27 Aralık 2017 Çarşamba

Kitaptan Filme: Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde


İskoç yazar Robert Louis Stevenson'ın 1886 yılında yayınlanan kısa romanı. İnsan doğasının ikiliğini alegorik biçimde anlatan bu klasik gotik hikaye 1900'lü yılların başından itibaren onlarca kez uyarlanır. Rouben Mamoulian yönetmenliğinde çekilen 1931 yapımı film en ünlülerinden bir tanesidir. Hays yasasının getirdiği sansürler nedeniyle kitabı uyarlamayan, bunun yerine 1931 tarihli filmi neredeyse birebir yeniden çeken 1941 yapımı, Ingrid Bergman'lı versiyon da bir o kadar ses getirir.

25 Aralık 2017 Pazartesi

Kitaptan Filme: Kırmızı Pazartesi


Kolombiyalı yazar Gabriel García Márquez'in 1981 yılında yayınlanan, büyülü gerçekçilik akımından öğeler taşıyan ve 1982 yılında Nobel Edebiyat Ödülü kazanan kısa romanıdır. 1987 yılında Francesco Rosi yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır.

19 Kasım 2017 Pazar

Kitaptan Filme: The Chronicles of Narnia: The Lion, The Witch and the Wardrobe


1898 İrlanda doğumlu Clive Staples Lewis'ın 1950'de yayınlanan alegorik çocuk romanı serisinin çıkan ilk kitabıdır. 

1 Kasım 2017 Çarşamba

Kitaptan Filme: Ağrıdağı Efsanesi

1970 yılında Cem Yayınevi'nden çıkan Yaşar Kemal romanıdır. 1975 yılında Memduh Ün yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır. Gülbahar Fatma Girik, Ahmet'i Hakan Balamir canlandırır. Cem Yayınevi'nden sonra birkaç yayınevi daha baskısını yapsa da en çok Yapı Kredi Yayınları baskıları akılda kalmıştır. YKY baskısını okuyanlar, Abidin Dino'nun güzel çizimlerini de görme fırsatına sahip olurlar.

6 Ekim 2017 Cuma

Kitaptan Filme: Metropolis


Fritz Lang yönetmenliğinde çekilen 1927 yapımı Metropolis, Alman Dışavurumculuk akımının en iddialı yapımlarından biri olmanın yanı sıra, birçok modern bilim kurgu filmine ilham veren, dünyada çekilen ilk büyük bütçeli ve iddialı bilim kurgu filmi olma özelliğini taşır. Örneğin Makine Adam, Star Wars'taki C-3PO'ya; uçan mekikler, yüksek binalar Blade Runner başta olmak üzere birçok bilim kurgu filmine ilham olur. 

2 Ekim 2017 Pazartesi

Kitaptan Filme: La Piel Que Habito / Mygale


Thierry Jonquet'nin Mygale (Tarantula) romanı ilk olarak 1984'te Fransa'da yayınlanır. Yaşar Avunç'un Türkçe çevirisiyle Kırmızı Kedi'den 2012 yılında "Tarantula İçinde Yaşadığım Deri" adıyla çıkar. Kitap kapağında Antonio Banderas, Elena Anaya'nın yüzünü görürüz. Ne yazık ki böyle kapaklar, altında Kırmızı Kedi etiketi olsa bile kitabı otomatik olarak bayağılaştırıyor, markette ne alırsan 3 tl sepetinde satılan uyduruk aşk hikayelerinden biri izlenimi veriyor ilk bakışta.

21 Eylül 2017 Perşembe

Kitaptan Çizgi Romana: L'Ecume des Jours


Boris Vian'ın 1946 yılında yayınlanan sürrealist dramatik aşk romanı L'Ecume des jours (Günlerin Köpüğü) hatırlayacağınız gibi 2013 yılında Michael Gondry yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştı. Audrey Tautou etmeni sayesinde, romanın bugüne kadar en çok konuşulan uyarlamasıydı bu film. Beklenti çok büyük olduğu için ne yazık ki fazla tatmin etmemişti. Özellikle Chloé ve aşçı Nicolas karakterleri kitap okurunu memnun edememişti. Romanın yakın zamanda çıkan popüler bir çizgi roman uyarlaması da var. Kitabın hissini görsele dökme konusunda filmden bin kat daha başarılı bir çizgi roman üstelik. Jean David Morvan ve Frédérique Voulyzé'nin uyarlamasıyla ve Marion Mousse'un çizimleriyle 2012 yılında yayınlanan bu uyarlama Türk okuruna da E Yayınları tarafından 2014 yılında, ne yazık ki aynı sene vefat eden Elif Ertan çevirisiyle sunuldu. Zaten E Yayınlarından çıkan romanın çevirisi de kendisine aitti.

19 Eylül 2017 Salı

Kitaptan Filme: From Morn to Midnight


Georg Kaiser'ın 1912 yılında yazdığı, 7 perdeden oluşan From Morning to Midnight oyunundan uyarlanan, Alman Dışavurumculuğunun en ikonik örneklerinden biridir. 1920 yapımı filmi, aynı zamanda tiyatro oyununu da yöneten, aslında bir tiyatro yönetmeni olan Karl-Heinz Martin yönetir. The Cabinet of Dr. Caligari'den sonra, çarpık perspektifleri ve derme çatma dışavurumcu dekoruyla türün en çok dikkat çeken yapımlarından biridir. Tiyatro sahnelerine benzeyen, tamamen el yapımı setler ve ışık ve konturlarla vurgulanmış rahatsızlık hissi uyandıracak kadar abartılı kostüm ve makyajlar söz konusudur. 

16 Eylül 2017 Cumartesi

16. Filmekimi'nde Kitaplardan Uyarlanan Filmler!


Filmekimi'ne sayılı günler kala, romandan uyarlanan ve edebi göndermeler içeren filmleri derledik. Edebiyata meraklı sinemaseverler film seçimlerini yapmadan önce bu yazıyı mutlaka okumalılar.

15 Eylül 2017 Cuma

Kitap: Gökdelen - Tahsin Yücel


Tahsin Yücel'in Kumru ile Kumru'dan bir sene sonra, 2006 yılında yayınlanan yedinci romanıdır. Hikaye, kitabın protagonisti olan Can Tezcan isimli başarılı avukatın gördüğü bir rüyayla başlar. Rüyasında tarihi bir türlü bilemez. Aklına o kadar takılmıştır ki, uyanır uyanmaz karısı Gül Tezcan'a tarihi sorar.

7 Eylül 2017 Perşembe

Kitaptan Filme: Sunrise A Song of Two Humans / Reise nach Tilsit


1857-1928 yılları arasında yaşayan Alman yazar Hermann Sudermann'ın adını daha önce duymuş muydunuz? Hafizanızı biraz zorlarsanız, Sunrise: A Song of Two Humans filminden hatırlayacaksınız. Dönemin en popüler filmlerinden biri olan, sinema tarihinin en iyi filmleri listelerinde kendisine yer edinen, Alman Dışavurumcu sinemanın özelliklerine sahip bu sessiz filmin dışında da, Sudermann'ın uyarlama dünyası açısından önemli bir figür olduğunu biliyor muydunuz? 1910'lu yıllardan bu yana, çeşitli ülkelerden yönetmenler Sudermann'ın eserlerini sinemaya, kısa filmlere, TV filmlerine, dizilere ve TV gösterilerine uyarlıyorlar. Başlıca işlere göz atmak isteyenler için, IMDB'den 7.0 üzeri puan alan uyarlamaları şöyle sıralayalım: Reise nach Tilsit (1969), Armchair Theatre, Sunrise (1927), Hochzeit auf Bärenhof, Flesh and the Devil, Wonder of Woman, Jons und Erdme, The Trip to Tilsit (1939).

Gazeteci olarak başladığı kariyerine kısa hikayeler yazarak devam eder. Yazarlık kariyerinde ona ilk olarak, yazdığı dramalar ün getirecektir. Bir roman yazarıyla evlenir. Eserleri çok tutar, 30'dan fazla filme uyarlanır. Kariyerinin son döneminde yazdığı Reise nach Tilsit (1917, Tilsit'e Seyahat) daha sonra tam üç kez sinemaya uyarlanacak ve bunlardan biri sinema tarihinde kendisine önemli bir yer edinecektir. Yine kariyerinin son döneminde yazdığı Die Frau des Steffen Tromholt (1927, Steffen Tromholt'un Karısı) daha sonra Wonder of Woman isimli filme uyarlanarak ses getirecektir.

Sunrise, neden diğer uyarlamalar arasından bu kadar sivrilir? 

İlk olarak, döneme damgasını vuran bir sinema akımından bahsedelim, Alman Dışavurumculuğu. Metropolis, The Hands of Orlac, The Golem, From Morn to Midnight, Nosferatu, The Cabinet of Dr. Caligari gibi nefis örnekler veren bu akım, Birinci Dünya Savaşı'nın özellikle ekonomik izlerini silmeye çalışan Almanya'nın, yükselen Hollywood trendine karşı sağlam bir pozisyon kazanmak amacıyla ortaya attığı bir akımdır. Mimari, heykel, resim gibi alanlarda Avrupa'yı saran Dışavurumculuğu sinemaya getirerek 1920'li yıllarda çok ses getiren birkaç film çekmeyi başarırlar. İzleyicinin duygularına hitap etmek ve rahatsızlık hissettirmek için perdelerle, boyalarla yapılan çarpık ve yapay dekorlar, gerçeküstü ortamlar, genellikle düşük bütçeyle yapıldığı için olsa gerek, izleyiciyi tatmin etmeyecek ve popülaritesini uzun süre koruyamayacaktır. Almanya'dan Hollywood'a taşınır, farklı genre'lerle birleşir. Özellikle korku sinemasında ve film noir'da bıraktığı etkiler nedeniyle Alman Dışavurumculuğu günümüzde bile popüler bir konudur. Sunrise, Alman Dışavurumculuğun kırıntılarından faydalanan ABD yapımı bir filmdir. Bir Dr. Caligari kadar Alman Dışavurumculuğu içinde yüzmese de, etkilerini taşır. Örneğin, vamp kadının odasından çıkıp ayakkabısını boyatmak üzere hizmetçilerin odasından girdiği sahnede, masanın ve üzerindeki kaselerin pozisyonuna hiç dikkat ettiniz mi? Ve vamp kadının tavırları, kıyafetleri, makyajı size de korkutucu, adeta bir "vampir" gibi gelmedi mi? Bunlar, filmin taşıdığı dışavurumcu izlerden birkaç tanesidir. 


İkincisi, alegorik bir yapıttır, Üzerine söylenecek laflar vardır. Hermann Sudermann'ın eserinde de yoğun bir şekilde hissedeceğiniz bir "iyiyle kötü arasında gidip gelme" durumu vardır. Esas Adam (insanoğlu), şehirden gelen vamp kadın (şeytan, kötülük) ve evdeki fedakar, güzel, çalışkan ve iyi huylu karısı (melek, iyilik) arasında seçim yaparken ecel terleri döker. Vamp kadının etkisi altına giren Esas Adam, Masum Karısını öldürmeye karar verir. Ama kararını uygulayacakken vicdanı devreye girer. Karısının masumiyetini görünce, sonra da bir kilise de birbirlerini sonsuza kadar koruyacaklarına yemin eden bir çiftin nikahına denk gelince şeytanı kafasından tamamen kovar ve iyiliği seçer. Film, bu gelgit üzerine kuruludur. Gerilimi yüksektir, duyguları harekete geçirir. Sonuyla da heyecanı son seviyeye çıkartır. O döneme ve o prodüksiyon olanaklarına göre çok zengin bir filmdir. 



Üçüncüsü, kadroda döneme damgasını vurmuş birkaç figür yer almaktadır. Yönetmen F. W. Munrau, Bram Stoker'ın efsanevi Dracula romanından uyarladığı Nosferatu filmi ile sinema tarihine silinmez izler bırakmıştır Nosferatu'dan beş sene sonra, Sunrise için yönetmen koltuğuna oturacaktır. Senaryoyu yazan Carl Mayer, yine akımın imzası niteliğindeki The Cabinet of Dr. Caligari'nin senaryo yazarıdır. Yedi sene sonra Nosferatu'nun yönetmeniyle bir araya gelerek yaptığı işin sönük olması zaten beklenemez.

Dördüncüsü, setler akımdaki düşük bütçeli filmlerin aksine son derece çeşitlidir ve gerçek mekanlarda oluşturulmuştur. Alman Dışavurumculuğun "derme çatma" dekor anlayışı, filmin geneline hakim değildir. Ev, evin yanından geçen nehir, dans ettikleri salon, kilise, kadının kaçıp bindiği tren... Dışavurumculuğu daha "gerçekçi" bir dekora oturturlar. Bu nedenle izleyici filmi daha çok benimser. 

Film hikayeye sadık kalmış mıdır? 

Uyarlamaları değerlendirirken çoğunlukla "aslına sadakat" üzerinden not veririz. Önce gelen edebiyat olduğu için aslolan edebiyattır ve sinemanın görevi bunu doğru şekilde yansıtmaktır diye düşünenlerin sayısı hiç de az değil. 20. yüzyılda ortaya çıkıp yaygınlaştığı için üvey evlat muamelesi görse de, sinemanın bir sanat dalı olduğunu unutmamak gerekiyor. Kendine göre bir stili, yöntemi var. Edebiyatı tıpa tıp taklit etmesi beklenemez. Öyle yapsa sanat olmaz.

Bu girizgahın ardından, tahmin edeceğiniz gibi yanıt: Hayır, kitap birebir yansıtılmamış. Tren sahnesi, mutlu son, kilise sahnesi sonradan eklenmiş; kadının zengin bir aileden geldiği, babasının gönül ilişkisini öğrenip damadı tehdit edişi, üç çocukları olduğu detayları filmde gösterilmemiş. Fakat bunların da ötesinde, kitapta olmayıp filme yansıtılan önemli bir detay var: Kasaba-Şehir zıtlığı. 

Filmde şehir ve şehre dair her şey, şehveti, kötülüğü anımsatır. Şehir büyük ve bireyi, içindeki vicdanı ve sağduyuyu yutmaya hazır bir canavar olarak tasvir edilir. Kasaba ise bireyin kendi iç dünyasına daha yakın, huzurlu, sağduyulu ve sakin bir şekilde yaşadığı bir yer olarak gösterilir. Her ne kadar Sudermann, bu öyküyü yazarken kendi doğup büyüdüğü coğrafyaları seçerek belki biraz kasaba hayatını öne çıkarmak istediyse de, kitapta şehir-kasaba zıtlığına dair bir yorum yok. 

Başka bir fark da, romanda karakterlerin isimleri var, filmde yalnızca rollerini öğreniyoruz. Belki de bunun alegorik bir anlatım olduğunu daha fazla vurgulamak için, karakterlerin üzerinden vurguyu çekmişler. 3 çocuk, zengin baba da hikayeden çıkartılmış. Daha yalın ve mesaja odaklı bir hikaye anlatımı seçilmiş. 


Kitap yorumu

Kitapta Indre, kocası Ansas'ın kendisini öldürme planı yaptığını anlar. Ansas ona bir tekne gezisi yapmayı önerdiğinde, başından itibaren bunun planlanmış bir cinayet girişimi olduğunu bilmektedir. Tekne gezisine çıktıkları andan itibaren, hazin sona ulaşana kadar sürekli olarak "öldürecek, hayır öldürmeyecek" ikilimi içinde kalırız. Bu da okur üzerinde müthiş bir gerginlik yaratır. Film adamın vicdan muhasebesi üzerinden akarken, kitap kadının korkusu üzerinden ilerler. Kadının korkak, pasif, kabullenmiş ve affetmeye hazır bakış açısından Ansas'ı gözlemleriz. Bazı hareketlerinde şefkat vardır, öldürmeyecek deriz. Bazen gözünden şeytani bir ışıltı geçer, öldürecek deriz. Kısacası gölün ortasında, savunmasız bir şekilde Ansas'ın gelgitlerini tartarak öldürülüp öldürülmeyeceğini hesap etmeye çalışırız. 

Burada hikayeyi Indre'nin gözünden algıladığı için okur otomatik olarak "melek" tarafındandır. Ansas'ın bir an önce kapıldığı cazibeden kurtulması için yumruğunu ısırır. Sonunda Ansas da, tıpkı filmdeki adam gibi içindeki şeytanı yenerek Indre'nin dizlerine kapanır, itiraf eder ve af diler. Daha sonra çok sarhoş oldukları için ikisi de suya düşecek, Indre kurtarılacak fakat Ansas ölecektir. Okur bu noktada ikiye ayrılır. Ansas'ın bu hazin sonuna üzülen "melekler" ve kitap boyunca kadına çektirdikleri için ondan nefret edip sonuna zerre üzülmeyen, hatta Indre'nin bu affediciliğine ve pasifliğine kızan "şeytanlar".

Kadına 20. yüzyılda biçilen affedicilik, pasiflik, yakarış, kabulleniş 21. yüzyılda iyice küflendiği için, neden üzülecekmişim dediğinizi duyar gibiyim. Ben de sizinle aynı tepkiyi verdim. Elbette hiçbir şey bu kadar iki boyutlu, tam siyah veya tam beyaz olamaz. Sanırım herkes bu hikayeden, kişisel deneyimlerine bakarak farklı bir sonuç çıkarabilir. 

Kitap zulmeden adamı sonunda öldürüp "bu dünyada ilahi adalet var, eden bulur" diyerek aslında ezilen kadının tarafını mı tutuyordu yoksa, sonunda adamı affettiği halde yine de öldürüp "kadının yüzü gülmeyecek, öyle de üzülecek, böyle de üzülecek" diye kadının dramına dram mı katıyordu? Yoksa yalnızca okuru ters köşeye mi yatırmak istemişti? Sizce?

2 Eylül 2017 Cumartesi

Kitaptan Filme: The Dark Tower

Stephen King’in 1982-2012 yılları arasında yazdığı 8 kitaptan oluşan seridir. Serideki kitaplar sırasıyla şöyledir : The Gunslinger (1982), The Drawing of the Three (1987), The Waste Lands (1991), Wizard and Glass (1997), The Little Sisters of Eluria (1998), Wolves of the Calla (2003), Song of Susannah (2004), The Dark Tower (2004), The Wind Through the Keyhole (2012). Türkiye’de Altın Kitaplardan Gönül Suveren, Canan Kim ve Nejat Ebcioğlu çevirileriyle yayınlanır.

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Kitaptan Filme: Julieta / Runaway


1931 doğumlu Kanadalı öykücü Alice Munro'nun 2004 yılında yayınlanan Runaway öykü kitabında yer alan üç öykü (Chance, Soon, Silence), 2016 yılında Pedro Almodóvar'ın çok ses getiren Julieta filmine uyarlanır. Film yıllardır görmediği kızının arkadaşıyla karşılaşıp kızı hakkında haber alan ve dağılan Julieta ile başlar. Daha sonra flashback'le Julieta'nın kızıyla ilgili gizem yavaş yavaş ortadan kalkar. Hikaye entrikalardan çok, karakterlerin psikolojileri etrafında döner, derinliklidir.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Kitaptan Filme: Mrs. Dalloway


Feminizm, Bloomsbury, melankoli, intihar, bilinç akışı... Evet Virginia Woolf'tan bahsediyoruz. Bu yazıda, bilinç akışı tekniğiyle yazdığı Mrs. Dalloway romanına ve romanın aynı isimli 1997 yapımı sinema uyarlamasına yakından bakacağız.

6 Temmuz 2017 Perşembe

Kitaptan Filme: Nocturnal Animals / Tony and Susan


2016 yapımı Nocturnal Animals uyarlamasıyla Türk okurun dikkatini çeken Tony and Susan, ilk olarak 1993 yılında Amerika'da yayınlandı. Romancı, edebiyat eleştirmeni ve Cincinnati Üniversitesi'nde profesör olan Austin Wright (1922-2003) altyapısı sağlam, ancak tanınmamış bir yazar. Yaşadığı süre boyunca ne yazık ki büyük bir üne kavuşamadı ve Tony and Susan o öldükten sonra tanınırlık kazandı. Her ne kadar edebiyatçılar, sinemanın erken dönemlerinden bu yana uyarlamaları kendi eserlerinden küçük görüp önyargıyla yaklaşsalar da, sinemanın bir esere tanınırlık açısından getirisini görmezden gelmek doğru olmaz. Evet, bazı edebiyatçıların tanınmak için sinemanın desteğine ihtiyacı yok, ama Austin Wright gibi donanımlı, ancak çok fazla tanıtımı yapılmamış yazarlar bakımından sinema büyük bir reklam aracı.

5 Nisan 2017 Çarşamba

Kitaptan Filme: Lion / A Long Way Home


Başrollerinde Dev Patel, Nicole Kidman ve Rooney Mara‘nın oynadığı, 2016 yapımı Garth Davis filmi. Saroo Brierley‘nin gerçek öyküsünü yazdığı biyografik kitabı A Long Way Home‘dan (2013) uyarlandı.

3 Nisan 2017 Pazartesi

Kitaptan Filme: Rear Window / It Had to Be Murder


Rear Window (Arka Pencere) 1954 yapımı, başrollerinde James Stewart ve Grace Kelly‘ nin yer aldığı bir Alfred Hitchcock filmi. Cornell Woolrich‘in It Had to be Murder (1942) isimli öyküsünden sinemaya uyarlandı. Woolrich, bu öyküyü yazarken H. G. Wells‘in 1894 tarihli Through a Window öyküsünden ilham aldı. Her üç kurgu detaylar bakımından birbirinden farklı olsa da çıkış noktaları aynı: bir fiziksel engel nedeniyle eve hapsolmuş bir adamın vakit geçirmek için camdan dışarı bakıp diğer insanları röntgenlemesi ve bu sırada tesadüfen bir cinayete tanık olması.

22 Mart 2017 Çarşamba

Kitaptan Filme: One Flew Over the Cuckoo's Nest


Milos Forman yönetmenliğinde, 1975 yılında çekilen, başrollerinde Jack Nicholson, Louise Fletcher ve Will Sampson‘ın oynadığı 2 saat 15 dakikalık bir drama filmi. Ken Kesey‘nin 1962 yılında yayınlanan aynı isimli kitabından uyarlandı.

20 Mart 2017 Pazartesi

Film: Tokyo Story


Yasujirô Ozu‘nun senaryosunu yazıp yönettiği 1953 yapımı Tokyo Story (orijinal adıyla Tôkyô monogatari), günlük hayatın akışından gelen dramı son derece yalın bir şekilde yansıtan ve bu özelliğiyle Batı izleyicisinin dikkatini çekmeyi başaran 2 saat 15 dakikalık bir film. 

16 Mart 2017 Perşembe

Dizi: Bron / Broen


İsveç-Danimarka ortak yapımı bir polisiye dizi. İlk sezonu 2011 yılında yayınlandı. Bugüne kadar toplam 3 sezon çıktı, sezonların çıkış yılı sırasıyla: 2011, 2013 ve 2015. 4. sezonun 2018 yılında yayınlanması bekleniyor. Sezonlar yaklaşık 1 saatlik 10 bölümden oluşuyor.

13 Mart 2017 Pazartesi

Kitaptan Filme: Moonlight (2016)

5
Hikayesi Tarell Alvin McCraney tarafından yazılan, Barry Jenkins yönetmenliğinde çekilen 2016 yapımı film. Siyahi bir karakter olan Chiron’ın çocukluğundan yetişkinliğe geçişini, geçirdiği değişimi ve kendini tanıma sürecini konu alır. 

12 Mart 2017 Pazar

En İyi 7 Uyarlama Film

Kitaptan Filme olarak 1 sene boyunca incelediğimiz uyarlamalar arasından en iyi 7 tanesini seçtik. İyi okumalar.

5 Mart 2017 Pazar

Kitaptan Filme: Hidden Figures

1
Hidden Figures: The Story of the African-American Women Who Helped Win the Space Race, Margot Lee Shetterly’nin 2016 yılında yayınlanan biyografik kitabı. NASA’da çalışan bir grup siyahi kadının hikayesini konu alıyor.

19 Şubat 2017 Pazar

Film: Hacksaw Ridge (2016)

2
Hacksaw Ridge (Savaş Vadisi)Mel Gibson'ın yönettiği 2016 yapımı biyografik savaş filmi. Gerçek bir tarihi figür olan Desmond Doss'un hikayesini anlatıyor. Olaylar Okinawa Savaşı'nın yaşandığı 1945 yılında geçiyor.

16 Şubat 2017 Perşembe

Film: La La Land (2016)

La La Land, 2016 yapımı bir müzikal romantik komedi-drama filmi. Damien Chazelle yönetmenliğinde çekilen filmin başrollerinde Ryan Gosling ve Emma Stone oynar. Film Los Angeles’ta geçer, ismi buradan gelir. Oyuncu olmayı hayal edip sürekli olarak seçmelere katılan, hukuk eğitimini hayalleri için yarım bırakmış bir oyuncunun (Mia) ve caz tutkusuyla popüler kültüre karşı durmaya çalışan, bu nedenle bir türlü para kazanamayan bir piyanistin (Sebastian) yolu tesadüfen 2 kere kesişir.

15 Şubat 2017 Çarşamba

Kitaptan Filme: Fences (2016)


Oyunlarında Afrika-Amerikalıları, onların değişen hayatlarını, adaptasyon sürecini, ilişkilerini işleyen 1945 doğumlu August Wilson, The Pittsurgh Cycle diye adlandırılan, toplam 10 eserlik bir oyun dizisi yazar. Oyunlardan her biri, 20. yüzyılın bir on yılını ele alır. Örneğin, Pulitzer ve Tony Award ödüllerinin sahibi Fences (1985), 1950’li yılları ele almaktadır.

10 Şubat 2017 Cuma

Kitaptan Filme: Arrival


Ted Chiang’ın Story of Your Life hikayesinden uyarlanan, 2016 yapımı Arrival filmi bu sene En İyi Film kategorisi başta olmak üzere, 8 dalda Oscar’a aday oldu. Denis Villeneuve’ün yönettiği filmin senaryosu Eric Heisserer tarafından uyarlanmış. Başrollerde Amy Adams ve Jeremy Renner var. 2013 yılında Gravity ile başlayan bir akım var, her yıl ses getiren uzay temalı bir film seyrediyoruz. Geçtiğimiz sene, yine bir uyarlama olan son derece başarılı The Martian filmini izlemiştik. Bu senenin filmi de Arrival. Geçen sene izleyicinin dikkati botaniğe çevrildi; bu sene dilbilime, zira uzaylılarla dilbilimcilerin çalışmaları ve analizleri sayesinde iletişim kuruluyor.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Kitap: Story of Your Life (Ted Chiang)


Story of Your Life, 1967 doğumlu Çin asıllı Amerikalı bilim kurgu yazarı Ted Chiang tarafından yazılır ve 1998 yılında yayınlanır.
Son yıllarda okuduğum en tatmin edici, en başarılı bilim kurgu öyküsü. Henüz okumadıysanız mutlaka tavsiye ederim. Bu yazıda sadece kitaptan bahsedeceğiz. Kitabın film uyarlaması olan Arrival‘ı başka bir yazıda inceleyeceğiz. Bu yazının da sitedeki tüm yazılar gibi baştan sona Spoiler içereceği uyarısını yapalım ve kitap yorumlarına geçelim.

4 Şubat 2017 Cumartesi

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#4) The Miserable Mill


Serinin dördüncü kitabı Bitik Orman (The Miserable Mill), olayların gelişim şemasının bir parça değiştiği, seriden sıkılanların düşünüldüğü, sıkılmadan okuyacağınız bir kitap olmuş. Aynı zamanda ilk sezon bu kitapla sona eriyor. Final bölümleri olduğu için dizi anlatımı da epey tatmin edici. Bölümlerin IMDB’den sırasıyla 8.8 ve 9.0  puan aldığını söyleyelim. Serinin en yüksek puanları bu iki bölüme gelmiş.

29 Ocak 2017 Pazar

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#3) The Wide Window


Serinin üçüncü kitabı Uçuruma Bakan Pencere, orijinal adıyla The Wide WindowUncle Monty‘nin talihsiz ölümünden sonra yine sahipsiz ve yuvasız kalan Baudelaire yetimlerinin bu seferki durakları, bir uçurumun tepesinde tek başına yaşayan Aunt Josephine‘in evi.
Aunt Josephine, biricik eşini, en iyi arkadaşını, dostunu küçüklüklerinden beri etrafında oynayıp yüzdükleri gölde kaybediyor. O günden sonra da uçurumun tepesindeki, yıkıldı yıkılacak gibi duran evine kapanıyor. Fobileriyle baş başa sıkıcı bir hayat sürüyor.

25 Ocak 2017 Çarşamba

89. Oscar Ödülleri - En İyi Uyarlama Senaryo Adayları Açıklandı

89. Oscar ödülleri için adaylar açıklandı. Bu sene en iyi uyarlama senaryo için yarışacak filmler şöyle:

23 Ocak 2017 Pazartesi

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#2) The Reptile Room


Talihsiz Serüvenler Dizisi’nin ikinci kitabı olan Sürüngen Odası’nda (The Reptile Room), Baudelaire yetimleri koruyucuları Mr. Poe tarafından bu kez başka bir akrabaları olan Montgomery Montgomery’nin yanına yerleştirilirler. Çocuklar başta Count Olaf fobileri nedeniyle bu yeni akraba fikrinden hoşlanmasalar da, zamanla Uncle Monty onlarda çok iyi izlenimler bırakır. Çocukları onlar için yaptığı pastayla karşılar. Onlara güleryüz ve samimiyet gösterir. Count Olaf’ın aksine her birine ayrı odalar verir. Çocukların kütüphanesinden faydalanmasını memnuniyetle karşılar. Birlikte sinemaya, seyahatlere gitme planları yaparlar.

15 Ocak 2017 Pazar

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#1) The Bad Beginning


Talihsiz Serüvenler Dizisi, 1999-2006 yılları arasında 13 kitap olarak HarperCollins‘ten yayınlanan, çok güzel kapak tasarımlarına sahip gotik ve karanlık bir çocuk kitabı serisi. Yazarı Lemony Snicket takma adıyla Daniel Handler.
Kitap 2004 yılında, ilk üç kitabı kapsayacak şekilde sinemaya uyarlandı. Count Olaf rolünde Jim Carrey oynuyordu. Şahane bir makyaj, karakter. Kitabı okurken gözünüzde canlandırdığınızdan bile daha karanlık.