31 Ekim 2016 Pazartesi

Kitaptan Filme: Pride and Prejudice

1775 yılında İngiltere'de doğan Jane Austen, 1796-1797 arasında "First Impressions" adıyla romanın ilk halini yazıp tamamlar. Yayınevlerinden ret aldıktan sonra düzeltmeler yapar, daha sonra 1813 yılında Pride and Prejudice adıyla yayınlanır. 203 yıllık bu roman, yazıldığı günden bu yana popülerliğinden hiçbir şey kaybetmeden ilerlemeyi başarır. 

Bu roman edebiyata iki efsane karakter kazandırır. Yazara benzerlikleriyle dikkat çeken açık sözlü, sarkastik, gerçekçi ve zeki karakter Elizabeth Bennet ve mükemmel erkeğin ete kemiğe bürünmüş hali, kahramanımız, zengin, gururlu ve soylu Mr. Darcy

Bildiğiniz gibi konusu bu iki karakterin aşkları. Kendisi über zengin olan Mr. Darcy, orta sınıfa mensup Elizabeth'e olan aşkını ilk başlarda sınıf gururu nedeniyle bastırmak durumunda kalıyor, Elizabeth ise bu adamın ruhsuz ve kalkık burunlu olduğu önyargısına kapıldığı için onu başlarda bir türlü sevemiyor. Olaylar gelişiyor, kahramanımız Mr. Darcy gururuyla savaşıp aralarındaki sınıf farkını dert etmemeyi öğreniyor ve kendisinden uzaklaştırdığı Elizabeth'i tekrar kazanmak için karşısına çıkan engelleri bir bir yeniyor. Elizabeth de Mr. Darcy'nin başlarda göremediği düzgün karakterini keşfettikçe önyargılarından pişman olup gardını düşürüyor.



203 yıl önce yazılmış bu romanda, erkek ve kadının kavuşamama nedeni: Gurur ve Önyargı. Modern insanın yani bizlerin çok da anlayıp haklı bulabileceği bir neden değil bu tabii, fazla soyut. Adam kızın sosyal konumundan ve ekonomik durumundan memnun değilse kızdan vazgeçer, gurur yapıp ama bir yandan da kız için savaşmaya devam etmez. Kız da kendisini ekonomik durumu nedeniyle aşağılayan erkekle birlikte olmak zorunda hissetmez kendini, çünkü artık kız için toplumda başka yükselme yolları da mevcut, kariyer gibi. Demek istediğim, modern insana mantıken son derece yabancı olan bu roman, nasıl oluyor da 203 yıl sonra bile beğenilmeye, hayran (ki bir tanesi de benim) toplamaya devam ediyor? 

Bunu Jane Austen'ın duruşuna bağlamak mümkün sanırım. Romantizmi ve realizmi aynı potada eritebilme yeteneği sayesinde geçerliliğini yitirmeyen bir roman yazmayı başarmış.

Romantik diyorum, çünkü yazıldığı dönemde romantizm akımı edebiyat dünyasını etkiliyor. Kitapta da romantizmin izlerine rastlıyoruz. 1) Devamlı olarak doğa övülüyor. 2) Dost sohbetlerinde gündelik ve sıradan şeyler daima felsefi bir tonla konuşuluyor, o kadar ki kitabın büyük kısmını kaplayan diyalogların ne demek istediğini anlamak için zaman zaman başa dönüyorsunuz. 3) Yetmiyor, bir de hikayeye efsane havası katılıyor. Kahraman Mr. Darcy önüne çıkan engellerle yiğitçe savaşıp Elizabeth'ine ulaşmaya çalışıyor.

Tüm bu romantik öğeler, aşk hikayesini tatlı yapan detaylar, ancak kitabın bugüne kadar gelebilmesi için yeterli mi? Bence değil. Çünkü dediğim gibi, modern insanın artık kolayca gülüp geçebileceği meseleler bunlar. 

Romana bugün de geçerlilik kazandıran şey, Jane Austen'ın yaşadığı dönemdeki İngiliz toplumuna gerçekçi bir şekilde, cesurca ayna tutabilmesi. 

18. yy'ın sonları, 19. yy'ın başlarında İngiltere'de erkekler için askerlik, kilise, hukuk gibi çeşitli yükselme alanları mevcut. Yalnız bir kadının yükselmesinin, kendini refaha ulaştırmasının tek yolu evlilik. Kadınlar, yasalar (miras) ve sınıf ayrımı nedeniyle evliliğe bağımlı birer yaşam sürüyor. Kadınlar için refaha ulaşmanın tek yolu zengin bir koca adayıyla evlilik yapmak. Kitaptaki Charlotte, bunun tipik bir örneği. Son derece eblek Mr. Collins ile, sırf kendi evine ve mal varlığına sahip olabilmek için evleniyor ve sürekli kendisini rezil eden bir kocayla tüm ömrünü geçirmek zorunda kalıyor. Yazarın kendisini, kendi düşüncelerini temsil eden Elizabeth karakteri ise bu mecburi evlilik bağlarına cesurca karşı çıkabilen, feminist ve akıllı bir karakter. 

İşte modern insanın bağlantı kurup romanı benimsemesinin nedeni bu, yani Elizabeth. Döneminin düşünce kalıplarını aşıp bugünkü kadın gibi düşünebilen bir karakter. Modern kadın roman karakterlerinin atası demek çok mu iddialı olur, bilemiyorum. Ama Elizabeth, tüm bu sınıf ayrımları, zengin koca bulma zorunluluğu, toplum normlarına uygun hareket etme fikirlerine karşı çıkabilen en eski kadın karakterlerden biri. 

Jane Austen, kadının toplumdaki yerini ve ekonomik güvenliğini garantilemek için evliliğe bağımlı olduğunu görebiliyor, bunu eleştirel bir dille işliyor ve sorgulatıyor. Buradan açıkça görüyoruz ki, Gurur ve Önyargı feminist bir roman. Feminist edebiyatta önemli bir yeri var. 

Yazıldığı günden bu yana birçok kez sinemaya uyarlanmış tabii. En güncel olan 2005 yapımı filmden biraz bahsedeceğim.

IMDB'den 9/10 almayı başaran 1995 yapımı, Colin Firth'ün oynadığı 6 bölümlük mini dizi ve senaryosunu Aldous Huxley'in uyarladığı 1940 yapımı filmi de daha sonra izlemek istiyorum. Bunların dışında, tam bir uyarlama olmasa da Jane Austen ve Pride and Prejudice'i konu alan 2013 yapımı aşırı tatlı Austenland filmini tavsiye ederim. JJ. Feild gibi mükemmel bir Mr. Darcy'i gördüğüm gün, kendimi diğer tüm Mr. Darcy'lere kapatacağımı biliyordum aslında. Bundan sonra izleyeceğim hiçbir Mr. Darcy, JJ. Feild'a yaklaşamayacak da olsa aramaya devam edeceğim.

Joe Wright'ın yönettiği ve başrollerinde Keira Knightly ile Matthew Macfadyen'in oynadığı 2005 yapımı film, aslına son derece uygun. Zaten çok uzun bir roman değil, film uyarlamalarında aslına uygunluğu yakalamak çok zor olmasa gerek. 

Keira Knightly'nin yarattığı Elizabeth karakteri tam olarak içime sinmedi. Aslında mimikleri ve duyguları iyi yansıtmış ama tanımlayamadığım sinir bozucu bir hali de vardı. Matthew Macfadyen soğuk bir karakter yaratmayı başarmış ama karizması eksik kalmış gibiydi. Mr. Darcy'nin çok daha oturaklı bir ses tonuna sahip olması gerekirdi mesela (evet, JJ Feild gibi). Filmde en çok sevdiğim karakter, Tom Hollander'in canlandırdığı Mr. Collins karakteri oldu. O eblekliği, o yol yordam bilmez patavatsızlığı mükemmel bir şekilde yansıtmış, en çok güldüğüm sahneler onun sahneleriydi. Donald Sutherland mükemmel bir Mr. Bennet olmuş. Brenda Blethyn'in de hakkını vermek gerek, tam da kitapta anlatıldığı gibi sinir bozucu ve cahil bir Mrs. Bennet olmuş. Rosamund Pike'ı da pek güzel canlandırdığı Jane Bennet karakteri için öveyim ve karakter yorumlarını burada keseyim.

Son olarak, Mr. Darcy'nin ilk ruhsuz evlilik teklifinden alıntı yapalım: 

"Boşuna mücadele etim, işe yaramayacak. Duygularım bastırılır gibi değil. Size ne büyük bir tutkuyla hayran ve aşık olduğumu söylememe izin verin [...] hemen sonra, onun için tüm hissettiklerini, hem de uzun zamandır hissettiklerini itiraf etmeye koyuldu. Güzel konuşuyordu, ama kalbe ait duyguların yanında ifade edecek başka duygular da vardı; sevgiden bahsederken gururdan bahsettiği zamankinden daha tutkulu değildi. Elizabeth'in aşağı seviyeden oluşu, bunun küçük düşürücü oluşu, ortadaki aile engeli ve aklının buna hep nasıl karşı çıktığı konusundaki düşünceleri, yaralamakta olduğu kendi ailevi konumuna yönelik görünen ama evlilik teklifine faydalı olacağa pek benzemeyen bir sıcaklıkla anlatıldı."

İyi okumalar/seyirler.

2 yorum:

Dilek Türk dedi ki...

İstisnasız tüm karakterlerine ayrı ayrı sinir olduğum tek roman olabilir :D

Aylin dedi ki...

Ahahah, özellikle Mr. Darcy'ye gıcık oluyorsundur çünkü dünyanın en odun insanı :D
Ben Jane Austen'ı seviyorum, Elisabeth'i de onun yüzü suyu hatrına seviyorum.