8 Eylül 2018 Cumartesi

Kitap: Oğullar ve Rencide Ruhlar | Cehennem Çiçeği (Alper Kamu #1-2)


1969 doğumlu, Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji bölümü mezunu, Afili Filintalar tayfasıyla takılan ve üslubu bu tayfanın son dönemdeki polisiye yazarlarının üslubunu andıran yazar Alper Canıgüz'ün ilk olarak 2004 yılında yayınlanan Oğullar ve Rencide Ruhlar romanıyla birlikte Alper Kamu karakteri doğar. Bu karakter daha önce bir öyküde boy gösterse de o zamanlar karakterin henüz bir ismi cismi yoktur.

Canıgüz, Oğullar ve Rencide Ruhlar'ı bitirdiğinde Alper Kamu'nun bir sonraki macerasının kurgusunu kafasında netleştirdiğini söyler, ancak karakterden bir seri çıkarma hevesinde olmadığı için ikinci kitabı bekletir. 2016 yılında Cehennem Çiçeği kitabıyla Alper Kamu'nun ikinci macerası okurla buluşur.



Satirik bir üsluba sahip protagonistin insanların psikolojisi ve olaylar hakkında yaptığı yorumlar komik olmaya çalışmadan kahkahalar attırır. Bu bakımdan hem fazla uzun kitaplara gelemeyen laylaylom okurdan hem de aklı başında okurdan ilk artı puanını alır. Mahalle kültürünün içinde büyümüş bir yazar olarak fona mahalleyi yerleştirir, hikayeyi bu fonun üzerine kurar. 1900'lerde doğmuş hem laylaylom hem de aklı başında okura mahalle kültürü geyiği yapma, sokakta oynadığı oyunlarla, dizlerindeki yaralarla övünme fırsatı verdiği için ikinci artı puanını da alır. Sürükleyici bir polisiye hikayedir. Burada hem laylaylom okurun hem de aklı başında okurun gözüne üçüncü ve son kez girer. Bu noktadan sonra laylaylom ve aklı başında okurun yolu bir daha kesişmeyecektir. Örneğin, hikayeye giren cool ve seksi kadınlar yalnızca laylaylom okuru etkilerken, aklı başında okur bakıcı Hatice ablanın Marla Singer tripleri ve en sonunda öğrendiğimiz gerçek geçmişi karşısında çoktan gözlerini devirmeye başlamıştır. Yine modern çağın Batılı filozof ve yazarlarına yapılan edebi ve felsefi göndermeler yalnızca laylaylom okur tarafından kopyalanıp twitter ve facebook'ta paylaşılıp o lafları ilk kez ve yalnızca Alper Canıgüz söylemişçesine övülürken; aklı başında okur karşısına çıkan metinlerarası ilişkiler karşısında böyle tavırlara girme gereği duymaz, yakalayabildiği atıflara yer yer olgunca gülümserken yer yer de ne alaka diye kestirip atar, yakalayamadıklarını bir kenara not alıp okunacaklar listesine ekler.

Aslında bu tip edebi ve felsefi göndermeler yapan romanlar, kendileri çirkin olduğu için değil, aklı başında okuru başkaları adına utandırdığı için rahatsız edicidir. Çünkü göndermelerin hiçbirini anlamayan sığ okurun tutup da bu romanları, içlerindeki mizah-dram manevralarının verdiği anlık haz nedeniyle yere göğe sığdıramayacağını, içinde geçen kimi göndermeleri de bağlamından kopararak özlü söze/aforizmaya indirgeyeceğini bilir, utanç duyar. Şöyle bir internet araması yapacak olursanız 10 okurdan 9'unun karakterin en çok 5 yaşında oluşuna takıldığını üzülerek görürsünüz. İnsanlar karakterin 5 yaşında olmasına rağmen nasıl da böyle bilmiş konuşabildiğine şaşırır; karakterin çok "tatlı" olduğunu, oğlu olursa bunun gibi olmasını istediğini, babasıyla karşılıklı rakı tokuşturmasından ne kadar da etkilendiklerini falan söyler. Hepsi kafayı yemiş gibidir. Sanki Alper Kamu gerçekten 5 yaşında ve gerçekten meyhanede karşılıklı babasıyla rakı içerken görmüşler gibi... İçinde zibilyon tane Sartre, Dostoyevski atıfı bulunan bir romandan en çok protagonisti 5 yaşında diye etkilenmek gerçekten tam sığ okura göre bir harekettir. Bir de bu karakteri, bundan sonra en sevdiğim on roman kahramanından biri diyerek listeye atmış bir takım bilinçsiz okur vardır ki, düşman başına. Neden o karakter, o karakter ne ifade ediyor, hangi tip düşüncelerini kendi hayatınla bağdaştırabiliyorsun, hiç Kafka okudun mu, cehennem başkalarıdır ne demek bilir misin, gibi sorulara cevap veremeyecek tiplerin bir anda Alper Kamu artık benim başucu kitabımdır demesi tüyleri diken diken eder.*

Çağının meseleleri hakkında mutlaka söyleyecek bir sözü olan Alper Kamu, kadınlık meselesiyle ilgili olarak biraz sınıfta kalır sadece. Hatice ablasının karma havuza girmesini yadırgayan Yusuf'a "Feodal göt" diyebilecek kadar ataerkil söylem farkındalığına sahiptir sözde. Ancak kadınları kalın bir çizgiyle birbirinden sığ iki sınıfa ayırmaktan da geri kalmaz: Kadınlar ya sosyokültürel bağlamlarından kopartılmış, fantezileri süsleyecek denli seksi ve cool'dur ya da durmadan temizlik yapan veya evde bekleyen sünepe karakterlerdir. Gündelik sorumlulukların arasında ezilen, en çok sömürülen, dünyanın yükünü taşıyan, güçlü, zeki, seksileştirilmemiş sıradan bir kadın yoktur örneğin. Bu da yüksek ihtimalle erkek egemen polisiye dünyasının klişelerinden kaynaklanıyor olsa gerektir. Alper Kamu gibi otoriter ve cingöz bir detektif için kadın ya hormonlarını harekete geçirecek estetik bir detay ya da dır dır eden bir can sıkıntısıdır. Varoluşsal bunalımı yalnızca kendisi ve diğer erkek karakterler yaşayabilir, yalnızca erkeklerin gittiği meyhanelerde dünya kurtarılabilir.

Bir hafta sonunuzu ayırıp keyifle okuyabileceğiniz bir seridir. Keyif almak serbest ama aşırı heyecanlanıp abartmamanız şiddetle tavsiyedir.  

-------------------------------
*Bilinçli okurları tenzih ederiz.

10 yorum:

deeptone dedi ki...

iyi anlatmışsın. ben de tek kitabını okudum, bu rencide ruhları. bana çerez gibi geldi. evet dediğin gibi popüler kültürün cazip noktaları var nostaljik öğeler de bir de evet kolay okunur bir dili var, acaba neden bu denli çok seviliyor kitapları tabii onu anlamadım, kolay diye herhalde, evet yani yazın şezlong kitabı gibii :)

Kitaptan Filme dedi ki...

vallahi öyle, şezlong kitabı doğru tanımlama bence de. çıtır çerez bir kitap yani, varoluşçuluk felsefesini tutup da Alper Canıgüz romanından alıntılayacak değilim :) hayatın anlamını sunmuyor. övdüler de övdüler, abarttılar da abarttılar :/

adamkarga dedi ki...

sosyal medyada çok fazla konuşulan kitaplardan nedense biraz çekiniyorum. insanlar bir şeyi bu kadar paylaşınca işin büyüsü kaçıyor yada önyargılar peyda oluyor.
okumadım henüz ve sanırım bir süre daha uzak kalacağım gibi :)

Kitaptan Filme dedi ki...

adamkarga, çok övülen şeylere ben de önyargılıyımdır. ama bu eser kaynaklı değil gelen tepkiler kaynaklı. sığ okurun büyük övgüsü korkutucu oluyor :)
bence okumazsan hiçbir şey kaybetmezsin, okursan da keyif alırsın.

Beyaz Yakalı dedi ki...

Kitabi cok iyi anlatmissin, bu yaziyi okumasam ben de etkilenebilirdim populer kültür söylemlerinden. Denemeliyim bilemiyorum, ama çok da kafayi takmayacagim.

Kitaptan Filme dedi ki...

Beyaz Yakalı, popüler kültüre kapılmamakta fayda var :) Albert Camus okumadıysan Yabancı'yı şiddetle tavsiye ederim. tanıdığım her insana tavsiye etmişimdir sanırım :p Türk edebiyatında da çok etkileri vardır Varoluşçuların. Alper Canıgüz'ün etkilendiği fikirlerden biridir. yani aslında dediğim gibi bazı fikirlerden etkilenip onlara bol bol gönderme içeren keyifli bir kitap yazdığı için yazarını suçlayacak değilim elbette, aksine gayet akıcı. itiraz ettiğim şey okurun anlamını bilmeden bazı şeylere tapma eğilimi, insanların bir şezlong kitabına gereğinden 46 kat daha fazla değer vermesi, sorduğunda da sebebini açıklayamaması, vs.

deeptone dedi ki...

doktora çalışması gibi olan blogunuuuu son yazıma koydumduuuu :)

Kitaptan Filme dedi ki...

ay ay gördüm teşekkürler deep :)

Zevzek Kadın dedi ki...

İyi bir eleştirel yazı olmuş fakat yukarıdaki arkadaşın yorumunu destekliyorum.
Paylaşıldıkça sosyal mecralarda, kayboluyor o büyü.

Kitaptan Filme dedi ki...

Zevzek Kadın, o her film/kitap/dizi için geçerli. Çok paylaşıldığı ve övüldüğü zaman iticileşiyor gerçekten.