4 Nisan 2016 Pazartesi

Kitaptan Filme: To Kill A Mockingbird

Bugün birisi size iki şüpheli arasından zenci olanın mutlaka suçlu olması gerektiğini, beyaz olanın elbette masum olduğunu söylese, bu kadar çiğ bir ırkçılık karşısında dehşete düşer ve savunmaya geçersiniz. Ama bunu 1950'li yılların sonunda, Amerika'da yapmak çok kolay değildi.

Füsun Elioğlu çevirisiyle
Oda Yayınları baskısı
Avukat bir babanın kızı olarak 28 Nisan 1926 tarihinde doğan Harper Lee, Montgomery'de gittiği kolej zamanlarında, türlü dergilere ırkçılığa ve haksızlığa karşı yazılar yazıyordu. Daha kolej yıllarından itibaren sağduyusunu sergileyen ve ırkçılığın aşılması gereken bir engel olduğunu anlatmak isteyen Lee, 1950'li yılların sonunda bir sene boyunca inzivaya çekilecek ve kitap yazacaktı. Kitabın ham halini beğenmeyen yayıncı Tay Hohoff'un yönlendirmeleriyle, kitap 2,5 senede şu anki halini alacak, kısa bir süre sonra Pulitzer Edebiyat Ödülü kazanacak, daha sonra da sinemaya uyarlanarak 3 tane Oscar ödülü alacaktı. Lee bu başarıyı asla tahmin edemezdi.

Dünya çapında dikkat çeken hikayenin anlattığı şey aslında çok basit: Empati kurun ve ırkçılıktan vazgeçin.

Bu basit mesajı, tertemiz bir kurguyla, zekice hazırlanmış bir anlatım tekniğiyle aktarmak ise Harper Lee'nin kişisel başarısı.

Kurgu ve tema üzerinde anlatacak çok fazla şey var. Kısaca değinelim.

Öncelikle belirtmekte fayda var, kolay akan bir hikaye değil. Anlatıcı, abisi Jem’in bir kolunun diğerinden kısa kalmasına neden olan kazayla ilgili konuşan yetişkin Scout karakteri. Bu sorunun cevabını vermek için 6 yaşında olduğu o yaza geri dönüyor ve o 9 yaşına gelene kadar sorunun yanıtına erişemiyoruz. Hikaye anlatıcı açısından başladığı yerde bitse de, okur 3-4 yıllık bir öyküye maruz kalıyor, bu da biraz yorucu.