31 Ekim 2016 Pazartesi

Kitaptan Filme: Pride and Prejudice

1775 yılında İngiltere'de doğan Jane Austen, 1796-1797 arasında "First Impressions" adıyla romanın ilk halini yazıp tamamlar. Yayınevlerinden ret aldıktan sonra düzeltmeler yapar, daha sonra 1813 yılında Pride and Prejudice adıyla yayınlanır. 203 yıllık bu roman, yazıldığı günden bu yana popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeden ilerlemeyi başarır. 

Bu roman edebiyata iki efsane karakter kazandırır. Yazara benzerlikleriyle dikkat çeken açık sözlü, sarkastik, gerçekçi ve zeki karakter Elizabeth Bennet ve mükemmel erkeğin ete kemiğe bürünmüş hali, kahramanımız, zengin, gururlu ve soylu Mr. Darcy

Bildiğiniz gibi konusu bu iki karakterin aşkları. Kendisi über zengin olan Mr. Darcy, orta sınıfa mensup Elizabeth'e olan aşkını ilk başlarda sınıf gururu nedeniyle bastırmak durumunda kalıyor, Elizabeth ise bu adamın ruhsuz ve kalkık burunlu olduğu önyargısına kapıldığı için onu başlarda bir türlü sevemiyor. Olaylar gelişiyor, kahramanımız Mr. Darcy gururuyla savaşıp aralarındaki sınıf farkını dert etmemeyi öğreniyor ve kendisinden uzaklaştırdığı Elizabeth'i tekrar kazanmak için karşısına çıkan engelleri bir bir yeniyor. Elizabeth de Mr. Darcy'nin başlarda göremediği düzgün karakterini keşfettikçe önyargılarından pişman olup gardını düşürüyor.

28 Ekim 2016 Cuma

Kitaptan Filme: Gone With the Wind


Amerikalı kadın yazar Margaret Mitchell tarafından yazılan ve 1936 yılında yayınlanan, yayınlandıktan bir sene sonra Pulitzer Ödülü'ne layık görülen romanda, Amerikan İç Savaşı güneylilerin, başka bir deyişle Konfederasyon'un gözünden anlatılır. 

1861-1865 yılları arasında, 11 adet güney eyaleti bir araya gelerek Amerikan Konfedere Devletlerini oluşturur ve köleliği kaldırmayı amaçlayan Abraham Lincoln'ün temsil ettiği Amerika Birleşik Devletlerine karşı, topraklarını ve köleliği savunarak savaşır. Kitapta Amerika Birleşik Devleti mensuplarından Yankee'ler diye bahsedilir. Güneyliler ve Yankee'ler arasında yaşanan bu iç savaşı şüphesiz, daha donanımlı olan Yankee'ler kazanacak, böylece güneyde kültürel ve ekonomik bir dönüşme süreci başlayacaktır. 

1900 doğumlu yazar Margaret Mitchell, Atlanta Tarih Topluluğu'nun üyesi avukat bir baba ve kadınların oy verme haklarını savunan hukukçu bir annenin gazeteci kızı olarak, ömrü boyunca güneylilerin iç savaş hikayelerini dinlemiştir ve ikinci kocasının cesaretlendirmesiyle 1926-1936 yılları arasında iç savaşı konu alan bu romantik ve tarihi romanı yazar.

Yazarla birçok ortak özelliğe sahip olan cesur ve toplum normlarına aldırmaz Scarlett O'Hara karakteri üzerinden, arka plana güney toplumundaki dönüşüm sürecini yerleştirerek dramatik bir aşk hikayesi anlatır. Scarett'in 16 yaşından 28 yaşına kadar olan 12 yıllık süreci okuruz. Çocuksu ve şımarık bir karakterin olgunlaşmasını anlattığı için bildungsroman türüne dahil olduğunu söylemek mümkündür.


20 Ekim 2016 Perşembe

Kitaptan Diziye: It


Stephen King'in 1986 yılında yayınlanan korku romanı. Klasik olarak Maine'de geçer. Maine'in Derry isimli küçük kasabasında her 27 yılda bir yaşanan gizemli çocuk ölümleri üzerinden bir korku hikayesi anlatılır.

Kitabın yorumlarına bakarken 1200 küsur sayfa olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım, çünkü bendeki kitap taş çatlasa 500 sayfalık bir kitaptı. Acaba iki bölüm mü diye şüphelenmeye başlamıştım ki işin aslını öğrendim. Kitap Altın Kitaplar'dan iki versiyon şeklinde yayınlanıyor. Türk okur, ben de dahil ilk olarak 448 sayfalık kısaltılmış Gönül Suveren çevirisiyle tanışıyor. Bundan kısa bir süre önce de 1216 sayfalık tam metin Oya Alpar çevirisiyle yayınlanıyor. Yani çoğumuz zamanında bu kitabın kısa versiyonunu okuduk. Aslında hikayede havada kalmış onlarca şeyi düşününce uzun bir versiyonunun olduğunu bilmek sevindirici.

He ama bir daha alıp uzun versiyonu baştan sona okur muydum? Hayır, enerjim yok. Kitap yorumlarını okurken çoğu kişinin King'in en iyi romanı diye nitelendirdiğini gördüğümde çok şaşırdım, çünkü bana göre beş üzerinden üçlük bir roman. Bunun iki sebebi var.

11 Ekim 2016 Salı

Kitaptan Filme: Devil Wears Prada


Amerikalı yazar Lauren Weisberger'in 2003 yılında yayınlanan ve kısa sürede bestseller olan kitabı. Kitap kurgusal olmakla birlikte, yazar Vogue dergisinde Anna Wintour'ın asistanı olarak çalıştığı zamanlardan esinlenerek oluşturmuş hikayeyi. 

2006 yılında David Frankel yönetmenliğinde çekilen uyarlama filmde Andrea'yı Anne Hathaway, Miranda Priestly'yi ise Meryl Streep canlandırıyor. Ayrıca Emily rolünde Emily Blunt, Nigel rolünde Stanley Tucci ve Christian Thompson rolünde Simon Baker dikkat çeken isimler. 

Ben kitaba İngilizce başlamıştım, daha sonra çevirisini merak edip Altın Kitaplar'dan çıkan Pınar Öcal çevirisiyle devam ettim. Çevirmen, daha önce Nemesis'ten çıkan Kuzuların Sessizliği serisini çevirmiş. Herhangi bir hata dikkatimi çekmedi, temizdi. Yalnız şansınız varsa İngilizcesini tercih edin. Bu hafif snob ve ironik, esprili, bestseller kitap üslubu Türkçeye ne kadar doğru çevrilirse çevrilsin tam oturmuyor. 

Kitap kafa boşaltmak için okunacak türden. Yalnız bunun için biraz fazla uzun, yaklaşık 450 sayfa. 430 sayfa kadar psikopat bir direktörle çalışan bir asistanın düştüğü zor durumları ve stresli anları spontane olarak yaşıyoruz. Telefonun çalışıyla biz de panik atak oluyoruz. Deadline'ları yetiştirmesi gereken yerde elinde kahve on dakika telefonda konuştuğu için bizzat biz kanser oluyoruz. Ve ilk sayfasından itibaren çok bariz olan sonunu okumak için 450 sayfa bekliyoruz. Bu açılardan biraz yorucu, film daha keyifli.

7 Ekim 2016 Cuma

Kitaptan Filme: Jane Eyre - En İyi Film Uyarlamaları


İngiliz yazar Charlotte Brontë'ın yazdığı, 1847 yılında Smith, Elder & Co. yayınevi tarafından İngiltere'de, bundan bir sene sonra da Harper & Brothers yayınevi tarafından Amerika'da yayınlanan roman. Orijinal ismi Jane Eyre: An Autobiograpy (Jane Eyre: Bir Otobiyografi).

Ben Can Yayınlarından çıkan Nihal Yeğinobalı çevirisini okudum. 1927 doğumlu çevirmenin daha önce birçok klasik roman çevirisi var, kullandığı dil de klasik romana yakışır, hafif ağır bir dil. Bazı betimlemeleri buram buram eskilik kokuyor. Tavsiyem, eğer şansınız varsa kitabı İngilizce okumanız. Türkçesi fazlasıyla eski, geleneksel, kaba şeyleri çağrıştıran kelimelerin orijinalini okumak daha iyi bir formül olabilir. 

Roman, anne babası olmadan sevgisiz bir şekilde büyüyen Jane Eyre karakterinin hayatını anlatıyor, isminden anlaşılacağı gibi. Karakterin çocukluktan yetişkinliğe kadar anlatılıdığı Bildungsroman türüne giriyor. To Kill a Mockingbird ile birlikte, türün iyi örneklerinden biri olduğunu söylemek gerek.

Kitapta zaman zaman kadınların özgürlüğüne değiniliyor, feminist düşünce izleri bulmak mümkün. Bununla birlikte çok fazla dini ve ahlaki motif var. Karakter bunları da kabul ederek kadın özgürlüğünü savunabiliyor ancak. Dönemine göre yine de cesur bir duruş olmakla birlikte devrim olarak tanımlanamaz. Örneğin, Jane çok zengin ve romantik bir erkek olduğu halde, sırf toplumun kötülediği bir konuma düşmemek, metres olmamak için Mr. Rochester'a hayır diyebiliyor. Ya da Tanrıyı aradığı ve ona hizmet etmek istediği için Hindistan'a gitmeyi kabul ettiği halde St. John'un evlilik teklifini reddediyor. Kadının özgürlüğü, erkeğe karşı seçme şansını eline alması anlamına geliyor; topluma karşı özgürlükten bahsedilmiyor.