats, öğretmenler Mr. Remora ve Mrs. Bass, beden eğitimi öğretmeni Miss Tench bu hikayeye eklenen yeni karakterlerdir.

Taksi şoförü Jacques Snicket ve kütüphaneci Olivia Calaben, serinin 5. kitabında olmayıp dizi için yaratılan karakterlerdir. Jacques'ın, Lemony'nin kardeşi olduğu iması yapılsa da, ilk sezonda seyirciye bazı yan karakterlerle ilgili hileli ipuçları vermelerinden mütevellit emin olmamız mümkün değildir. Ayrıca yetimlere tüm sorularının yanıtını bulabilecekleri  kitabı taşımakla görevlendirilen Larry, Mr. Poe'nun sekreteri Jacquelyn de kitapta olmayıp sadece dizi için yaratılmış, daha önceki bölümlerde de boy göstermiş karakterlerdir. Bu karakterlerin ortak özelliği, tamamının kitapta hiç bahsedilmeyen, Baudelaire yetimlerini korumak için organize olmuş bir yeraltı örgütünün üyeleri olmasıdır. Muhtemelen seyirciyi tüm bu karakterlerle ilgili başka bir hile beklemektedir. 

Serinin bu kitabında da gelenek bozulmaz. Yetişkinlerin tamamı gerizekalıdır. Baudelaire'ler kendileri gibi çocuk olan üçüzlerle birlikte yetişkinlere karşı mücadele ederler. Boğucu derslikler, anlamsız dersler, hissiz yetişkinler, Carmelita'yla birlik olan tuhaf öğrencilerle Baudelaire'leri kapkaranlık bir hikaye beklemektedir. Diziye kitaptan farklı olarak eklenen yeraltı örgütü karakterleri, kitaptan bir parça daha aydınlık bir hikayeye dönüşmesine neden olsa da, çekimler karamsardır. Yemekhanede Carmelita'yla birlikte yetimlere karşı tezahürat yapan, ifadesiz suratlı, gri renkli, Alman dışavurumcu sinemayı andıran çapraz açılarla çekilmiş öğrenciler gibi öğelerle karanlık bir atmosfer yakalamayı başarır.

Kısaca Kitap

Serinin 5. kitabı, bu bölümün antagonistlerinden biri olan Carmelita Spats'ın ne kadar kötü bir insan olduğu tarifiyle başlar. Baudelaire yetimlerini itip onlara bağıran ve onlara sürekli olarak "cakesniffers" şeklinde hitap eden sevimsiz Carmelita, Nero gibi yeteneksiz bir okul müdürünün ve Mr. Remora ile Mrs. Bass gibi iki bayık öğretmenin görev aldığı, mottosu "Memento Mori" (Unutmayın, öleceksiniz) olan, kocaman bir mezarı andıran kokuşmuş Prufrock Preparatory School'un en popüler ve en dokunulmaz öğrencisidir.

Okulun kapısına kadar Mr. Poe ile gelen yetimler, Mr. Poe işe yetişmesi gerektiği için, içeriye tek başlarına girip Nero'yla yalnız yüzleşirler. Kendi kendisini müdür olarak anons eden ve alkış bekleyen, yetimlerin söylediği her cümleyi küçümseyici biçimde taklit eden, berbat keman çalıp kendisini sanatçı sanan ve okuldaki öğrencilere her gün verdiği 6 saatlik konserlere gelmeyi zorunlu kılan, komik ve pejmürde kıyafetler içindeki sevimsiz Nero, hikayenin bir diğer antagonistidir ve tahmin ettiğiniz gibi Carmelita'yla araları çok iyidir.

Şömineli, oyun odalı, kütüphaneli, her Çarşamba taze meyve servisi yapılan tek kişilik lüks odalarda kalmaları için izin belgelerini imzalayabilecek bir velileri olmadığından Baudelaire'ler, yengeçlerin cirit attığı, duvarlarından küflerin aktığı, duvarlarının meyve kutularına benzer şekilde kırmızı kalpli iğrenç yeşil duvar kağıtlarıyla kaplı olduğu, sefil "Yetim Kulübesinde" kalacaklardır. Ayrıca Prufrock bünyesinde bir anaokulu barındırmadığı için Sunny, Nero'nun sekreteri olarak çalışacaktır. Her şeyin kötü gittiği hikayede, yetimleri asıl kötü olan Kont Olaf'tan koruyacak tek şey, Nero'nun okul girişine yerleştirdiği Kont Olaf'ı tespit eden bilgisayardır. Elbette hikayenin asıl antagonisti olan Kont Olaf, kendisine hazırlanan bu düzeneği öğrendiğinde, okula gizlice girmek için hikayenin ikinci kötüsü Carmelita'yla iş birliği yapacak ve okula gizlice, Koç Genghis olarak giriş yapacaktır.

Badi Ekrem eşofman takımı, dini gerekçelerle taktığını söylediği, kaşlarını gizleyen türbanı ve uzun spor ayakkabılarıyla yine kılık değiştiren Kont Olaf'ı elbette düzenek tespit edemez ve yetimler onun Kont Olaf olduğuna Nero'yu inandıramayacaklarını anlarlar. Böylece Nero da kötüler kervanına katılarak tüm hikaye boyunca Baudelaire'lerin aleyhine hareket edecektir.

Bu bölümde ilk kez yetimler kendilerini anlayan, benzer deneyimler yaşamış, Kont Olaf'ın Koç Genghis olduğuna inanan arkadaşlar edinirler. Tıpkı Baudelaire'ler gibi ailelerini yangında kaybeden, mirastan faydalanmak için reşit olmayı bekleyen, Quagmire üçüzlerinden Isadora ve Duncan tüm hikaye boyunca Baudelaire'lere inanacak ve onları destekleyecektir. Elbette herhangi bir iyi karakterin 50 sayfadan uzun süre yaşamasının mümkün olmadığı TSD evreninde, Quagmire'leri de kitabın sonunda talihsiz bir son beklemektedir.

Kont Olaf, yetimlerin bacak kaslarını geliştirmek için hazırladığını söylediği özel S.O.R.E (Special Orphan Running Exercises), [A.Ğ.R.I (Özel Yetim Koşu Egzersizleri) programıyla her akşam yetimleri saatlerce koşturmayı, böylelikle onların derslerdeki performanslarını düşürmeyi ve okuldan kovulmalarını sağlamayı, böylece yetimler korumasız kaldıklarında onları ele geçirip miraslarından faydalanmayı hedeflemektedir. Yetişkinler Koç Genghis'in Kont Olaf olduğuna inanmayacakları için, bu bilgiyi kendilerine saklayan yetimler Quagmire'lerin yardımıyla Olaf'a karşı koyarlar.

Hikayenin sonunda Kont Olaf'ın türbanını ve ayakkabılarını çıkaran yetimler, sonunda herkesi Genghis'in Olaf olduğuna inandırsalar da, beceriksiz yetişkinler yüzünden onları yakalayamazlar. Üstüne üstlük hayatta onlara inanan tek arkadaşları Quagmire'leri de Olaf'a kaptırırlar. Quagmire'ler olayları açığa çıkarırken tuttukları notları içeren defteri Klaus'a ulaştıramazlar, olayların iç yüzünü bu bölümde de göremeyiz. Kont Olaf'ın arabasıyla hızla ilerlerken Baudelaire'lere V.F.D diye seslenirler ve bir sonraki bölüme çözülmesi gereken başka bir sır bırakarak gözden kaybolurlar.

Kitapla Film Arasındaki Farklar 

Kitap Mr. Poe'nun çocukları okula getirmesiyle başlarken, dizi Mr. Poe'nun ofisinde Mr. Tamerlane'e telefonda yetimlerin Prufrock'a başladıklarını açıklamasıyla başlar. Mr. Poe'dan bilgileri alan Jacquelyn, Larry'yi arayarak yetimlerin ihtiyacı olan yanıtları içeren kitabı onlara ulaştırmak için organizasyon yapar. Yeraltındaki gizli geçitlerinde buluşan Larry ve Jacquelyn'i duyan Kont Olaf kısa süre sonra yetimlerin peşine düşer. 

Kitapta çocuklar Nero'yla yalnız başlarına tanışsalar da okula kadar Mr. Poe tarafından getirilirler. Mr. Poe'nun Mulctuary Money Management'taki mesaisi çoktan başladığı için acilen gitmesi ve çocukları yalnız bırakması gerekir. Dizide çocuklar bekleme odasında yalnız başlarına beklemektedir. 

Kitapta çocuklara etrafı Nero gezdirirken, dizide bu görev iğrenç Carmelita Spats'a verilir. Kitapta ise Carmelita'yla ilk olarak okula gidiş yolunda karşılaşırlar. Carmelita Mr. Poe'nun yanında Baudelaire'leri itip onlara cakesniffers diye bağırır.

Kitapta "cakesniffers" ile ilgili detay verilmezken, dizide bunun hikayesi açıklanır. Jacques Snicket, kişi kendinden bilir işi diyerek Carmelita'nın sırrını bildiğini ima eder. Yetimlerin gizlice yemekhaneye girdikleri sahnede Carmelita'nın gerçekten de pasta koklama takıntısı olduğunu öğreniriz. 

Kitapta Nero, salyangoz resimleriyle süslenmiş bir kravat takan, burnu çeri domates takmış gibi kıpkırmızı duran, kel, iki tel saçını at kuyruğu yapan bir karakter olarak tasvir edilir. Dizideki karakter gerçek Nero'dan görüntü olarak çok farklıdır.

Kitapta idari binaya girmenin cezası yemekte çatal kaşık kullanmamaktır, Sunny her gün çalışmak için idari binaya girdiğinden onun çatal kaşık kullanması yasaktır. 

Kitapta eski okul koçu Miss Tench üçüncü kat penceresinden kazayla düşer, onun yerine yeni bir koç alırlar. Dizide ise Miss Tench, okul takımıyla beraber maça giderken servislerine önce Larry biner, sonra Kont Olaf ve çetesi servisi kaçırır, içerideki herkesten kurtulur ve okula koç olarak girer.

Kitapta zengin öğrencilere verilen tek kişilik lüks odalar şömineli, oyun odalı ve kütüphaneli diye tanıtılırken dizide Nero yetimlere lüks otel süitlerinin fotoğrafını gösterir.

Kitapta yetimlerin kaldığı kulübenin duvarları kalplı yeşil kağıtlarla kaplıdır, dizide bu yoktur.

Dizide kulübenin içine bir gazete fırlatılır, manşette yetimlerin çok mutlu olduğu yazar. Kitapta bu yoktur.  

Kitapta Violet Mr. Remora'nın sınıfındadır, onun anlattığı sıradan günlük hikayelerini dinleyip ezberlemekle yükümlüdür. Klaus ise Mrs. Bass'ın sınıfındadır ve onun rastgele ölçtüğü nesnelerin kaç cm olduğunu not alıp ezberlemekle yükümlüdür. Lemony Snicket, okul sisteminin kokuşmuşluğunu yarattığı bu evrenle okura tasvir eder. Dizi izleyicisiyse bu noktada biraz daha salak yerine konmuştur. İzleyicinin mesajı alamayacağı kaygısıyla şöyle replikler eklerler:  "edebiyat... boş boş hikayeler işte", "matematik... saçma sapan ölçüler işte".

Kitapta Carmelita Violet'le aynı sınıftadır ve bazen ona sataşır. Dizide bu yoktur. 

Kitapta Duncan gazeteci olmak ister, her şeyin detaylarını defterine not alır. Dizide Duncan'ın bu ilgi alanından bahsedilmez.

Kitapta Nero, koç Genghis'i çocukların kulübesine getirir, 5 yetimle orada tanışırlar. Dizide ise bahçede yapılan bir seremoni sırasında tüm okula tanıtılır. Dizide Carmelita, Olaf'ın okula girmesine yardımcı olur. Olaf, üçüzlerle ilk olarak koridorda karşılaşır, onları ilk önce Baudelaire zanneder, olmadıklarını anladığında onları da tanıdığını, onların da miraslarının peşinde olduğunu ima eder.

Kitapta Violet, yetişkinleri inandıramayacağını bildiği için ilk başlarda Olaf'ı tanımamış gibi yapar, onunla iyi geçinir. Dizide ilk andan itibaren onun Olaf olduğuna herkesi inandırmaya çalışırlar. 

Kitapta yemekte dev lazanyalar çıkar, yemek dağıtan görevliler metal maskelerle yüzlerini kapatır. Dizide yapış yapış spagettiler, iğrenç görünen haşlanmış sosisler, çoktan çürümüş meyveler servis edilir. Yemeği Larry dağıtır. Yetimler daha önce garson olarak hikayeye giren Larry'yi hatırlarlar.

Kitapta Mr. Poe'nun sekreteri Jacquelyn, Jacquelyn'in Prufrock'a gönderdiği Larry, Olaf'ın adamları tarafından buzluğa atılan Larry'yi kurtarmak için Prufrock'a gelen taksi şoförü Jacques Sniket karakterleri yoktur. 

Dizide Olaf ve Snicket'in 3 diğer genç adamla birlikte çekilmiş eski drama tiyatro kulübü fotoğrafı izleyiciye gösterilir. Kitapta böyle bir bağlantıya değinilmez.

Kitapta yetimler ilk kez yemekhanede yedikleri gün yanlışlıkla Carmelita'nın masasına oturur, Carmelita bağırıp onları kovar. Dizide ise yer ararlarken Carmelita onlarla alay eder, sonra üçüzlerin davet ettiği masada yerler. 

Kitapta yerdeki yengeçleri kaçırmak için ayakkabılarına küçük metal parçalar yapıştırırlar. Dizide ise delikli bir lamba icat ederek ışıklarla yengeçleri kaçırırlar.

Kitapta kütüphaneci Olivia yok, kütüphaneyi kullanmak için sınırlama da yok. 5 çocuk akıllarına geldiğinde birlikte kütüphaneye girip araştırırlar.

Kitapta Carmelita Olaf'tan taşıdığı haberler için bahşiş istediğinde yetimler vermezler. Kitabın sonunda Nero, Carmelita'ya 10 çift taşlı küpe borçlu olduklarını söyler. Dizide Nero bunu talep etmez.

Kitapta Sunny Baudelaire kılığına soktukları un çuvalını, Duncan'ın kazağından çıkan iple bağlarlarken, dizide kapkalın bir iple bağlarlar. Dizide ip koptuğu için foyaları meydana çıkarken kitapta böyle bir şey yoktur. 

Kitapta sene sonu sınavında Sunny'nin görevi zımbalamakken, dizide Nero'ya gelen mektupları renklerine göre sıralamak gibi bir dizi farklı görevi vardır.

Dizide Baudelaire'ler konferans salonunda, tüm okulun gözü önünde sınava girerken, kitapta kulübelerinde sınavdan geçerler. Bu sınava Koç Genghis katılmaz. Mr. Remora ve Mrs. Bass henüz Genghis ile tanışmamıştır. 

Dizide Baudelaire'ler tüm sınavları geçince, Genghis son bir sınavları daha olduğunu, beden eğitimi dersinin ortalamayı %51 etkilediğini, geçmek için onun sınavını atlatmaları gerektiğini söyler. Geçmişte kendisinin de bu nedenle okuldan atıldığını, daha önce kendisinin de Snicket ve Baudelaire'lerin annesiyle birlikte Prufrock'ta öğrenci olduğunu ima eder. Kitapta böyle bir bağlantıdan bahsedilmez. 

Kitapta Koç Genghis, gece koşusuna çıkanların üçüzler olduğunu keşfeder ve onları yemekhaneye sürer. Nero, kopya çektikleri için onları kovacağını söyler. Dizide ise ip koptuğu için yakalanırlar, kaçıp kütüphaneye saklanırlar ve burada kanca elli adam tarafından yakalanırlar.

Kitapta Mr. Poe hikayenin sonunda yetimlerin kulübede yaşadığını görür. Dizide bunu hiçbir zaman öğrenmez.
Kitapta bilek güreşi yapmazlar. Dizide sınavın sonunda Violet ve Klaus, Olaf'la bilek güreşi yapar. Sunny bu arada Olaf'ın bileğini ısırır, Olaf yenilir, ayakkabısı ayağından fırlar ve bileğindeki göz dövmesi ortaya çıkar. 

Dizide üçüzlerin elindeki dürbün parçasıyla Baudelaire'lerin elindeki dürbün parçası birbirine uyar ve bunun altında bir gizem olduğunu anlarlar. Kitapta bu yoktur. 

Dizide Baudelaire'lerin Josephine halanın evinde kaybettikleri kitaptan üçüzlerde de olduğu ortaya çıkar. Kitapta ise böyle bir detay yoktur.

Kitapta Duncan ve Isadora kaçırılırken, Klaus'a seslenerek ona bıraktıkları deftere bakmasını, Olaf'la ilgili bir şey öğrendiğini, V.F.D ile ilgili olduğunu söyler. Ancak Klaus defteri Olaf'a kaptırır. Dizide ise üçüzler kütüphaneye saklandıkları sırada, Larry'nin Baudelaire'lere getirdiği ve kaybettiği kitabı bulup her türlü gizemi öğrenirler.

4 Şubat 2017 Cumartesi

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#4) The Miserable Mill


Serinin dördüncü kitabı Bitik Orman (The Miserable Mill), olayların gelişim şemasının bir parça değiştiği, seriden sıkılanların düşünüldüğü, sıkılmadan okuyacağınız bir kitap olmuş. Aynı zamanda ilk sezon bu kitapla sona eriyor. Final bölümleri olduğu için dizi anlatımı da epey tatmin edici. Bölümlerin IMDB’den sırasıyla 8.8 ve 9.0 puan aldığını söyleyelim. Serinin en yüksek puanları bu iki bölüme gelmiş.

Dizi ve kitap bu kez farklı başlıyor. Kitapta çocuklar yine Mr. Poe tarafından yeni bakıcılarına yönlendirilirken, dizide bir önceki bölümden hatırlayacağınız gibi çocuklar Mr. Poe‘nun elinden kaçıp tesadüfen Lucky Smells‘e düşüyorlar. Aslında fena bir değişiklik olmamış, çünkü Sir‘ün çocuklarla olan bağlantısı kitapta çok açık verilmemişti. Hem de çocukların neden Mr. Poe‘yu arayıp da yardım istemediği sorusu da ortadan kaldırılmış.

Serinin bu bölümünde, yine diğerlerinden farklı bir nokta var. İlk dört kitapta, daha kitabın başlarında ortaya çıkıp tehlikeye hazır olun diyen Count Olaf, bu kitapta epey sonlara doğru ortaya çıkıyor. Çocukların karşılaştığı 2 kötü karakter var. Önceleri onlardan birinin Count Olaf veya ekibi olabileceğini düşünüyoruz tıpkı Baudelaire yetimleri gibi. Ama daha sonra şüphelerimiz dağılıyor, hatta bu hikayede belki de Count Olaf‘ın hiç olmayacağını düşünmeye başlıyoruz. Derken son anlarda hikayeye başka bir cepheden giriş yaparak çocukların etrafındaki tehlike bulutunu daha da fazla yoğunlaştırıyor.

Dizideki en şaşırtıcı kısım, elbette anne babayla ilgili olan kısımdı. 7. bölüm bu açıdan çok şaşırtıcı bir bölümdü ve dizideki aynılıktan sıkılanlar için birebirdi. Böylece anne babadan kitapta neden daha önce hiç bahsedilmediği sorusunun cevabını da almış olduk.

Elimizde yeni ipuçları birikti. Anne-baba‘nın da evinin bir yabancı tarafından yakıldığını, çocuklarının yatılı okula bırakıldığını, çocuklarda aynı dürbünün iki parçası olduğunu, Lemony ile Olaf‘ın eskiden aynı okulda okuduğunu öğrendik. Mr. Poe‘nun sekreteri Jaquelyn gizemini hala koruyor.

Kitapta Sir, çocukları yok pahasına çalıştırırken onları Count Olaf‘tan koruma sözü veriyor. Bunun bir win-win olduğunu öne sürüyor. Dizide ise böyle bir güvenceden hiç bahsedilmemiş. Bir yetişkinin Count Olaf‘ı karşısında görmesi ama ısrarla tanımaması daha önce yüzlerce kez işlenen bir komedi unsuru olduğu için bu bölüme katılmamasına sevindim. Bu bakımdan diziyi kitaptan daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.

Neil Patrick Harris‘in Shirley makyajını aşırı başarılı buldum. Bugüne kadar değiştirdiği kılıklar arasında bence en dikkat çekmeyeni buydu. Gerçek bir sekreter Shirley olmuştu. Aynı şekilde Sunny‘ye işçi tulumu geçirip iki tutam saçını şapkanın tepesinden çıkarmalarına da bayıldım. Dizinin en sevimli görünümüydü. Sir karakterini çok başarılı buldum.

Kitapta olmayan bir başka detay yine Mr. Poe‘nun gazeteci karısı olmuş. Mr. Poe elinden kaçırdığı çocukları bulamayınca olaya el atıp kendi araştırmaya başlıyor. Sonunda, fabrikada çıkan yangın sayesinde çocukları tesadüfen buluyor. En az kocası Mr. Poe kadar çok sevimli olabilecekken direkten dönüp çok itici olmuş bir karakter.

Talihsiz Serüvenler Dizisi‘nin birinci sezonuna genel bir yorum yapmam gerekirse, benim için sönük başlayıp eğlenceli bitti. Karakterlere ısınmam yaklaşık 4 bölümden sonra gerçekleşti. Tamamını izledikten sonra Neil Patrick Harris‘i favori listemin başına, Violet‘i ikinci, Sunny‘yi üçüncü ve Klaus‘u dördüncü sıraya alıyorum. İlk bölümden, bunun müzikal ağırlıklı bir dizi olacağı sinyalleri verilmişti ve bu beni biraz rahatsız etmişti. Ama son bölümün bitiş sahnesine kadar başka bir müzikal öğeye rastlamadık, rahatladık. NPH hakkındaki ilk olumsuz yorumlarım, hızla yerini olumlu yorumlara bıraktı. Yalnız hala bu dizinin IMDB’den neden bu kadar yüksek bir puan aldığını anlayamıyorum. İlk 6 bölümde, mekanlar ve kişiler değişse de hep aynı şeyler yaşanmış hissiyatına kapıldım açıkçası. Son iki bölümde durumu kurtarıp gelecek sezonu da izlememizi garantilediler.

İple çekmesem de ikinci sezonu bekliyorum. Göz simgesinin anlamını, karakterler arasındaki örgüt bağlantısını merak ediyorum. Ne çıkacak bakalım. İkinci sezon çıktığında kitaplara da kaldığım yerden devam edeceğim.

İyi seyirler/iyi okumalar.

29 Ocak 2017 Pazar

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#3) The Wide Window


Serinin üçüncü kitabı Uçuruma Bakan Pencere, orijinal adıyla The Wide Window. Uncle Monty‘nin talihsiz ölümünden sonra yine sahipsiz ve yuvasız kalan Baudelaire yetimlerinin bu seferki durakları, bir uçurumun tepesinde tek başına yaşayan Aunt Josephine‘in evi.

Aunt Josephine, biricik eşini, en iyi arkadaşını, dostunu küçüklüklerinden beri etrafında oynayıp yüzdükleri gölde kaybediyor. O günden sonra da uçurumun tepesindeki, yıkıldı yıkılacak gibi duran evine kapanıyor. Fobileriyle baş başa sıkıcı bir hayat sürüyor.

Mr. Poe çocukları Aunt Josephine‘in yaşadığı yere getirdiğinde, onları iskelede karşılamıyor bile. Çocuklar ıssız bir kasabada, gri bir atmosferde yine tek kalıyorlar. Bir taksi yolculuğuyla evin bulunduğu tepeye çıkıp Aunt Josephine‘le tanışıyorlar. Karşılarında son derece pimpirikli, korkak, takıntılı ve gramer aşığı bir kadın gören Baudelaire yetimleri, Uncle Monty ile geçirdikleri mükemmel zamanlardan sonra hayal kırıklığına uğrasalar da, duruma uyum göstermeye çalışıyorlar.

Yetimlere kalan mirasın peşinde olan Count Olaf, bu bölümde de Baudelaire‘lerin peşini bırakmıyor elbette. Bu kez bir yat şirketi sahibi kılığına girip adını da Captain Sham olarak değiştiriyor. Ayırt edici özellikleri olan tek kaşını, bir korsan bandıyla, sol ayak bileğindeki dövmeyi de bir tahta bacakla saklıyor. Aunt Josephine‘e yaklaşarak ona ilgi gösteriyor ve yetimlere erişiyor.

Yine hiçbir yetişkini, Captain Sham‘in Count Olaf olduğuna inandıramayan Baudelaire yetimleri, Violet‘in icat yeteneği, Klaus‘un okuma merakı ve Sunny’nin keskin dişleriyle durumdan sıyrılmaya çalışıyorlar.

Serinin bu kitabını okumak benim için heyecan vericiydi, çünkü seneler önce bu seriye ait okuduğum tek kitaptı ve hikayenin bir kısmını bölük bölük de olsa hatırlıyordum. Uçurumun tepesindeki karanlık ev, soğuk salatalık çorbası ve binlerce fobisi olan bir teyze figürü gibi detaylar aklımda kalmıştı. Kitabın dizi uyarlamasını izlerken de çok hevesliydim, kafamda bunca senedir canlandırdığım şeyle ekrandaki şeyin birbirini tutup tutmayacağını merak ediyordum.

Uçurumdaki evi hayal ettiğimden daha bile güzel yapmışlardı. Wide Window’un bulunduğu kütüphane beni benden aldı.

Aunt Josephine’in soğuk salatalık çorbasını ilk okuduğumda cacık olarak hayal etmiştim, yalnız elin Amerikalısı dizide bunu direkt iri dilimli salatalık ve üzerine eklenmiş su olarak yorumlamış. Eskiden yabancı bir kitapta otantik bir şey gibi bahsedilen cacığı bilmenin gururunu yaşamışken, karşımda bambaşka bir görüntü görmek beni hayal kırıklığına uğrattı. Ben bu bölümü, biraz da masada cacık görüp aa ben bunu biliyorum demek için izlemiştim ama kursağımda kaldı.

Dizideki Aunt Josephine, hayalimdekine göre daha genç ve enerjik bir kadındı. Ben yaşlı ve suratsız bir kadın hayal etmiştim. Zaten background’ları da daha farklı yansıtılmış. Dizide, örneğin gençliğinde boks, yüksekten atlama gibi adrenalin sporlarını yaptığını gösteren fotoğraflar eklenmiş. Oradan bu noktaya nasıl geldiğine çok açıklık getirilmemiş. Eskiden Baudelaire kardeşlerin ebeveynleriyle aynı örgütte olduklarına, bir araya gelip gizli şifreler oluşturduklarına da gönderme yapılmış. Hatta bir kişi, Aunt Josephine için örgütün en çetin üyesi yakıştırması bile yapıyor. Kitapta böyle bir geçmiş ve benzer göndermeler yok.

Diziyi izledikçe Violet‘i daha çok seviyorum. Count Olaf‘ın arkadaşlarına ise gittikçe daha çok sinir oluyorum. Ne kadar alakasız, saçma karakter varsa toplamışlar.

Gelelim diziyle kitap arasındaki farklara.

– Kitapta Aunt Josephine ile alışverişe çıktıklarında karşılarına çıkana kadar Count Olaf‘ın ne yaptığını bilmiyoruz. Dizide ise başlarda gösterilmiş ve kaptan kılığına girerek çocukların peşine düştüğüne dair spoiler verilmiş.

– Aunt Josephine‘in onlarca fobisi arasından en tuhaf olanı emlakçı fobisi. Kitabın ilk başında, çocuklara bu fobisinden bahsediyor, onlar da haliyle bunu çok garipsiyor. Daha sonra mağaradan çıkması için onu ikna etmeye çalışırken Klaus bu fobisini Josephine‘e karşı kullanıyor. Dizide bu çok vurgulanmamış. Başta ufak bir mimikle emlakçılardan korktuğunu belirtmiş ve geçmiş gibime geldi.

– Dizide fırtına çıkınca ev çöküyor. Kitapta bu yok. Diziye biraz görsel gerilim katmak gerekirdi tabi.

– Çocuklar küçük bir yelkenliyle Aunt Josephine‘in mağarasına gitmeye çalışırken, anne babaları uçakla üzerlerinden geçiyor. Kitapta anne babalarının yaşadığına dair hiçbir şey yok. Yine ekstra ipuçları eklenmiş. Aynı şekilde restorandaki palyaço garson Lary, çocukların anne babasıyla telefonda konuşuyor.

– Mağaradan çıktıklarında denizin ortasında kalan çocuklar, kendilerini fark etmeleri için bir sinyal ışığı yakmaya çalışıyorlar. Violet, Aunt Josephine‘den saç ağını istiyor. Dizide Josephine daha modern bir kadın olarak tasvir edildiği için böyle bir ağ yok elbette, onun yerine şal detayını koymuşlar.

– Dizide kendilerini bulan Captain Sham karşısında Aunt Josephine son anda çok cesur konuşuyor. Kitapta ise her an yetimleri satmaya hazır. Kendisini iyi hatırlayalım diye böyle bir detay eklenmiş olmalı.

– Dizide Baudelaire kardeşler en sonunda Mr. Poe‘nun elinden kaçıp gidiyorlar. Kitapta onunla kalıyorlardı.

Çocukların dizide gösterilen babaları başka biri olmasına rağmen, annelerini özlemle ve aşkla hatırlayan Lemony Snicket’in sırrı ne çıkacak bakalım, merakla bekliyoruz. Bu örgütün amacını da biraz açsalar hiç fena olmayacak. En son bu bölümde iki fabrika bacasının tüttüğü bir bölgeyi gördük, örgütle ne gibi bir ilişkisi olabileceğini henüz bilmiyoruz.

Böylelikle dizinin 5-6. bölümünü de bitti. 4. kitap/7-8. bölümü de bitirince ikinci sezona kadar ara vereceğim. Açıkçası bu kadar talihsizlik içimi şişirdi. Siz bu bölümler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce dizi tutar mı ve devamı gelir mi?

Bu arada dizinin şu anki IMDB puanının 8.2 olduğunu söyleyelim. Ben hayret ediyorum açıkçası. Neil Patrick Harris, Violet karakterini canlandıran oyuncu ve serinin kendisinin popülerliği sayesinde bu kadar yüksek puan alabildiğini düşünüyorum. Kitabını okumamış olsam bu bölüme kadar gelmezdim muhtemelen. Siz ne düşünüyorsunuz? Sizce normal mi bu kadar beğeni toplaması?

İyi seyirler/okumalar.

23 Ocak 2017 Pazartesi

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#2) The Reptile Room

Talihsiz Serüvenler Dizisi’nin ikinci kitabı olan Sürüngen Odası’nda (The Reptile Room), Baudelaire yetimleri koruyucuları Mr. Poe tarafından bu kez başka bir akrabaları olan Montgomery Montgomery’nin yanına yerleştirilirler. Çocuklar başta Count Olaf fobileri nedeniyle bu yeni akraba fikrinden hoşlanmasalar da, zamanla Uncle Monty onlarda çok iyi izlenimler bırakır. Çocukları onlar için yaptığı pastayla karşılar. Onlara güleryüz ve samimiyet gösterir. Count Olaf’ın aksine her birine ayrı odalar verir. Çocukların kütüphanesinden faydalanmasını memnuniyetle karşılar. Birlikte sinemaya, seyahatlere gitme planları yaparlar.

Baudelaire yetimleri, Count Olaf’la geçirdikleri talihsiz günlerin ardından nihayet rahat bir yaşama kavuştular diye düşünecek oluruz, ki bu noktada yazar Lemony Snicket araya girerek hikayenin talihsiz gidişatını okura bir kez daha hatırlatır. Talihsizliklerin başlaması uzun sürmez.

Uncle Monty’nin bir herpetolog olduğunu ve evinde kocaman bir sürüngenler odası barındırdığını söyleyelim. Count Olaf’ın çocukların izini bulduğunu ve Uncle Monty’yi öldürerek çocukları Peru’ya kaçırmaya çalıştığını da söyleyelim. Unutmayın, bu seriyi okumaya başladıysanız her şey iyi giderken, gelecek talihsizliklerle ilgili spoiler’lar yemeye alışmalısınız.
Dizi ve kitap arasında bu kez daha fazla fark var. Dizide olayların arka planına atıfta bulunan ekstra sahneler var. Örneğin Jacquelyn’in sürekli çocukları koruması, Count Olaf’ın peşinde olması, çocukların anne ve babasının Peru’daki sahneleri kitapta yok. Dizi olay örgüsünü biraz daha karmaşık hale getirerek bunu yetişkinlerin izleyebileceği hale getiriyor. İyi de yapıyor, çünkü kitap çocuklara uygun olmasına rağmen dizi çok çok çocuk eğlendiren türden değil, daha karanlık bir atmosferi var.
Dizinin çok tutacağını, bir sonraki sezonun yayınlanacağını zannetmiyorum. Bir çocuk kitabı, tahmin edersiniz ki abartılı mantıksızlıklar ve fazla kolay bir olay örgüsü içerir. Dizi, olay örgüsünü karmaşıklaştırmakla iyi etmiş, ancak yine de o abartılı mantıksızlıklar bir yetişkinin katlanabileceği düzeyde değil. Örneğin Mr. Poe tarzı salaklığa çoğunlukla zor katlanıyorum.
Kitapları tek başına çok güzel, oyunculukları da gittikçe daha beğenir oldum. Örneğin, dizinin ilk iki bölümünde, Neil Patrick Harris’in role tam yakışmadığını söylemiştim ama izlediğim sonraki iki bölümde bu fikrim tamamen değişti. Karakteri iyice oturtmuş. Tekinsiz, megaloman, bir o kadar sarsak. Ancak bunlar diziyi kurtarmaya yetmeyecek muhtemelen. NPH’i HIMYM’dan izleyip gelen kitle, bu dizide yüksek ihtimalle aradığını bulamayacak.
Bu arada, çok küçük bir sahnede, Harris’in sihirbazlık yeteneklerini de gösterdiğini söyleyelim (Peru biletlerini gösterirken). Önümüzdeki bölümlerde de böyle küçük numaralar görürüz umarım. 

DİZİYLE KİTAP ARASINDAKİ FARKLAR

– Kitapta Uncle Monty ile yetimlerin ebeveynleri arasındaki ilişkiden çok bahsedilmemiş. Dizide, Monty, ailesinin çok sevdiği kuzenleri olduğunu söylüyor. Çocuklara duvarında anne ve babalarının resmini bile gösteriyor (ya da piyano mu deseydik, anne ve babasının da piyano içinde olduğunu iddia ediyor). Belki olayların arka planına bir gönderme vardır yine.
– Kitapta Uncle Monty şişman ve kırmızı suratlı bir adamken dizide melez bir adam tarafından canlandırılmış. Yine de o sevecenliği iyi yansıttığını düşünüyorum. Yalnız benim gözümde bir Uncle Dursley (ama bu sefer sempatik) canlanmadı değil.
– Dizide yine Jacquelyn ve Gustav var, bu kez sinemada ortaya çıkıyor. Kitapta bu iki karakter yok. Sadece Gustav’ın lafı ikinci kitapta biraz geçiyor,
– Kitapta çocukların odaları ayrı, Uncle Monty’yi gaddar Count Olaf’tan ayıran özelliklerden biri de bu. Dizide ise hepsini aynı odaya almışlar. Çekimleri kolaylaştırmak açısından olsa gerek. Çok büyük bir eksik diyemem.
– Kitapta Doctor Lucafont eli kancalı adam ve erkek. Dizide Lucafont kadın hemşire olmuş ve eli kancalı adam haricinde, başka biri tarafından canlandırılıyor. Ayrıca Count Olaf’ın diğer arkadaşları da çeşitli rollerle eve geliyorlar. Mr. Poe’nun salaklığı iyice abartılmış.
– Kitapta Count Olaf’ın bileğindeki dövmenin pudrayla kapatıldığını Violet buluyor. Dizide tüm ipuçları gözünün önüne serildiğinde Mr. Poe bu aldatmacayı kendisi çözüyor.
– Dizide gördüğünüz heykelle ilgili hiçbir şey yok kitapta. Dediğimiz gibi, Jacquelyn ekstra bir karakter.
Jacquelyn çocuklara Josephine teyzelerini bulmalarını söylüyor dizide. Kitapta böyle bir şey yok. Bir sonraki akrabalarının kim olduğunu bilmiyoruz.
Böylelikle dizinin 8 bölümlük ilk sezonunun yarısını tamamlamış oldum. Bundan sonraki kitapları ve dizileri de takip etmeyi düşünüyorum. Dizi bana çok eğlenceli gelmiyor, ama kitaplarını bitirmeyi istiyorum. Diziyi de okudukça izleyeceğim. Dizinin devam edip etmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.
İyi okumalar/iyi seyirler.

15 Ocak 2017 Pazar

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#1) The Bad Beginning


Talihsiz Serüvenler Dizisi, 1999-2006 yılları arasında 13 kitap olarak HarperCollins‘ten yayınlanan, çok güzel kapak tasarımlarına sahip gotik ve karanlık bir çocuk kitabı serisi. Yazarı Lemony Snicket takma adıyla Daniel Handler

Kitap 2004 yılında, ilk üç kitabı kapsayacak şekilde sinemaya uyarlandı. Count Olaf rolünde Jim Carrey oynuyordu. Şahane bir makyaj, karakter. Kitabı okurken gözünüzde canlandırdığınızdan bile daha karanlık.

Ama asıl bahsedeceğim uyarlama bu değil. Kitap, filmin ardından yakın zamanda diziye uyarlandı. 8 bölümü yayınlandı bile, bölümlerini şu sıralar Netflix’ten izleyebilirsiniz. Count Olaf rolüne bu kez kimi seçmiş olabilirler ki, Jim Carrey söylenecek her şeyi zaten söyledi diye düşünenlerden misiniz? Ön yargılarınız kırılacak. Çünkü bu kez Neil Patrick Harris‘i nam-ı diğer Barney Stinson‘ı Count Olaf olarak izleyeceğiz.

İlk 8 bölümde sırasıyla ilk dört kitap anlatılmış. Her kitap 2 bölüme yayılmış. Örneğin serinin ilk kitabı The Bad Beginning, şu şekilde dizinin ilk iki bölümünde anlatılmış: The Bad Beginning Part I, The Bad Beginning Part II.

Her bölüm yaklaşık 1 saat sürüyor. Dolayısıyla şimdilik her kitaba 2’şer saat vakit ayırmışlar. 1 bölüme sıkıştırıp hızlı hızlı geçmemelerine sevindim. Sakız gibi uzatmamalarına daha çok sevindim. Bence ideal uzunluğu yakalamışlar.

Serinin ilk kitabı The Bad Beginning (Kötü Günler Başlarken), iri karakterlerle 172 sayfalık bir kitap. Serinin kısa kitaplarından bir tanesi. Daha uzun kitaplar var ve onlara da aynı süre ayrılmış gibi duruyor, dolayısıyla dizinin temposunun izledikçe artacağı öngörüsünde bulunabiliriz.

Gelelim ilk iki bölümün yorumuna. 

The Bad Beginning, sahilde yanlarına gelip anne babalarının yanan evlerinde öldüğünü söyleyen bir aile dostu Mr. Poe ile başlıyor. Kötü haberi alan Baudelaire yetimlerinin talihi bu noktadan itibaren bir daha hiç dönmüyor. Lemony Snicket çocukların yüzünün güleceğine dair umutlar yeşerttiğimizi hissederse araya girip spoiler vererek her şeyin daha kötüye gideceğini çıtlatıyor. Çocuklar önce Mr. Poe‘nun suratsız ailesiyle biraz vakit geçiriyorlar. Daha sonra en yakın akrabalarının (ilişki olarak değil, coğrafi olarak), yani Count Olaf‘in yanına evlatlık veriliyorlar. En büyük çocuk olan 14 yaşındaki Violet reşit olana kadar anne babalarının onlara bıraktığı devasa mirasa dokunamayacaklarını bildikleri için onlara kapılarını açan evlere girmekten başka şansları yok. Count Olaf‘ın pis mi pis, bakımsız mı bakımsız, soğuk ve karanlık bir malikanede yalnız yaşadığını ve yetimlerin mirasına konmaya çalıştığını, bunun için onlara seri boyunca türlü türlü tuzaklar kuracağını çıtlatarak moralinizi bozalım. 

Violet Baudelaire: Kayalardan atlamayı seviyor, 14 yaşında, buluş yapmaya hevesli, saçlarını çalışırken bir kurdeleyle bağlıyor ve önüne düşmesini engelliyor. 

Klaus Baudelaire: Kitap okumayı çok seviyor. 12 yaşında, gözlük takıyor. Okumayı çok seviyor. Canlıları incelemeyi seviyor. 

Sunny Baudelaire: Bebek, her şeyi ısırıyor. 

Mr. Poe: Bir aile dostu. Anne babanın vasiyetiyle, çocukların mirasını Violet reşit olana kadar koruması ve çocukların en yakın akraba tarafından yetiştirilmesini sağlaması gerekiyor. Bankacı. Şapka takıyor. İnce uzun. Sürekli öksürüyor. 

Justice Strauss: Count Olaf‘ın komşusu, sevimli ve yalnız yaşayan tonton bir kadın. Çocuklara evindeki devasa kütüphaneyi açma nezaketini gösteriyor.

Kitap olduğu gibi, tüm detaylarıyla diziye aktarılmış. Bu bakımdan izlemesi aşırı derecede keyifli. Eksiği yok, fazlası var. Birazdan bu fazlalıklardan bahsedeceğiz. Önce karakterleri yorumlayayım. Bu diziyi aslında birçoğumuz Neil Patrick Harris için izliyoruz. Count Olaf‘ı nasıl canlandırdığını merak ediyoruz. Karanlık, sinir bozucu, karikatürize, ürkütücü bir karakter olmalı kitaba göre. Benim kendisine puanım 7/10. İzlerken çoğunlukla Barney Stinson‘ı, hemen oracıkta insanları küçük görüp kendini yücelten megalaman modern erkeği gördüm nedense. Bu da onu gotik bir karakter olarak hayal etmeme engel oldu. Beklediğim kadar da karanlık olmamıştı, aksine zaman zaman sempatik geldi bana. Kitaptaki karakteri tam yansıtamadığı için biraz puan kırmak zorundaydım. Ama kendisinin hastasıyım ve severek izledim, yeni bölümleri de izleyeceğim.

Kitabı okumamış olanların diziden keyif alıp almadıklarını merak ediyorum açıkçası. Ben çoğunlukla, şu kısmı nasıl aktarmışlar beklentisiyle izlediğim için keyif aldım. Kitabı bilmeyen biri bu karanlık çocuk öyküsünden, araya girip cenabet spoiler’lar veren sıra dışı anlatıcı detayından keyif alabilirler mi, emin değilim. Ben olsam sıkılırdım sanırım.

Diğer karakterlerden özellikle Violet‘e bayıldım. Bir şeyler icat etmek üzereyken saçlarını topladığı kurdelesi, kardeşlerine karşı yumuşak tavrı, vs. her şeyi oturmuş. Klauss da tatmin edici. Sunny‘ye ise aşık oldum diyebilirim. Dünyanın en sevimli bebeği. Kitaptaki her şeyi ısırma detayı daha da abartılmış dizide. Ehh, komik diyelim hadi.

Kitaba eklenen detaylar var demiştik. Örneğin, kitapta Mr. Poe‘nun karısının gazeteci olduğundan ve yetimlerin dramatik hikayesini manşetlere taşıma çabasından bahsedilmiyor. Dizide bir ara yetimlerin anne babalarını elleri kolları bağlı biçimde görüyoruz. Kitapta böyle bir ipucu verilmemiş. Dizide Count Olaf‘ın Hessica Haircut takma adıyla önceden Mr. Poe ile görüşmeler yaptığını görüyoruz, kitapta bu yok. Dizide Jaquelyn ve Gustav diye iki ek ve kilit karakter olmasına rağmen kitapta bunlar yok. Dizide göze benzeyen bir simgeye aşırı vurgu yapılmış, kitapta bu yok.

Kısacası diziye, serinin devamıyla ilgili çeşitli ipuçları yerleştirmişler. Kitapta gelecek bölümlere bu kadar atıf yok açıkçası.

Dizi Olaf’ın tiyatro topluluğuyla bir araya geldiklerinde ufaktan müzikale kayıyor. Umarım gelecek bölümlerde dozunu iyice artırmazlar diyorum.

Kitap çok kolay okunur cinsten bir kitap, çünkü çocuklar için yazılmış. Yukarıda da dediğim gibi, kapaklarına bayılıyorum. 13 kitabı da sert kapaklı versiyonuyla alıp bir çocuğa hediye etseniz muhtemelen kafayı yer sevinçten.

Okuyunuz da izleyiniz de.