24 Aralık 2016 Cumartesi

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Order of the Phoenix II


Kitapla film arasında çok fark var. Bunların hepsini tek bir yazıda toplamak daha iyi olacak. Bu farklar kitabın çok uzun filmin ise görece kısa olmasından kaynaklanıyor. Yazarın da onayıyla kitabı, hikayenin özüne sadık kalacak ve ortaya güzel bir film çıkaracak şekilde güzelce kırpmışlar. Lafı fazla uzatmadan film ve kitap arasındaki farkları yazayım:

22 Aralık 2016 Perşembe

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Order of the Phoenix (Kısım I)


J. K. Rowling‘in yazdığı Harry Potter serisinin beşinci kitabı olan Zümrüdüanka Yoldaşlığı, 2003 yılında İngiltere’de Bloomsbury, Amerika’da Scholastic Inc. ve Kanada’da Raincoast tarafından yayınlandı.

15 Aralık 2016 Perşembe

Kitaptan Filme: He's Just Not That Into You

Greg Behrendt ve Liz Tuccillo tarafından yazılıp 2004 yılında yayınlanan, bekar kadınlara yönelik ilişkisel taktikler içeren eğlenceli bir kitap.
Liz TuccilloSex and the City dizisinin senaryo ekibinde yer alan bir yazar. Greg Behrendt de zaman zaman senaryodaki kadın erkek diyaloglarına erkek gözüyle yorumlar yapan bir danışman. Bir gün senaryo ekibindeki kadınlar, ekipten bir arkadaşlarının kısa süre önce tanıştığı, numarasını verdiği bir adam hakkında konuşurlar. Adam kadına karışık mesajlar vermektedir, tüm ekip oturup adamın kadından hoşlanıp hoşlanmadığını analiz ederler. Sonunda adamın ciddi bir ilişkiden korktuğuna, böyle başarılı bir kadını taşıyamayacağını düşündüğü için ürkek davrandığına, buna hazır olmadığına… vs. karar verirler. Tüm bu karmaşık analizler sürerken, Greg müdahale eder ve adamın ondan hoşlanmadığını, hoşlansa mutlaka arayacağını söyler. Greg‘in bu acımasız ancak gerçekçi yorumu üzerine kadınlar ve erkeklerin bakış açıları arasındaki uçurum ortaya çıkar ve Liz ile Greg bunu bir kitaba dökmeye karar verirler.

13 Aralık 2016 Salı

Film: Desierto (2015)


Jonás Cuarón’un yönettiği, 2015 yılında gösterime giren, Meksika-Fransa ortak yapımı gerilim filmi.
Göçmen kaçakçılığı yapan üç kişi liderliğinde, bir grup Meksikalı bir kamyonetin kasasına atlayıp Amerika sınırını geçmek üzere yola çıkarlar. Sınıra yürüme mesafesi kadar yakın bir yerde kamyonet bozulur, göçmen kaçaklardan biri olan Moises (Gael García Bernal), arabalardan anladığını söyleyerek duruma bakar, arabanın tamir edilemeyeceğini söyler. (Bundan sonra gruptaki her kimin yardıma ihtiyacı olursa cesur Moises koşacaktır, filmin iyi adamıdır). Yolu yaya olarak sürdürürler. Onlar çöldeki yürüyüşlerini sürdüredursun, kamera yönünü sınırın Amerika yönüne çevirir. Burada Meksikalı kaçak göçmenlerden nefret eden, ırkçı Amerikalı Sam (Jeffrey Dean Morgan) karakteri ortaya çıkar. Kamyoneti, tüfeği, viskisi ve av köpeğiyle birlikte tehlikeli bir profil çizer. Polis kaçak göçmenlere tepkisiz kaldığı için kendisini eyleme geçmek zorunda hisseder. Filmin kötü adamıdır. Silahlı Sam ve Moises‘in savunmasız grubu çölde karşılaştığında, 1 saat sürecek olan kovalama da başlar. Filmin sonunda iyi adam, kötü adamı şiddete başvurmadan yenmeyi başarır.

9 Aralık 2016 Cuma

Kitaptan Filme: Vol de Nuit


Fransız yazar Antoine de Saint Exupéry‘nin 1931 yılında yayınlanan ikinci romanı. Aldığı prestijli bir ödül sayesinde yazara ilk olarak tanınırlık kazandıran roman aynı zamanda. Yazarın havacılık deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı, gece seferleri yapan bir posta uçağı şirketinin işleyişini konu alıyor.
Saint Exupéry‘nin biyografisinden biraz bahsedelim. Hepimiz onu felsefi çocuk kitabı Küçük Prens‘ten tanıyoruz.

30 Kasım 2016 Çarşamba

Kitaptan Filme: The Great Gatsby


Amerikalı yazar F. Scott Fitzgerald‘ın yazdığı, 1925 yılında Charles Scribner’s Sons tarafından yayınlanan kısa bir roman. Amerikan Rüyası döneminde, soylu ve zengin bir aileye mensup Daisy’yi etkilemek için içki kaçakçılığından kazandığı parayla yükselip zengin olan, kendisine mükemmel bir imaj yaratıp insanları etkileyen Jay Gatsby karakteri anlatılıyor.

28 Kasım 2016 Pazartesi

Kitaptan Filme: The Revenant


Amerikalı yazar Michael Punke‘ın 2002’de yayınlanan, 19. yüzyılın sonlarında yaşamış gerçek bir karakter olan Hugh Glass‘ın hikayesini kurgusal bir şekilde anlattığı romanı. Uzun adıyla, The Revenant: A Novel of Revenge.
Kitabın öyküsünü kısaca anlatalım. Hugh Glass, kürk ticareti için Missouri Nehri civarında sefere çıkan bir birliğin en tecrübeli ve becerikli adamlarından bir tanesi. Seferin ortasında ayı saldırısına uğrar.

23 Kasım 2016 Çarşamba

Kitaptan Filme: On The Road



Beat Kuşağı'nın öncüsü sayılan Amerikalı yazar Jack Kerouac'ın 1951 yılının Nisan ayında, 3 haftada yazıp bitirdiği roman.

Yazıldıktan 6 sene sonra, 1957 yılında Viking Press'ten yayınlanıyor. Roman à clef dediğimiz, kurgusal otobiyografi diye tanımlanabilecek türe giriyor. Romandaki anlatıcı Sal Paradise, aslında Jack Kerouac'ın kendisi, yan karakterler Kerouac'ın gerçek arkadaşları ve olaylar neredeyse tamamen gerçek. Kerouac'ın 3 haftada, bir rulo kağıda bilinç akışıyla kesintisiz olarak yazıp bitirdiği orijinal taslakta karakterlerin hepsi gerçek adlarıyla anlatılıyor ve bu versiyon daha uzun. Yalnız içinde sansüre takılabilecek çok öğe olduğu için revize ediliyor, sonunda karakterlerin isimleri değiştiriliyor, formatla oynanıyor ve kısaltılarak yayınlanıyor.

Sansürsüz halini merak edenler, ilk basımının 50. yıl dönümü olan 2007 yılında, On The Road: The Original Scroll adıyla basılan orijinal taslağı okuyabilirler.

Beat, II. Dünya Savaşı sonrasında bir grup genç yazar ve şairin bir araya gelerek şiir, jazz, uyuşturucu, yol, deneyim, tutkulu diyaloglar, ilham, açık cinsellik, delilik, konformist hayata karşı duruş anahtar kelimeleriyle dışa vurduğu bir anlayış. Beat Kuşağı'nın manifestosu kabul edilen On The Road'dan ve yine bu ortamda yetişmiş diğer yazarların eserlerinden sonra ufak ufak bir akıma dönüşüyor, yayılıyor. Seveni çok olduğu gibi nefret edeni de çok oluyor.

19 Kasım 2016 Cumartesi

Kitaptan Filme: The Danish Girl


Amerikalı yazar David Ebershoff'ın 2000 yılında yayınlanan ilk romanı. Danimarkalı ressam Einar Mogens Wegener, kendisi gibi ressam olan Gerda Gottlieb ile 26 sene evli kaldıktan sonra, 47 yaşında ameliyatla cinsiyetini değiştirerek kadın oluyor. Roman, bu gerçek hikayeyi kurgusal bir şekilde anlatıyor. 

Kurgusal biyografi diyebiliriz, çünkü dediğimiz gibi gerçek hikayeye ekleme/çıkarma yapılmış. Örneğin kitaptaki Einar ve Gerda 6 yıllık evli, Gerda'nın adı Amerikalı okurun dikkatini çekmek için Greta olarak değiştirilmiş ve kökeni de yazar Ebershoff'un memleketi olan California olarak gösterilmiş. Einar Wegener'in hayatı hakkında referans olarak kullanılabilecek bir kitap değil. Ressamlar hakkında daha gerçek bilgilere ulaşmak istiyorsanız 1933 yılında yayınlanan, Lili Elbe'nin notlarını vs. bir araya getiren Niels Hoyer'in Man into Woman kitabını okumanızı tavsiye edelim ve yorumlara geçelim. 

Kitap, 2 şey sayesinde ilgi çekmeyi başarıyor:

10 Kasım 2016 Perşembe

Kitaptan Filme: Blindness


1998 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Portekizli yazar José Saramago'nun yazdığı, 1995 yılında yayınlanan roman.

Neresi olduğunu bilmediğimiz bir yerde aniden belirsiz bir nedenle körlük salgını ortaya çıkar. İlk enfeksiyon kapan hastalar, ülkenin geri kalanını korumak için karantinaya alınırlar. Dar mekan, çok insan, az yiyecek, hijyen eksikliği, devletin verdiği bakım ve koruma sözünü tutmaması, ordunun orantısız güç ve adaletsizliği gibi sebeplerle kısa sürede kaotik bir ortam oluşur. Bir gün hastanede yangın çıkar, kendilerini denetleyen gardiyanlar da kör oldukları için gözetleme kulelerini terk etmişlerdir. Üzerlerindeki kontrolün kalktığını keşfeden körler kapalı parmaklıkların arkasından kaçıp sokaklara, evlerine geri dönerler. Evlerinde, karantina altına alındıkları hastaneye göre daha güvenli ve insani koşullar altında yaşayan körler daha sonra bir bir görme yeteneklerini geri kazanacaklardır.

Romanda mekan ve insan isimleri yok. Karakterler örneğin Doktor, Doktorun karısı, Araba Hırsızı gibi sıfatlarla anılıyorlar. Hikayenin nerede geçtiğini bilmiyoruz. Tıbbi açıklamalar, bireysel özellikler, vs. bu tip detaylar yok.

3 Kasım 2016 Perşembe

Kitaptan Filme: Breakfast at Tiffany's


Amerikalı yazar Truman Capote'nin 1958 yılında yayınlanan ve bundan 3 sene sonra sinemaya uyarlanarak günümüze kadar popülerliğini koruyan kısa romanı. 

Anlatım tekniği bakımından dikkat çekici bir kitap. Kafa karıştırmadan nasıl anlatacağımı bilemiyorum, özetlemeye çalışayım. Ortada 4 farklı anlatıcı var, 4'ü de bir şekilde zamanında Holly'den etkilenmiş ve daha sonra ondan haber alamamış kişiler. Bir gün biri Holly'nin izine rastlıyor, daha sonra bir diğeri bunu tesadüfen öğreniyor ve hikayenin asıl Anlatıcısına aktarıyor. Asıl Anlatıcı da senelerdir görmediği Holly karakterini hatırlıyor, hafızasında kaldığı kadarıyla okura anlatıyor. Kendisinden etkilenen 4 kişinin zihninde kalan Holly'yi okuyoruz. Yani hikayenin merkezi, konusu, amacı Holly Golightly

Peki kim bu Holly? Anlatıcının eski alt kat komşusu. Apartmanda sürekli partiler verip gürültü yapan, umursamaz, uçarı, güzel bir genç kadın. 14 yaşında dul bir çiftlik sahibiyle evleniyor, kardeşi Fred'i de yanlarına aldırıyor. Derken bu evlilik ona ağır geldiği, şartlarından memnun olmadığı ve daha fazlasını istediği için çiftlikten kaçıp New York'a geliyor, burada asıl adı olan Lulamae BarnesHolly Golightly olarak değiştiriyor ve café society ortamına katılarak çevresini genişleniyor. 

31 Ekim 2016 Pazartesi

Kitaptan Filme: Pride and Prejudice

1775 yılında İngiltere'de doğan Jane Austen, 1796-1797 arasında "First Impressions" adıyla romanın ilk halini yazıp tamamlar. Yayınevlerinden ret aldıktan sonra düzeltmeler yapar, daha sonra 1813 yılında Pride and Prejudice adıyla yayınlanır. 203 yıllık bu roman, yazıldığı günden bu yana popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeden ilerlemeyi başarır. 

Bu roman edebiyata iki efsane karakter kazandırır. Yazara benzerlikleriyle dikkat çeken açık sözlü, sarkastik, gerçekçi ve zeki karakter Elizabeth Bennet ve mükemmel erkeğin ete kemiğe bürünmüş hali, kahramanımız, zengin, gururlu ve soylu Mr. Darcy

Bildiğiniz gibi konusu bu iki karakterin aşkları. Kendisi über zengin olan Mr. Darcy, orta sınıfa mensup Elizabeth'e olan aşkını ilk başlarda sınıf gururu nedeniyle bastırmak durumunda kalıyor, Elizabeth ise bu adamın ruhsuz ve kalkık burunlu olduğu önyargısına kapıldığı için onu başlarda bir türlü sevemiyor. Olaylar gelişiyor, kahramanımız Mr. Darcy gururuyla savaşıp aralarındaki sınıf farkını dert etmemeyi öğreniyor ve kendisinden uzaklaştırdığı Elizabeth'i tekrar kazanmak için karşısına çıkan engelleri bir bir yeniyor. Elizabeth de Mr. Darcy'nin başlarda göremediği düzgün karakterini keşfettikçe önyargılarından pişman olup gardını düşürüyor.

28 Ekim 2016 Cuma

Kitaptan Filme: Gone With the Wind


Amerikalı kadın yazar Margaret Mitchell tarafından yazılan ve 1936 yılında yayınlanan, yayınlandıktan bir sene sonra Pulitzer Ödülü'ne layık görülen romanda, Amerikan İç Savaşı güneylilerin, başka bir deyişle Konfederasyon'un gözünden anlatılır. 

1861-1865 yılları arasında, 11 adet güney eyaleti bir araya gelerek Amerikan Konfedere Devletlerini oluşturur ve köleliği kaldırmayı amaçlayan Abraham Lincoln'ün temsil ettiği Amerika Birleşik Devletlerine karşı, topraklarını ve köleliği savunarak savaşır. Kitapta Amerika Birleşik Devleti mensuplarından Yankee'ler diye bahsedilir. Güneyliler ve Yankee'ler arasında yaşanan bu iç savaşı şüphesiz, daha donanımlı olan Yankee'ler kazanacak, böylece güneyde kültürel ve ekonomik bir dönüşme süreci başlayacaktır. 

1900 doğumlu yazar Margaret Mitchell, Atlanta Tarih Topluluğu'nun üyesi avukat bir baba ve kadınların oy verme haklarını savunan hukukçu bir annenin gazeteci kızı olarak, ömrü boyunca güneylilerin iç savaş hikayelerini dinlemiştir ve ikinci kocasının cesaretlendirmesiyle 1926-1936 yılları arasında iç savaşı konu alan bu romantik ve tarihi romanı yazar.

Yazarla birçok ortak özelliğe sahip olan cesur ve toplum normlarına aldırmaz Scarlett O'Hara karakteri üzerinden, arka plana güney toplumundaki dönüşüm sürecini yerleştirerek dramatik bir aşk hikayesi anlatır. Scarett'in 16 yaşından 28 yaşına kadar olan 12 yıllık süreci okuruz. Çocuksu ve şımarık bir karakterin olgunlaşmasını anlattığı için bildungsroman türüne dahil olduğunu söylemek mümkündür.


20 Ekim 2016 Perşembe

Kitaptan Diziye: It


Stephen King'in 1986 yılında yayınlanan korku romanı. Klasik olarak Maine'de geçer. Maine'in Derry isimli küçük kasabasında her 27 yılda bir yaşanan gizemli çocuk ölümleri üzerinden bir korku hikayesi anlatılır.

Kitabın yorumlarına bakarken 1200 küsur sayfa olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım, çünkü bendeki kitap taş çatlasa 500 sayfalık bir kitaptı. Acaba iki bölüm mü diye şüphelenmeye başlamıştım ki işin aslını öğrendim. Kitap Altın Kitaplar'dan iki versiyon şeklinde yayınlanıyor. Türk okur, ben de dahil ilk olarak 448 sayfalık kısaltılmış Gönül Suveren çevirisiyle tanışıyor. Bundan kısa bir süre önce de 1216 sayfalık tam metin Oya Alpar çevirisiyle yayınlanıyor. Yani çoğumuz zamanında bu kitabın kısa versiyonunu okuduk. Aslında hikayede havada kalmış onlarca şeyi düşününce uzun bir versiyonunun olduğunu bilmek sevindirici.

He ama bir daha alıp uzun versiyonu baştan sona okur muydum? Hayır, enerjim yok. Kitap yorumlarını okurken çoğu kişinin King'in en iyi romanı diye nitelendirdiğini gördüğümde çok şaşırdım, çünkü bana göre beş üzerinden üçlük bir roman. Bunun iki sebebi var.

11 Ekim 2016 Salı

Kitaptan Filme: Devil Wears Prada


Amerikalı yazar Lauren Weisberger'in 2003 yılında yayınlanan ve kısa sürede bestseller olan kitabı. Kitap kurgusal olmakla birlikte, yazar Vogue dergisinde Anna Wintour'ın asistanı olarak çalıştığı zamanlardan esinlenerek oluşturmuş hikayeyi. 

2006 yılında David Frankel yönetmenliğinde çekilen uyarlama filmde Andrea'yı Anne Hathaway, Miranda Priestly'yi ise Meryl Streep canlandırıyor. Ayrıca Emily rolünde Emily Blunt, Nigel rolünde Stanley Tucci ve Christian Thompson rolünde Simon Baker dikkat çeken isimler. 

Ben kitaba İngilizce başlamıştım, daha sonra çevirisini merak edip Altın Kitaplar'dan çıkan Pınar Öcal çevirisiyle devam ettim. Çevirmen, daha önce Nemesis'ten çıkan Kuzuların Sessizliği serisini çevirmiş. Herhangi bir hata dikkatimi çekmedi, temizdi. Yalnız şansınız varsa İngilizcesini tercih edin. Bu hafif snob ve ironik, esprili, bestseller kitap üslubu Türkçeye ne kadar doğru çevrilirse çevrilsin tam oturmuyor. 

Kitap kafa boşaltmak için okunacak türden. Yalnız bunun için biraz fazla uzun, yaklaşık 450 sayfa. 430 sayfa kadar psikopat bir direktörle çalışan bir asistanın düştüğü zor durumları ve stresli anları spontane olarak yaşıyoruz. Telefonun çalışıyla biz de panik atak oluyoruz. Deadline'ları yetiştirmesi gereken yerde elinde kahve on dakika telefonda konuştuğu için bizzat biz kanser oluyoruz. Ve ilk sayfasından itibaren çok bariz olan sonunu okumak için 450 sayfa bekliyoruz. Bu açılardan biraz yorucu, film daha keyifli.

7 Ekim 2016 Cuma

Kitaptan Filme: Jane Eyre - En İyi Film Uyarlamaları


İngiliz yazar Charlotte Brontë'ın yazdığı, 1847 yılında Smith, Elder & Co. yayınevi tarafından İngiltere'de, bundan bir sene sonra da Harper & Brothers yayınevi tarafından Amerika'da yayınlanan roman. Orijinal ismi Jane Eyre: An Autobiograpy (Jane Eyre: Bir Otobiyografi).

Ben Can Yayınlarından çıkan Nihal Yeğinobalı çevirisini okudum. 1927 doğumlu çevirmenin daha önce birçok klasik roman çevirisi var, kullandığı dil de klasik romana yakışır, hafif ağır bir dil. Bazı betimlemeleri buram buram eskilik kokuyor. Tavsiyem, eğer şansınız varsa kitabı İngilizce okumanız. Türkçesi fazlasıyla eski, geleneksel, kaba şeyleri çağrıştıran kelimelerin orijinalini okumak daha iyi bir formül olabilir. 

Roman, anne babası olmadan sevgisiz bir şekilde büyüyen Jane Eyre karakterinin hayatını anlatıyor, isminden anlaşılacağı gibi. Karakterin çocukluktan yetişkinliğe kadar anlatılıdığı Bildungsroman türüne giriyor. To Kill a Mockingbird ile birlikte, türün iyi örneklerinden biri olduğunu söylemek gerek.

Kitapta zaman zaman kadınların özgürlüğüne değiniliyor, feminist düşünce izleri bulmak mümkün. Bununla birlikte çok fazla dini ve ahlaki motif var. Karakter bunları da kabul ederek kadın özgürlüğünü savunabiliyor ancak. Dönemine göre yine de cesur bir duruş olmakla birlikte devrim olarak tanımlanamaz. Örneğin, Jane çok zengin ve romantik bir erkek olduğu halde, sırf toplumun kötülediği bir konuma düşmemek, metres olmamak için Mr. Rochester'a hayır diyebiliyor. Ya da Tanrıyı aradığı ve ona hizmet etmek istediği için Hindistan'a gitmeyi kabul ettiği halde St. John'un evlilik teklifini reddediyor. Kadının özgürlüğü, erkeğe karşı seçme şansını eline alması anlamına geliyor; topluma karşı özgürlükten bahsedilmiyor.

29 Eylül 2016 Perşembe

Kitaptan Filme: The Curious Case of Benjamin Button



F. Scott Fitzgerald tarafından yazılan Benjamin Button'ın Tuhaf Hikayesi ilk önce 1921 yılında Colliers dergisinde, bundan bir sene sonra da Fitzgerald'ın diğer öyküleriyle birlikte Caz Çağı Öyküleri kitabının içinde yayınlanır. Yaklaşık 40 sayfalık bir kısa öyküdür. 

2008 yılında Eric Roth tarafından senaryoya uyarlanır ve David Fincher yönetmenliğinde pek de kısa olmayan, 2 saat 40 dakikalık filmi çekilir. Başrollerde Brad Pitt, Cate Blanchett, Tilda Swinton'ı izlediğimiz film 13 dalda Oscar'a aday gösterilir, fakat bunların yalnızca 3'ünü toplar. 

Kitabın Türkçesi 2009 yılında Profil Yayıncılıktan Zeynep Ertan çevirisiyle çıkar. Çeviri gayet temiz, ben memnun kaldım. Zeynep Ertan'la daha önce beraber çalıştığım için zaten titiz bir çevirmen olduğunu biliyordum. Türkçesini okumak isteyenlere tavsiyedir. Kitabın e-kitap versiyonunun da satışta olduğunu ekleyeyim. Ayrıca Everest Yayıncılıktan çıkan Caz Çağı Öyküleri kitabının içinde Ülker İnce çevirisiyle de okuyabilirsiniz.  

40 sayfalık bir hikaye olduğu için elinize aldığınız gibi bitiriyorsunuz. Kendi başına çok çarpıcı, keyifli bir öykü ve hızlı akıyor. Film ise bunun aşırı derecede ağırlaştırılmış versiyonu. Ben kitabı filmden daha çok beğendiğim için filme karşı pek olumlu yorumlar yapamayacağım. Kadın oyuncuları olumsuz yorumlardan muaf tutuyorum. 

25 Eylül 2016 Pazar

Kitaptan Filme: Trainspotting



İskoç yazar Irvine Welsh'in 1993 yılında yazdığı ve bir sene sonra yayınlanan, eroin kullanıcısı bir grup genci anlattığı romanı. Çok ilgi gören roman, 1996 yılında senaryo yazarı John Hodge tarafından senaryoya dökülüp Danny Boyle yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır.

Kitap bildiğim kadarıyla Türkçeye iki farklı çevirmen tarafından çevrilmiş. Bunlardan ilki 2001 yılında, Stüdyo İmge'den çıkan Sabri Kaliç çevirisi. Bu çeviriyi inceleme fırsatım olmadı ne yazık ki. Kitabın internet üzerinden satış yapan sitelerden bulunması mümkün. İkinci ve benim okuduğum versiyon, Siren Yayınları'ndan çıkan Avi Pardo çevirisi, ki çok beğendiğimi söylemeliyim. Avi Pardo'nun daha önce bir sürü Charles Bukowski kitabı çevirdiğini gördüğümde bu beğenimin nedenini de anlamış oldum. Argo diline hakim bir çevirmen, cümleleri asla sırıtmıyor. 

Trainspotting kelimesi, dipnot kısmında şöyle açıklanmış: “Britanya’da tren gözlemciliğine verilen isim. Bir çeşit hobi.” Kitabın sonlarına doğru Renton ile Begbie'yi tren istasyonunun yakınlarında gören Begbie'nin yaşlı babası, onlara laf olsun diye Trainspotting yapıp yapmadıklarını sorar. Anlık bir replik kitabın adını oluşturuyor. İçeriğe herhangi bir gönderme yok. Bu kavramın Türkçede pek bir karşılığı da yok, o yüzden olduğu gibi bırakılmış.

19 Eylül 2016 Pazartesi

Kitap: Kumru ile Kumru - Tahsin Yücel


Tahsin Yücel'in 2005 yılında Can Yayınlarından çıkan kitabı. Kitapta köyde doğup büyümüş, kente göç ettikten sonra değişime uğramış Kumru karakterinin hikayesi anlatılır.

Teması klişe olsa da işlediği mesele son derece günceldir: tüketim çılgınlığı. Üslup da akıcıdır. Tahsin Yücel bu romanda genelin aksine daha gerçekçi bir Türkçe kullanır. Normalde, Türkçeyi doğru konuşmak kaygısıyla "usuma geldi", "tansık", "oluntu" gibi kelimelerle karakterlerin inandırıcılığını biraz azaltır Tahsin Yücel. Bu romanda bu kelimeleri tek tük, onları da anlatıcının ağzından duyarız. Kumru karakteri olması gerektiği gibi konuşur, düşünür, Yarma Haydar da öyle.

Kısa bir özet geçmek gerekirse; Kumru, biraz da karikatürize biçimde, kentlilerin günlük hayatta evlerinde kullandıkları elektronik cihazlardan hiçbirini bilmiyor gibi tasvir edilir romanda. Mesela buzdolabını ilk kez temizliğe gittiği Tuna Hanım'ın evinde görür. İçindeki kola şişelerinin, renkli kapların buzdolabıyla birlikte geldiğini, yerlerinin buzdolabında sabit olduğunu düşünecek kadar "görmemiş"tir. Abartılı bir görmemişlik söz konusudur.

12 Eylül 2016 Pazartesi

Kitaptan Diziye: The Ray Bradbury Theatre - Sezon 1

1985-1992 yılları arasında 65 bölüm halinde yayınlanan Kanada yapımı dizi. Fahrenheit 451'in yazarı Ray Bradbury'nin öykülerine dayanarak çekiliyor.

Yazarı distopik romanı ile tanımış olsak da, bu seride genel olarak kısa korku temalı öyküler ekrana aktarılmış. Dizinin başında yaklaşık 1:30, 3:00 dakika boyunca Ray Bradbury'nin kendisini görüyoruz. Bu giriş kısmında öykülerini yazarken ilhamını nasıl bulduğunu izleyicisine açıklıyor. Bazen karanlık bir kasabada kendisine yaklaşan trenden ilham alıyor, bazen elinde bir sapanla kayalıkların üzerinde gezip ilham bulmaya çalışıyor. Tamamen deli bir yazarın zengin hayalgücünü yansıtan minik öyküler bekliyor bizi.

Tam olarak düzenli sezonlar söz konusu değil. Ben sıralamaya hiç kafa yormayıp IMBD'deki sezon sınıflandırmasına göre gittim. Buna göre, ilk sezon 6 bölümden oluşuyor. Sonraki sezonlarda daha çok bölüm var. Toplam 6 sezon.

Seriye devam eder miyim bilemiyorum. Korku türüyle aram pek iyi sayılmaz. Üst üste korku öyküleri okumak pek ilgimi çekmiyor. Şema aynı, objeler farklı gibi geliyor. Dolayısıyla bir noktadan sonra sıkılıyorum. Arada sırada okumak, izlemek daha keyifli. İlk sezonun tüm bölümlerini aradan çıkarsam da bundan sonraki bölümleri aklıma geldikçe izleyeceğim.

5 Eylül 2016 Pazartesi

Kitap: Sonuncu - Tahsin Yücel

Tahsin Yücel'in 2010 yılında yayınlanan romanı. Selami Harici isminde, felsefe bitirmiş ve Sorbonne'da doktora tezi yazmış varlıklı ve eğitimli bir Osmanlı torununun 40 sene boyunca Serencam ismindeki kitabını yazma öyküsünden yola çıkılır ve aile bireyleri, hatta toplumun kendisi betimlenir.

Kitapta 4 anlatıcı vardır. Selami beyin eşi Zarife hanım, en küçük oğulları Müşfik, torunları Lami ve gelinleri Canan.

Başlarda Balzac'ın Bilinmeyen Şaheser'i tadında, hayatının eserini ortaya çıkarmaya çalışan dahi bir sanatçının sancıları anlatılacak herhalde diyerek heyecanla sayfaları hızlı hızlı çevirdim. Ancak sonra absürt bir romanla karşı karşıya olduğumu anlamam uzun sürmedi.

Görüldüğü gibi hikayede merkeze bir kitap konmuş çevresine de 4 tane anlatıcı yerleştirilmiş. Serencam'ın yazılma hikayesine değil, onun etrafında toplanan insanların Serencam'a olan bakış açılarına odaklanılmıştır.

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Anime: Anohana The Flower We Saw That Day

Uzun ismiyle Ano Hi Mita Hana no Namae o Bokutachi wa Mada Shiranai (o gün gördüğümüz çiçek). 2011 yapımı bu anime toplam 11 bölümden oluşuyor. Bölümlerin her biri 22 dakika. 

6 tane çocukluk arkadaşının hikayesi. Jintan, Menma, Yukiatsu, Anaru, Poppo, Tsurumi daha küçük birer çocukken çok samimi arkadaşlar. Hatta kendilerini Super Peace Busters adıyla tanımlıyorlar, hep bir araya geldikleri bir kulübeleri bile var. Derken aralarından biri bir kaza sonucu ölüyor, çocukların geri kalanı bu olaydan sonra dağılıp birbirlerinden uzaklaşıyorlar. 

Lise çağına geldiklerinde Jintan bir gün ölen Menma'nın halüsinasyonunu görüyor. Bu tek bir seferle kalmıyor üstelik, daha sonra Jintan sürekli olarak Menma'yı görebiliyor, hatta geceleri aynı evde kalıyorlar. Jintan, Menma'nın dünyevi bir şeye takılmış olabileceğini, bu nedenle cennete gidemediğini düşünerek bunun ne olduğunu çözmeye çalışıyor. 

29 Ağustos 2016 Pazartesi

Kitaptan Diziye: Childhood's End

The Overlords, The Deceivers ve The Children adında toplam 3 bölünden oluşan 2015 yılında yayınlanmış ABD yapımı bir mini dizi.

Aynı ismi taşıyan Arthur C. Clarke romanından uyarlanmış. Ben Cep Kitapları'ndan Son Nesil adıyla yayınlanan Kayhan Şentin çevirisini okudum. Ayrıca İthaki Yayınları Çocukluğun Sonu adıyla Ekin Odabaş çevirisini yayınlamış. Ben okuduğum çeviriden memnun kaldım.

Öncelikle bilim kurgunun ustalarından biri olan Arthur C. Clarke'ın geçmişinden kısaca bahsetmekte yarar var. Yazar, 2. Dünya Savaşı'nda Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne radar teknisyeni olarak katılmış, King's College London'da fizik ve matematik derecesi yapmış, uzay seyahati hakkında bilimsel makaleler yazmış, sualtı canlıları hakkında araştırmalar yapmış bir bilim adamı, ayrıca fütürist bir bilim kurgu yazarı. Açıkçası kurguları hemen tüketilebilir, anlaşılabilir değil. Kafa patlatmalısınız. Ama şu çok net ki elinden geldiği kadar sadeleştirerek yazıyor.

Childhood's End, yazarın 3. kitabı. 1953 yılında yayınlanıyor. Bir gün dünyadaki bazı şehirlerin üzerine aynı görüntüye sahip uzay gemileri gelip park ediyor. Önceleri çok korkup panikleyen insanlar, daha sonra bu gemilerle gelen Karellen adındaki bir Tanrısalın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Rick Stormgern aracılığıyla insanlıkla iletişime geçmesi sonucu durumu biraz kabulleniyorlar. Karellen dünyadaki kaos ve savaş haline bir son vereceklerini, dünyayı yaşanır bir yer kılacaklarını söylüyor. Uzun bir süre zarfında, karşılıklı güven kuruluyor ve Karellen'in vaatleri gerçekleşiyor.

27 Ağustos 2016 Cumartesi

Dizi: The Lost Room

The Lost Room, 2006 yılında Sci Fi Channel'da yayınlanmış ABD yapımı bir dizi. Toplam 3 bölümü var: The Key and The Clock, The Comb and The Box ve The Eye and The Prime Object.

Ben diziyi 6 bölüme ayrılmış şekilde izledim. Bölümlerin her biri ortalama 40 dakika sürdü. Örneğin ilk bölüm, The Key (Anahtar) ve The Clock (Saat) olarak ikiye ayrılmıştı. Her bir nesneyi bir bölümde yayınlamışlardı. Açıkçası 6 bölümlük versiyonu bana çok daha çekici geldi. En azından 3 tane çok güzel şey yerine 6 tane çok güzel şey izleyip zevki uzatıyormuşsunuz gibi bir illüzyona kapılıyorsunuz.

Nesneler dedik, konusundan biraz bahsedelim. Dizide meşhur Route 66'in üzerinde yer alan bir motelin, bildiğimiz zaman ve uzayda artık yer almayan, başka bir deyişle bizim algımıza göre kaybolan 10 numaralı odasıyla ilgili birtakım gizemler var. Kaybolduğu dönemde odanın içindeki nesneler dünyaya saçılıyor; her birinin alışık olmadığımız birtakım özellikleri var.

23 Ağustos 2016 Salı

Kitap: M Train

Patti Smith üslubunu sanırım çoğumuz ilk olarak Çoluk Çocuk romanı sayesinde tanıdık. Mükemmel bir üslup, akıcı, oturmuş.

Anılarını ölümsüz kılmaya çalışarak onlardan bir bütün oluşturup bu bütüne tutunmaya çalışan bir kadın Patti Smith. Sürekli yanında bulundurduğu defter kalem, fotoğraf makinesi, tek tük eşyası, Cairo adında bir kedisi, sık sık çıktığı seyahatler, siyah beresi. Sahip olduğu hemen hemen her nesnenin bir hikayesi var. Anlamı ve hikayesi olan şeylerden bir yaşam kurmuş. Hayalinde kurduğu senaryoların peşinden gidebilecek kadar özgür ruhlu. Örneğin, Jean Genet'ye, zamanında Genet'nin isteyip de gidemediği bir ada hapishanesine gitmeye cesaret ederek oradan taşlar topluyor ve bunları Genet'nin mezarına bırakıyor.

Çoluk Çocuk, Patti'nin dostu Robert Mapplethorpe'u merkeze koyarken, M Treni romanında tamamen kendine odaklanmış. Ölen kocası Fred Sonic Smith'in anma günü yaklaşırken yaşadığı seyahatleri, rastladığı kurgu hikayeleri, hayranlık duyduğu kişileri, gezdiği yerleri, kafasında yarattığı ve gerçek yaşamın mucizelerini görme kabiliyeti sayesinde bir araya getirdiği senaryoları anlatıyor. Oğlan büyümüş, kızın boyu Patti'den uzun, babaları ölmüş. Yalnız bir kadın olarak, kaybettiklerinin hüznünü bastırmak için sahip olduklarına daha sıkı sarılan 66 yaşındaki bir kadının güncesi diyebiliriz.

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Kitaptan Diziye: A Country Doctor's Notebook

Mikhail Bulgakov
Kiev Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden mezun olan Rus yazar Mikhail Bulgakov'un 1920'lerde kendi ilk doktorluk deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı ve tıbbi ortamlarda yayınlanan birkaç hikayesi, daha sonra derlenerek kitaplaştırılır. 

İlk kez 1975 yılında Michael Glenny tarafından İngilizceye çevrilen A Country Doctor's Notebook, Türkiye'de iki farklı isimle yayınlanmıştır. İlk olarak Haluk Erdemol çevirisiyle Bir Köy Doktorundan Öyküler adı altında Notos'tan, daha sonra Ergin Altay çevirisiyle Genç Bir Köy Hekimi adı altında Can Yayınları'ndan çıkacaktır.

Ben doğrudan İngilizcesini okudum, dolayısıyla çeviriler hakkında yorum yapamayacağım. Ama günün birinde iki çeviriye de göz gezdirmek isterdim. Üslubun nasıl yansıtıldığını merak ediyorum. Bence çok açık değil ama inceden inceye komik bir üslup vardı, bunun nasıl yansıtıldığını görmek isterim. 

Şunu söylemek gerekiyor ki, ben dahil birçok kişi bu şaheseri Daniel Radcliffe'in popülerliği sayesinde sonradan keşfetti. 2012-2013 yıllarında A Young Doctor's Notebook adıyla 2 serilik bir mini dizi olarak yayınlandı. Söz konusu doktoru, yani genç Vladimir Bomgard karakterini Daniel Radcliffe, olgun doktoru ise Jon Hamm canlandırıyordu.

28 Haziran 2016 Salı

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Goblet of Fire Kısım III

KİTAPLA FİLM ARASINDAKİ FARKLAR
Gördüğünüz gibi milyonlarca yeni karakter hikayeye katılmış durumda. Bu kadar çok detay katıldığı için filmden de elbette bir sürü şey çıkarılmış. En belirgin farklara göz atalım. Hikayenin aslını biraz daha iyi takip edebilmek için bu farkları okumanızı tavsiye ederim. Bu kez gerçekten önemli detaylar atlanmış.

Jr. Crouch (David Tennant)
Filmin giriş sahnesi: İlk defa bir film Dursley'lerde başlamıyor. Kitaptaki Dursley kısımları tamamen atılmış. Doğrudan Voldemort rüyasıyla başlıyor. Böylece komedi öğeleri atılıp karanlık öğeler öne çıkarılmış. Kitaptaki çocuksuluk filmde yok derken biraz bunu kast ediyorum.

Deli-Göz Moody karakteri: Kitapta açıkçası daha kopuk ve çirkin, burnunun bir kısmı olmayan, suratı yamalar içinde olan, insana benzemeyen bir karakter çizilmiş. Ayrıca ayağının teki tahta. Yürürken tak tak diye ses çıkarıyor. Filmde ise suratındaki birkaç dikiş izi ve metal bir protez ayakla daha az hasar görmüş bir karakter söz konusu. İyi yansıtılamamış bence.

Fred ve George'un şaka dükkanı açma istekleri: Kitabın başından itibaren Fred ve George çeşitli şaka ürünleriyle muzurluk yapıyorlar. Filmde buna hiç yer verilmemiş neredeyse. Yine bir çocuksu öğe ortadan kaldırılmış.

Veela'lar: Dünya Quidditch şampiyonasında Bulgaristan takımının maskotu olan veela'lar peri gibi güzel ve efsunlu kızlar özetle. Kabaca anlatmak gerekirse yakınlarındakini serseme çevirip kendilerine hayran bırakıyorlar. Kitapta ayrıca Beauxbotons takımının temsilcisi Fleur de bir veela. Aslında son derece şuh ve alımlı bir karakter. Filme bu yansıtılmamış. Son derece tedirgin ve silik bir kız olarak yansıtılmış. Veela'ları uzun uzun açıklayamayacağını düşünen yönetmen veela'lığa neredeyse hiç yer vermemiş.

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Goblet of Fire Kısım II

KİTAPTAKİ YENİLİKLER
Filme eklenen karakterleri, dikkat çekici yeni öğeleri inceleyerek biraz daha detaya girelim.

Düşünseli: Kitaptaki en sevdiğim obje. Harry, konuşmak için gittiği Dumbledore'un odasında yalnız kalınca bunu bulup kurcalıyor. İçinde Dumbledore'un anıları ve düşünceleri var. Kafasına fazla gelen düşünceleri akıtıp sakladığı bir tür arşiv. Mükemmel bir fikir bence. Unutmadan, saklamadan Düşünseli'ne anılarınızı akıtın, lazım olduğunda arkanıza yaslanıp izleyin.

Cedric ve Cho baloda
Rita Skeeter: Gelecek postasının yalancı ve sevimsiz röportörü. Harry ile yaptığı röportajdan sonra hiç söylemediği şeyleri söylemiş gibi gösterecek, Harry'ye olan antipatiyi artıracaktır. Hermione, Krum ve Harry arasına çalkantılı bir aşk üçgeni olduğu dedikodusunu yayar. Malfoy'un da desteğini almaktadır.

Cho Chang: Harry'nin ilk kitaptan beri fark ettiği ve hoşlandığı kız. Bu kitapta nihayet onu dansa davet eder. Red yanıtını aldığında hayal kırıklığına uğrar.

Olympe Maxime: Hagrid gibi bir yarı-dev. Fransa'daki Beauxbotons Akademisi'nin müdiresi. Hagrid'le önce çıkarı için daha sonra gerçekten yakınlaşır. Tüm öğrencileri kızdır.

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Goblet of Fire

KİTAP VE FİLM HAKKINDA
Serinin dördüncü kitabı Harry Potter ve Ateş Kadehi, Amerika'da Bloomsbury, İngiltere'de ise Scholastic yayınevi tarafından, bu kez her iki ülkede de aynı tarihte, 8 Temmuz 2000'de yayınlanmıştır. Kitaptan beş sene sonra, 2005 yılında yönetmen Mike Newell tarafından sinemaya uyarlanacaktır. Serinin üçüncü yönetmenidir.

Dünya Quidditch Turnuvasını izleyen Hogwarts'lılar
Hikaye her zamanki gibi Dursley'lerde başlar. Yaz tatilinde Dursley'lerde kalan Harry vaftiz babasının azılı bir katil olduğunu her seferinde teyzesine ve eniştesine hatırlatarak ondan bir parça korkmalarını sağlamıştır. Bu yaz öğretmeninden gelen şikayet üzerine Dudley diyete sokulmuş, yemek yiyemediği için aileye hayatı zindan etmektedir. Görüp de canı çekmesin diye evdeki herkes normal yemekler yerine diyet yemekleri yer. Harry de odasında aç bırakılır. Weasley'lerin ve diğer dostlarının ona gizlice gönderdikleri yemeklerle idare eder.

19 Haziran 2016 Pazar

Kitaptan Filme: Children of Men

P.D. James'in yazdığı distopik roman 1992'de İngiltere'de Faber and Faber yayınevi tarafından yayınlanır. Hikaye 2021'de geçer. 1994 yılında, yani kitabın dediği gibi Omega yılında dünya üzerindeki son çocuklar doğmuştur. 1995 yılından itibaren anlaşılamayan bir sebepten dolayı kadınlar kısır kalmıştır ve artık çocuk doğmamaktadır. Geleceklerinin olmadığını bilen insanlar dünyayı kaotik bir ortama çevirmişlerdir. Mükemmel sosyal analizler içerir.

Kitap 2006 yılında Alfonso Cuarón yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır. Theo Faron rolünde Clive Owen, Julian rolünde ise Julianne Moore'u görürüz. Kitapta olmayan Jasper karakterini de Michael Caine oynar, ki filmdeki favori karakterim olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Öncelikle belirtelim, kitapla film arasında dağlar kadar fark var. Çoğu karakter eklenmemiş, bazı karakterlerin ismi aynı kalsa da rolleri değiştirilmiş, Jasper gibi ekleme karakterler var. Bunun da ötesinde hikayeler temel çizgileriyle aynı olmasına rağmen genel olarak olaylar birbirinden çok bağımsız.

8 Haziran 2016 Çarşamba

Filmden Kitaba: Dead Poets Society

Ölü Ozanlar Derneği'nin cesur üyeleri
Peter Weir yönetmenliğinde çekilen Ölü Ozanlar Derneği, 1989 yılında çıkar. Başrolde çok sevdiğimiz Robin Williams oynamaktadır. Senaryosunu Tom Schulman yazmıştır.

Tom Schulman, senaryoyu yazarken kendi yaşam tecrübelerinden faydalanır. Welton Academy'yi yaratırken kendi okuduğu Montgomery Bell Academy'den; John Keating karakterini yaratırken de kendi hocası Samuel Pickering'den esinlenir.

Film özetle 1959 yılında başarıya odaklı, aşırı disiplinli ve muhafazakar Welton Academy lisesinde okuyan bir grup gencin, cesur ve şiir aşığı öğretmenleri John Keating sayesinde Carpe Diem felsefesiyle tanışmalarını, onlara dayatılan disiplinden ve kurallardan biraz sıyrılarak şiir ve sanat aracılığıyla özgürlüğü tatmalarını ve içlerindeki özgürlük aşkı ve dış dünyadaki baskı arasında sıkışıp kalmaları nedeniyle ortaya çıkan dramatik olayları anlatmaktadır.

5 Haziran 2016 Pazar

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Prisoner of Azkaban

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı
Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (Harry Potter ve Azkaban Tutsağı), Harry Potter serisinin üçüncü kitabıdır. 1999 yılında İngiltere'de Bloomsbury, Amerika'da ise Scholastic Inc. tarafından yayınlanır. J. K. Rowling'in bir senede yazıp bitirdiği kitap Türkiye'de Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu'nun çok başarılı çevirisiyle YKY tarafından 2001 yılında yayınlanır.

Kısaca kitabın konusu
Kitap, Harry ve arkadaşlarının Hogwarts'taki üçüncü senelerini anlatır. İlk iki kitaptan alıştığımız gibi, hikaye yaz tatilini Dursley'lerin evinde bir tutsak gibi geçiren Harry ile başlar. Nefret ettiği Marge Teyze, Dursley'leri ziyarete gelmiş ve Harry'nin annesiyle babası hakkında ileri geri konuşmuştur. Sinirlenerek farkında olmadan büyü yapan ve Marge Teyze'nin şişip uçmasına neden olan Harry, Dursley'lerin cezalarına kulak asmaz ve öfkeyle evden kaçar. Ne yapacağını kara kara düşünen Harry'yi Hızır Otobüs kurtaracaktır. Diagon Yolu'na sağ salim varan Harry, orada arkadaşları Ron ve Hermione ile buluşarak Hogwarts'ın yolunu tutar.

1 Haziran 2016 Çarşamba

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Chamber of Secrets

İlk kitabın devamı olan Harry Potter ve Sırlar Odası, 1998 yılında İngiltere'de Bloomsburry yayınevi tarafından, 1999 yılında ise Amerika'da ise Scholastic Inc. yayınevi tarafından yayınlanır.

Hikaye Harry Potter'ın Hogwarts'taki ikinci senesine başlamadan önce, henüz Dursley'lerin evindeyken başlar. Dobby adındaki sadık evcini bir anda ortaya çıkıp Harry Potter'a bu sene Hogwarts'ta kendisini bekleyen büyük bir ölümcül tehlike olduğunu söyler; uyarmakla da yetinmez ikna olmayan Harry'nin okula dönmesini engellemek için elinden gelen her türlü büyüyü yapar. Dobby yüzünden Dursley'ler tarafından odasına hapsedilen Harry'yi, arkadaşı Ron uçan arabasıyla kurtaracaktır. Maceralı bir uçuşun ardından Hogwarts'a varan ikiliyi yeni kitapta yine bir sürü macera bekler.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Kitaptan Filme: Fahrenheit 451

İthaki Yayınları, kitap kapağı
Çeviri: Zerrin-Korkut Kayalıoğlu
Ray Bradbury'nin 1953 yılında The Ballentine Publishing Group tarafından yayınlanan distopik-bilim kurgu romanı. Hikaye geleceğin Amerika’sında geçer.

Televizyon ve radyo insanların ilgisini çekmiştir. Zamanla kitaplara olan ilgi azalmış, vakit aldığı gerekçesiyle tercih edilmez olmuştur. Kısa süreli televizyon ya da radyo programlarını takip etmek varken uzun uzun kitap okumak vakit kaybıdır. İnsanların bu hedonizm zaafını fark eden otorite, kitapların melankoli kaynağı olduğu ve kitle iletişim araçları varken kitaplara hiç de gerek olmadığı propagandasını yayarak kitapların yasaklanmasına neden olmuştur.

Bu toplumda itfaiye kurumunun anlamı değiştirilmiş; görevi yeniden yazılmıştır. Artık tüm evler yangına karşı korumalı olduğundan insanların yangın söndürme yardımına ihtiyacı yoktur. Bunun yerine itfaiye gelen ihbarlar üzerine kitaplarla birlikte evleri, hatta eğer direnirlerse ev sahiplerini yakar. Dolayısıyla itfaiye, tıpkı polis ya da sokak çeteleri gibi bir kontrol aracına dönüştürülmüştür.

Ateş kavramı yeniden anlamlandırılmıştır. Yıkıcı, yok edici bir madde olan ateş yeni toplumda “temizlik” ile bağdaştırılmıştır ve halk da bu yeni anlama inandırılmıştır. En ufak bir sorgulama ve özgürlük kıvılcımı yakılarak “yok edilmez”; “temizlenir”.

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Diziden Kitaba: Supernatural - Nevermore

Dean ve Sam Winchester, ilk sezonlardan
bir görüntü
Supernatural 2005 yılından bu yana devam eden bir dizi. Şu anda 11. sezonu oynuyor. Şahsen işsiz olduğum bir yaz oturup 6. sezonuna kadar soluksuz izlemiştim, kalanını denk gelirsem izledim.

Doğaüstü varlıkları avlayan, birbirine çok bağlı olan iki erkek kardeşin hikayesi. Bugüne kadar devam etmesinden anlaşılacağı gibi çok fazla hayranı var. Peşinde koşulan varlıkların ilginçliğinden çok, iki karakter dikkat çekiyor. Dean Winchester, klasik rock ve klasik araba seven, bira içip tek gecelik ilişkiler yaşayan aşırı komik ve cool bir karakter. Sam Winchester onun aksine kültürlü, çalışkan, sadık, daha sakin. İkisi arasındaki komik çatışmalar ve birbirlerine karşı duydukları bağlılık dizinin izlenme sebebi.

Dizinin 2007 yılından bu yana basılmış bir düzine roman uyarlaması ("novelization") var. Bu yazıda ilk roman uyarlaması olan Supernatural: Nevermore'dan biraz bahsedelim. Sayfanın konsepti kitaptan filme olsa da, bu yazıda istisna yapıp diziden kitaba uyarlanan bir kurguyu konuşalım.

21 Mayıs 2016 Cumartesi

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Philosopher's Stone

J.K. Rowling'in ismini bu şekilde
kısaltmak, Bloomsbury'nin fikri.
Böylece yazarın kadın olduğu
ilk başlarda okurdan saklanıyor.
Harry Potter serisinin ve aynı zamanda yazarı J.K. Rowling'in ilk romanı. 1997 yılında Bloomsbury yayınevi tarafından İngiltere'de; 1998 yılında Scholastic Corporation yayınevi tarafından Harry Potter and the Sorcerer's Stone ismiyle Amerika'da yayınlanır. 2001 yılında Chris Columbus yönetmenliğinde Warner Bros tarafından filmi de çekilecektir.

Şüphesiz 21. yüzyılın en dikkat çekici edebiyat/sinema olaylarından biri. Ben serinin bu ilk filminde film-kitap-film sıralamasıyla ilerledim. Filmi izlemek keyifliydi, yalnız özellikle yarısından sonra biraz sıkılmıştım. Yaratılan evrene gözüm alışana kadar her şey çok heyecan vericiydi; alıştığımda olayların çözülmesini beklemek beni yormuştu.

Kitabı ise bir solukta okudum. Ve filmde neden sıkıldığımı anladım. Çünkü film, 17 bölümlük bir romanın her bölümünü sırayla işlemiş, yaklaşık olarak 10. bölümden sonra temposu biraz durağanlaşıyor. Heyecan verici şeyler olmasına rağmen o sırada yorulmuş oluyorsunuz ve dikkatiniz dağılıyor. Bir film için 17 bölümü sıkmadan aktarmak zor. Bölümlere ayırma taktiği kitapta tam tersine, işe yarıyor. 

14 Mayıs 2016 Cumartesi

Kitaptan Filme: The Martian

Gravity, Interstellar, The Martian. Son 3 yıldır her sene bir uzay temalı film şeklinde ilerliyoruz, çok da güzel oluyor. The Martian, bu 3 film arasında psikolojinizi en az yoran, moralinizi en az bozan film. Mars'a inip araştırma yapan Ares III ekibi, fırtına nedeniyle görev güncellemesi alarak aniden havalanmak zorunda kalıyor. Fırtınada ana iletişim aracının anteni koparak mürettebatın makine mühendisi ve botanisti Mark Watney (Matt Damon)'a çarparak ciddi bir yara almasına neden oluyor. Mark'ın öldüğünü düşünen mürettebat zor bir karar vererek onsuz kalkış yapıyorlar. Günler geçiyor, Mark'ın hala hayatta olduğu ve Mars'ta kendine bir mini yaşam alanı oluşturduğu çeşitli sinyallerle anlaşılıyor. NASA mühendisleri ve Mark bir şekilde iletişim kurmanın yolunu buluyorlar. Yaklaşık 1,5 sene boyunca süren bir Mars'ta yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. İçinde ne başka bir evrende kapana kısılmışlık depresyonu var, ne de ölüm korkusu. İçinde gayet pozitif ve keyifli bir adamın Mars'ta sürekli iyiyi düşünerek ayakta kalma hikayesi var.

Bir uzay filmi bu kadar da soap opera'ya dönüştürülmez ki diyorsunuz. İşin ilginç kısmı burada. Gerçekçi olamayacak kadar pozitif sahnelerle dolu olan bu filmin NASA'dan da onay aldığını öğreniyoruz. Boş bir kitap değil. Gerçekçi olmayan, örneğin Mars'ta fırtına çıkması gibi sahnelerin de yazar tarafından bilerek abartıldığını öğreniyoruz. Filme karşı güven burada başlıyor. Bence bu noktadan sonra ilgi çekici oluyor.

12 Mayıs 2016 Perşembe

Kitaptan Filme: The Godfather

Don Vito Corleone (Marlon Brando)
İtalyan asıllı Amerikalı yazar Mario Puzo'nun 1969'da yayınlanan mafya romanı. Kitapta Corleone ailesinin 1945-1955 yılları arasındaki çöküş ve toparlama evreleri yer alır. Ayrıca bir bölümde geri dönüş yapılarak 1910'lu yıllara gidilir ve Don Vito Corleone'nin bu işe nasıl bulaştığı anlatılır.

Burada karıştırmamak gereken bir şey var; Mario Puzo tek bir roman yazıyor ve ilk Baba filmi tamamen bu romandan uyarlama olarak çekiliyor. İkinci ve üçüncü filmlere karşılık gelen bir kitap yok* ancak Mario Puzo her 3 filmin de senaryo yazımına yardım ediyor. Dolayısıyla gönül rahatlığıyla Mario Puzo tarafından yaratılmış bir dünya olduğunu söyleyebiliriz.

Elbette tamamen hayal ürünü değil, yazar Amerika'daki gerçek İtalyan mafyatik ilişkilerden esinleniyor. Örneğin, New York çevresinde gücü elinde bulunduran "Beş Aile" aslında gerçek. Ayrıca, Johnny Fontane karakteri, Frank Sinatra'dan esinlenilerek oluşturulmuş.

10 Mayıs 2016 Salı

Kitaptan Filme: The Shawshank Redemption

Andy Dufranse (Tim Robbins) ve Red (Morgan Freeman)
Stephen King'in 1982 yılında yayınlanan ve Türkçeye Kuşku Mevsimi olarak çevrilen kitabında yer alır bu 110 sayfalık hikaye. 1994 yılında The Shawshank Redemption adıyla sinemaya uyarlanmıştır. Filmle tanınırlığı arttıktan sonra Altın Kitaplar, kitabı Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli adıyla tekrar basacaktır. 

Stephen King, hikayenin sonunda okuru şaşırtmayı ve sarsmayı başaran ve hep benzer paternler kullanarak yazan büyük bir yazar. Bu öyküde de klasik patern takip edilmiş. Öyküyü alıştığımız Stephen King kurgularından ayırıp bana sevdiren şey Red karakteri oldu. 

Red, görmüş geçirmiş, artık bulunduğu ortama uyum sağlamış ve keyfine bakan, babacan bir karakter. Red gibi basit ancak uyanık bir adamın gözünden Andy Dufranse gibi gizemli ve zeki bir gencin karakterini analiz etmek büyük bir keyifti benim için. 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Kitaptan Filme: L'Ecume des jours

Roman, 1946 yılında Boris Vian tarafından yazılmıştır. Aşk romanı olarak tanıtılsa da, kadın-erkek ilişkisini aşina olmadığımız bir dekorun içine yerleştirerek işlediğinden, bildiğimiz aşk romanlarına benzemez.

Colin Chloé'ye evlenme teklif eder
Gerçeküstü bir zeminde yaratılan mekanlar, karakterler arasında alışılagelmişin dışında ilişkiler, yazarın mühendis geçmişinden ve ‘Patafizik felsefeye göre şekillendirdiği dünya görüşünden esinlenen yaratıcı objeler, hastalıklar, baştan sona absürd ilerleyen hikaye.

Mekanlardan başlayalım. Ana karakter Colin ve aşçısı, aynı zamanda da yaşam koçu Nicolas, koridorunun 2 yanında camlar bulunan, mutfak lavabosundan yılan balıklarının avlanabildiği başlangıçta geniş, sonra Colin’in biricik aşkı Chloé hastalandığı ve gitgide ölüme yaklaştığı için duvarları daraldıkça daralan, kararan ve bakımsızlaşan bir evde yaşamaktadır.

4 Nisan 2016 Pazartesi

Kitaptan Filme: To Kill A Mockingbird

Bugün birisi size iki şüpheli arasından zenci olanın mutlaka suçlu olması gerektiğini, beyaz olanın elbette masum olduğunu söylese, bu kadar çiğ bir ırkçılık karşısında dehşete düşer ve savunmaya geçersiniz. Ama bunu 1950'li yılların sonunda, Amerika'da yapmak çok kolay değildi.

Füsun Elioğlu çevirisiyle
Oda Yayınları baskısı
Avukat bir babanın kızı olarak 28 Nisan 1926 tarihinde doğan Harper Lee, Montgomery'de gittiği kolej zamanlarında, türlü dergilere ırkçılığa ve haksızlığa karşı yazılar yazıyordu. Daha kolej yıllarından itibaren sağduyusunu sergileyen ve ırkçılığın aşılması gereken bir engel olduğunu anlatmak isteyen Lee, 1950'li yılların sonunda bir sene boyunca inzivaya çekilecek ve kitap yazacaktı. Kitabın ham halini beğenmeyen yayıncı Tay Hohoff'un yönlendirmeleriyle, kitap 2,5 senede şu anki halini alacak, kısa bir süre sonra Pulitzer Edebiyat Ödülü kazanacak, daha sonra da sinemaya uyarlanarak 3 tane Oscar ödülü alacaktı. Lee bu başarıyı asla tahmin edemezdi.

Dünya çapında dikkat çeken hikayenin anlattığı şey aslında çok basit: Empati kurun ve ırkçılıktan vazgeçin.

Bu basit mesajı, tertemiz bir kurguyla, zekice hazırlanmış bir anlatım tekniğiyle aktarmak ise Harper Lee'nin kişisel başarısı.

Kurgu ve tema üzerinde anlatacak çok fazla şey var. Kısaca değinelim.

Öncelikle belirtmekte fayda var, kolay akan bir hikaye değil. Anlatıcı, abisi Jem’in bir kolunun diğerinden kısa kalmasına neden olan kazayla ilgili konuşan yetişkin Scout karakteri. Bu sorunun cevabını vermek için 6 yaşında olduğu o yaza geri dönüyor ve o 9 yaşına gelene kadar sorunun yanıtına erişemiyoruz. Hikaye anlatıcı açısından başladığı yerde bitse de, okur 3-4 yıllık bir öyküye maruz kalıyor, bu da biraz yorucu.

25 Mart 2016 Cuma

Kitaptan Filme: La Planète des Singes (1968)

Pierre Boulle'ün basit mantıklı, ama bir o kadar yaratıcı romanı, 1963 yılında yayınlanır. 1968 yılında Franklin Shaffner yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır. Kitabın ismi Türkçeye Maymunlar Gezegeni olarak çevrilir, film ise Maymunlar Cehennemi olarak bilinecektir.

Bilimkurgu-gerilim türüne giren kitapta özetle maymunlar ve insanlar arasında tersine dönen bir iktidar ilişkisi anlatılır. Film o kadar ilgi görür ki, 1970-73 yılları arasında 4 tane devam filmi çekilir. 2001-2014 yılları arasında 3 film daha çekilecektir.

18 aylık yolculuğun ardından gezegene inen 3 bilimadamı
Öncelikle Stanley Kubrick ve Arthur C. Clark ikilisinin kült filmi 2001 - A Space Odyssey ile aynı tarihte çekildiği ve bilimkurgu kategorisine girdiği için ilk uzay gemisi sahnesinde beklentimin dev gibi büyüdüğünü söyleyebilirim. Ama izledikçe aynı kefeye koymamak gerektiğini anladım. Maymunlar Cehennemi'nde uzay teması sadece ilk 5 dakikada işleniyor. Geri kalan kısmı yeni keşfettikleri gezegende geçiyor.

23 Mart 2016 Çarşamba

Kitaptan Filme: Into the Wild

Kitap, Emory Üniversitesi’nden dereceyle mezun olduğu 1990 yılının yazında, ailesine ve arkadaşlarına haber vermeden doğaya çıkan Chris McCandless’ın Ağustos 1992′de geyik avcıları tarafından cesedi bulunana kadar yaşadığı vahşi yaşam deneyimini konu alır.

Siren Yayınları’ndan Taylan Taftaf çevirisiyle okumanızı tavsiye ederim, çeviri son derece temizdi. Kapağından biraz bahsedeyim. Chris’in 100 günü aşkın süre yaşadığı ve bir mavi uyku tulumu içinde ölü bulunduğu yeşil “magic bus” ve sırt çantasıyla yollara koyulan, kendine Alex Süperberduş diyen Chris’i görüyoruz. 

Magic Bus, Chris ve kitabı okuyan gezginler için büyük bir öneme sahip. Chris'in vahşi yaşama açıldığı sırada bulduğu yegane sığınak. İçinde bir yatak, bir soba, birkaç dolap ve bir tuvalet var. Bulunduğu konum itibariyle mükemmel bir manzaraya sahip. Tam da Chris'in istediği büyüleyici doğanın ortasında. Mutluluğu keşfettiği ve ters giden birkaç şey yüzünden öldüğü yer. Büyük bir imgesel öneme sahip. Öyle ki daha sonra birçok ziyaretçisi oluyor. Kitap basıldıktan sonra kızkardeşi Carine gidip kitabı otobüse bırakıyor. Muhtemelen hala ziyaretçileri vardır.

26 Şubat 2016 Cuma

Kitaptan Filme: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

İlhami Algör'ün 2005 yılında Turkuvaz Kitap'tan, daha sonra 2015 yılında İletişim Yayınları'ndan çıkan ayrılık romanı. Teması aşk acısı, bir nevi ağır roman. Sayfa sayısı 65 olduğu için uzun hikaye olarak nitelendirmek de mümkün. Goodreads puanı 3.45.
İletişim Yayınları

Kitap, ismi değiştirilmeden 2014 yılında sinemaya uyarlanıyor. Anlatıcıyı Arif adıyla Erdal Beşikçioğlu oynuyor, Müzeyyen'i ise Sezin Akbaşoğulları. Yönetmeni Çiğdem Vitrinel.

Sanırım bu noktada insanları ikiye ayırmak mümkün. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'yu ilk okuduklarında anlayabilenler ve diğerleri. Ben "diğerleri" kategorisine giriyorum. Bu nedenle kitabı ikinci kez okudum.

İlk kez okuduğunuzda şöyle düşünmüş olabilirsiniz: Dikkat çekmek için kullanılan çakma İstanbul kabadayısı üslubu, raconlar, delikanlılığın kanunları, Oğuz Atay özentisi eleştirel memleket yorumları, Doğu'ya mı yoksa Batı'ya mı ait olduğu belli olmayan bir sahte üslup, gerçek olup olmadığı bile anlaşılmayan bir aşk hikayesi, dikkat dağıtan binlerce fantastik öğe... vs.

Eğer böyle düşündüyseniz, üzgünüm, kitabı anlayamamışsınız. Tavsiyem kendinize sessiz bir alan bulup, gerekirse elinize kağıt kalem alarak her paragrafı sindire sindire tekrar okumanız. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz, okursanız çok hoş bir tattan eksik kalmamış olursunuz.