20 Ekim 2018 Cumartesi

Diziden Diziye: Maniac


True Detective'in yönetmeni Cary Joji Fukunaga'nın yönettiği, Bron/Broen'in Amerikan uyarlaması The Bridge'in senaristlerinden Patrick Somerville'in yazdığı 10 bölümlük beyin yakan Netflix mini dizisi. Hikayenin esin kaynağı, 2014'te Kjetil Indregard yönetmenliğinde Maniac ismiyle Norveç'ten çıkan 10 bölümlük başka bir mini dizidir. Karakterin gerçek olamayacak kadar mutlu olduğu çeşitli delüzyonları gösterildikten sonra aslında bir akıl hastanesinde tedavi gördüğünü öğrendiğimiz Norveç versiyonu, Netflix versiyonunun yalnızca çıkış noktasını oluşturur. Temayla, katmanlarla, türle, mekanlarla fazlasıyla oynanır ve ortaya bambaşka bir hikaye çıkar. Zayıfladıktan sonra jön olarak yeniden doğan Jonah Hill ve her ne kadar fare suratına katlanamasam da diziyi izledikten sonra hakkını vermek zorunda hissettiğim Emma Stone başrolleri paylaşır. Ayrıca Sonoya Mizuno, Rome Kanda, Justin Theroux ve Sally Field da ikonik karakterler yaratır. Fukunaga özellikle Owen ve James karakterlerine istedikleri gibi bir karakter yaratmaları özgürlüğünü verdiğini, kafalarındaki şeye karışmadığını söyler. Oyuncuların karakterleri diledikleri gibi zenginleştirdikleri, yönetmenin türleri eğip büktüğü, yazarların da narrasyonla hunharca oynadığı neredeyse deneysel bir dizi çıkar ortaya.


Dizi hikaye içinde hikaye yapısı üzerine kuruludur. En dış katmandaki ana hikaye, hayatları boyunca insanlarla bağ kurmakta zorluk yaşayan Annie ve Owen'ın bir dizi süreçten geçip birbirleriyle arkadaş olmalarıdır. Toplamda 3 sahneyle anlatılabilecek bu çok basit ana hikayenin içine biraz daha karmaşık başka bir hikaye eklerler:

Psikolog James, kocası tarafından terk edildikten sonra histerik tavırlar sergileyen, herkesi istediği gibi etkisi altına alıp kontrol edebilen, dominant, genellikle oğlunun başarılarını görmezden gelip aşağı çeken psikolog annesiyle sorunlar yaşar. Annesinin kendisine koyduğu parafili teşhisiyle yüzleşmek istemediği için teşhisi reddeder, annesinin yaptığı konuşma terapilerinden kaçar, hatta bu onun için o kadar büyük bir korkuya dönüşür ki, konuşma terapisini tamamen ortadan kaldıracak 3 fazlı bir yenilikçi bir ilaç tedavisi geliştirir. İlaç tedavisinin deneyleri başarıyla devam ederken sistemde bir şekilde sorun çıkar ve James, konuşma terapisiyle sorunu çözmesi için 7 yıldır konuşmadığı annesini aramak zorunda kalır. Kahramanımız kaçma amaçlı geliştirdiği bu sistemde başarıya ulaşmak için annesiyle ve konuşma terapisiyle yüzleşmek zorunda kalır. Ve olaylar gelişir. Hikayenin gerçeklik yönünü oluşturan bu ikinci katmanı asıl ilginçleştiren şey eklenen birkaç atraksiyondur:

1) Hikayenin hangi zaman diliminde geçtiği belirtilmez. Eski tip IBM bilgisayarlar, 2001: A Space Odyysey'den fırlamış gibi duran laboratuvarlar, kapsül yataklar, fütüristik beyaz montlar, ayakkabılar, iri gözlükler, yemek olarak servis edilen kapsül besinler, vs. Retrospektif eşya ve dekorlarla süslenmiş olduğu için 70'ler veya 80'lerde geçiyor hissi uyandırır. Öte yandan birtakım distopik öğeler de mevcuttur. Örneğin, insanlar artık yanlarında onlarla birlikte metroya binen ve kağıttan reklam metinlerini okuyan AdBuddy'lerden reklam geliri kazanır; Friend Proxy hizmetinden kendilerine arkadaşlarının yerine geçip onların yakınlığını hissettirecek olan arkadaşlar kiralar; ölen kocalarıyla hasret gidermek için yalancı kocalar tutarlar; büyük paralar vererek minik kapsül dairelerde kalırlar; yasal şantaj bürolarından insanların aleyhine bilgi satın alabilirler; Ekstra Özgürlük Heykeli diye yeni bir heykel vardır. Hal böyle olunca hem 70'lerde geçiyor, hem de gelecek tasvir ediliyor gibi genel bir hava vardır dizide. 70'lerden önce yazılmış ve o zamanın gözünden teknoloji ancak bu kadar geliştirilmiş gibidir. Biz bu atmosfere anlam vermeye çalışaduralım, Somerville ve Fukunaga işin aslını şöyle açıklar: S: It’s definitely now; I don’t know why people keep saying it’s the future. To me it’s our zeitgeist now, and it’s a different history of technology. It’s sort of now, but not now. Somewhere along the line something changed. F: "I’ve always loved the idea of the multiverse and parallel realities, and the idea that we’re all living in a simulation; for me it’s sort of a facile jump to say that this reality that we created in the show could absolutely exist somewhere." Dolayısıyla hikaye geçmişte veya gelecekte değil, alternatif bir 2018'de geçer. 



2) Azumi. Dizinin en ikonik karakteridir. Sürekli olarak içtiği sigarası, soğukkanlılığı, zekası, iri gözlükleri, kakülleriyle izlemeye doyamayız. James'le geçmişte bir aşk maceraları olduğunu öğreniriz. Robert öldükten sonra deneyi sürdürmesi için gururunu yenip James'e gider. Eski aşk hikayesi, deney boyunca iki karakteri kimi zaman ufak ufak yoklar. James annesiyle yüzleşmek zorunda kaldığında Azumi onu destekler. Her başarılı erkeğin arkasındaki kadını temsil edercesine, James'in başladığı işi bitirmesi için canını dişine takıp çalışır. Gerçek hayatta psikolojik sorunları olan Azumi ve James, psikoloji alanındaki dehaları aracılığıyla birbirleriyle bağ kurarlar bir bakıma. Dizinin sonunda ikisi de kendi psikolojik problemlerini yenmek için birer minik adım atarak beraberliğe yelken açarlar. Dolayısıyla hikayenin ilk katmanındaki bağlanma temasını bu iki karakterde de gözlemleriz. Hem Owen-Annie hem de Azumi-James hikayesi mutlu sonla biter.

3) Hikayenin Azumi-James eksenli ikinci katmanına bir de mesaj eklenir: Konuşma terapisi gerçekten ortadan kaldırılmalı mı? İnsanlar sentetik ilaçlarla gerçekten tedavi edilebilir mi? İlaçların yan etkileri göz önüne alındığında bu acımasız ve tehlikeli değil mi? Hem Azumi-James hem de Owen-Annie hikayesinde gözümüze sokulduğu gibi, bu aslında bir bağlanma hikayesidir. İnsanların arasındaki kopukluğun ve iletişimsizliğin sorunlara yol açtığını, tekrar bağlanıldığında bu sorunların şiddetinin hafiflediğini öne sürer. Owen, Annie'yle birlikte hastaneden kaçarken şizofrenisini yenmemiştir ama 9 bölümdür ilaç tedavisi alırkenki halinden çok daha mutludur. Aynı şekilde James ve Azumi 73 iterasyondur devam eden deneylerini bilgisayarı kapatarak yok etmek zorunda kaldıklarında istediklerine ulaşamamış olurlar, ama en sonunda birlikte bir araba yolculuğuna çıktıklarında ikisi de mutludur. Greta, geçmişte de psikolojik sorunları müdahale ile çözme tedavilerinin bulunduğunu ama bunların her sorunu ortadan kaldırmadığını söylediğinde aslında bir bakıma yönetmenin bakış açısını yansıtır. Dizinin girişinde bahsedilen kozmik bağlantı muhabbeti dolaylı şekilde Tanrı'ya atıf yapar. Hikaye boyunca anlamsız şekilde birbiriyle bağlanarak çözülen sorunları Greta "kozmik" dokunuş, yani Tanrı'nın işi olarak yorumlar. Bu fikre hırçınlıkla karşı çıkan James ve James'in başarılarını kıskanıp onu aşağı çekmeye çalıştığı için böyle konuştuğunu düşünen Azumi ise yönetmene göre bir bakıma bilimin kibirli, objektif, duygusuz ve hatta Tanrı tanımaz yönünü temsil eder.

4) Gerçekte parafilisi nedeniyle duygusal ve cinsel ilişkiye girmeyen James, evinde bir sanal gözlük ve sanal "el" kullanarak süper teknolojik sanal bir pornografik evrene girer ve cinsel dürtülerini bastırır. Bu da yine dizinin en ikonik anlarından biri olarak akılda kalıcıdır.

5) Annie gibi babasının da ruhsal sağlığı bozuktur. Kardeşi öldüğünden beri bahçesindeki tuhaf, retrospektif, teknolojik arabada saklanır. Belli ki kimseyle görüşmek ve iletişim kurmak istemez. Kendi kabuğuna çekilir. Dizinin çözülme noktasına gelindiğinde, babası da sonunda arabasından çıkıp kızıyla yüzleşme cesaretini gösterir. Bu onun için de iyileşmeye yönelik atılmış bir adımdır. Dolayısıyla Annie-Owen ve Azumi-James ekseni yanı sıra, Annie-babası arasında da bir yeniden bağ kurma söz konusudur.

6) En önemlisini sona sakladık. Dizinin gerçeklik boyutundaki en mükemmel şey, Azumi'nin kodlamasında büyük rol oynadığı bilgisayar GRTA'dır. Adının Gerta'yı anımsatması tesadüf değildir. Çünkü Azumi, bu bilgisayarı tasarlarken Gerta'nın geçmiş doktora çalışmalarından bir sürü şey kopyalar. Dolayısıyla GRTA, Gerta'nın zihninden izler taşır. Tam bu noktada dizideki en sürrealist ve keyifli anlardan biri gerçekleşir. Azumi, delüzyon halindeki hastaların bulundukları yerde güvenliğini sağlaması, gerekiyorsa onları oradan çekebilmesi için GRTA'ya çok az bir empati özelliği yükler. Bu özellikle birlikte GRTA'nın duyguları oluşmaya başlar. Duyguları o kadar insani boyuta ulaşır ki, Robert'la aşk yaşamaya başlarlar. Robert öldüğünde, deneyin ortasında GRTA depresyona girer ve kabuğuna çekilir. Denekleri tehlikeli bir duruma maruz bırakan bu tepki sonrasında işler sarpa sarar. Hikayeye müthiş bir tempo gelir. Bakalım kahramanlarımız sapıtan ve histerik tepkiler vermeye başlayan bilgisayarın elinden sağ çıkabilecek midir, yoksa hepsi birer "McMurphy" mi olacaktır? Gerta devreye girer. GRTA'nın zihnine girerek onuna karşılıklı konuşmaya çalışır. Konuşma tedavisine yanıt alamasa da bir bakıma kendi zihniyle yüzleşmiş olur. 

Son olarak bu katmanda psikolojik sorunları olan ana karakterlerin psikologlarla hastanede tedavi edilmeyip ilaç firmasında deneye sokulması Fukugana tarafından şöyle açıklanır: "When Patrick and I first met, both of us really felt strongly that setting the story in a mental hospital would not be a smart choice. We wanted to be compassionate to mental illness, and not make that the butt of the joke. On a very practical level too, we had two stars, and that kind of dynamic between therapist and patient was not going give us the opportunity to have both these characters having delusional experiences. There were many pieces to that conversation, but we got to the idea of a pharmaceutical trial real fast."

İç içe hikaye yapısı burada son bulmaz. İki ana karakterin geçmiş travmaları şeklinde iki gerçek hikaye ve delüzyon şeklinde birkaç hayali mini hikayeler eklenir. Bu kimi zaman fantastik, kimi zaman 80'ler, kimi zaman gangster temalı mini hikayeler diziyi epey deneysel bir şekle sokar. Her an değişen üsluplar, tonlar, temalar hikayenin ayağının biraz kayganlaştırır. Zaten, kimsenin göremediği Grimmson karakteriyle konuşan Owen, yerde bir anda patlayıveren mısırlar, masanın üzerinde titreşen su bardağı gibi anormal öğelerle başlayan ve çok da anlaşılır olmayan hikaye böyle değişken bir şekilde devam edince hızla seyirci kaybeder. Aslında bu diziyi bu sebeple bütün olarak ele almakta fayda var. İç içe geçen kurguların bir noktada mantıklı bir sona bağlanacağına inanarak sürdürürseniz sonunda güneşi göreceksiniz.

Tuhaf başlangıcı takip eden Owen ve Annie'nin deneye dahil oluş hikayeleri zemini biraz güçlendirir. Tedavinin ilk fazı olan A hapını aldıklarında, Annie'nin kız kardeşiyle olan geçmişine, sonra Owen'ın ailesi ve Jed'le yaşadığı sorunlara tanık oluruz. Bu da yine gerçeklik yönünü sağlamlaştıran ve izleyiciyi kendine çeken bir öğedir. B hapını aldıklarında ise tuhaf bir şey olur ve Owen ile Annie gördükleri delüzyonlarda bir ekip olarak birlikte hareket etmeye başlarlar. Bu kısım biraz daha romantik, psikolojik, sürrealist yapıdadır. İşlerin ilginçleşmeye başladığı noktadır. C hapında ise işler biraz sarpa sarar. GRTA kendini kaybedip deneklere saldırganca yaklaşmaya başlar. Annie'yi kendi evreninde kalmaya ikna eder. Derken Owen, Annie'yi kurtarıp kahraman olmak için kendi delüzyonundan Annie'ninkine geçmeye çalışır. Hikayenin hem gerçeklik hem de delüzyon boyutlarında eş zamanlı olarak kıyasıya bir mücadele gözlemleriz. Bu kısım son derece tuhaf ve keyiflidir.

Diziye dair başka bir tuhaflık da, olaylar ve kişiler arasındaki nedeni belirsiz "kozmik" bağlantılardır. Dizi girişinde dış ses, doğal güçlerin birleşik bağlantılarımızın sonsuz potansiyelini gösterdiklerini, tüm ruhların bağlanma arayışı içinde olduklarını, yalnız olmanın kötü olduğunu söyler. Bu, yönetmenin bakış açısıdır. Hikaye eninde sonunda gelip buraya bağlanır. Sonra Owen henüz Annie'yi tanımıyorken, hayali kardeşi Grimmson ona dünyayı kurtarmak için seçildiğini, kahraman olduğunu, görevinin kendisine bir kadın tarafından iletileceğini, modelin önemli olduğunu söyler. Owen bunu ciddiye alır, Annie'yle tanıştığında onun gönderilmiş elçi olduğunu bildiğini söyler, vs. Sonra B fazını aldıklarında bu bağlantı birden bire gerçeğe dönüşür. Owen'ın hayali kardeşinin söylediği doğru çıkar. Bizim aşina olduğumuz gerçeklik zalimce eğilip bükülür. C fazında Owen engelleri aşıp nihayet Annie'nin delüzyonuna ulaştığında Grimmson'ın gazıyla bir zeka küpünü çözerek Annie'yi kurtarır ve kahraman olur. Gerçek, gerçekteki hayaller ve ilacın delüzyonu bir araya gelip hikayeyi sona bağlar. Farklı gerçeklikler aynı düzleme diziliverir. Bir bakıma paralel evren temasına selam çakılır. Sürreal bir çözüm formülüyle havada kalan her şey yerine oturuverir. Tuhaf hissettirir ama aynı zamanda tatmin edicidir. 

Dizi fark ettiğiniz gibi hastalığı tedavi edecek olan C fazına geldiklerinde ortalığı karıştırıp biraz aksiyon ekleyerek seyirciyi oyalar. Tedavi vadetmez. Zaten en başından beri bu tip tedavinin acımasızlığını savunduğu için kendi içinde tutarlıdır. Mesajını vermek adına deneyin sonunu mahvedip, onun yerine karakterleri birbirleriyle kurdukları bağ sayesinde iyileştirir. Dolayısıyla dekorlar haricinde hikayenin bilim kurgu yönü zayıftır.

Genel olarak hikaye içinde hikaye yapısını yorucu bulmuyorsanız ve işin içine biraz bükülmüş gerçeklik katılması sizi rahatsız etmiyorsa bir hafta sonu başlayıp bitirivereceğiniz anlamsızca keyifli, tuhaf bir dizi sizi bekliyor. İyi seyirler.

6 yorum:

asli erguven dedi ki...

Çok merak ediyorum bu diziyi 😊 Emma stone çok sevdiğim bir oyuncu güzel bir paylaşım olmuş kaleminize sağlık 😊

Kitaptan Filme dedi ki...

Teşekkürler :) Bir türlü ısınamadım şu kadına...

öneri makinesi dedi ki...

Ben bu distopik alternatif 2018 fikrini çok sevdim :).

Senin yazını böyle detaylı okuyunca bir kez daha sevdim diziyi :).

2001: Odyysey'de ne film arkadaş, bilim kurgu filmlerinde olmazsa bilim kurgu sayılmıyor sanki :). Şaka bir yana gerçekten esin kaynağı bir film, Kubrick ustaya saygılar :).

Kitaptan Filme dedi ki...

Paralel 2018 temasına azıcık distopya bulaştırmaları güzel olmuş gerçekten, saçma ve güzel :) Ay değil mi, Kubrick olmasa ne yapacakmış bunlar :)

Beyaz Yakalı dedi ki...

Konusu ilgi çekici, tanıtım için teşekkürler.

Kitaptan Filme dedi ki...

İyi seyirler :)