28 Ekim 2016 Cuma

Kitaptan Filme: Gone With the Wind


Amerikalı kadın yazar Margaret Mitchell tarafından yazılan ve 1936 yılında yayınlanan, yayınlandıktan bir sene sonra Pulitzer Ödülü'ne layık görülen romanda, Amerikan İç Savaşı güneylilerin, başka bir deyişle Konfederasyon'un gözünden anlatılır. 

1861-1865 yılları arasında, 11 adet güney eyaleti bir araya gelerek Amerikan Konfedere Devletlerini oluşturur ve köleliği kaldırmayı amaçlayan Abraham Lincoln'ün temsil ettiği Amerika Birleşik Devletlerine karşı, topraklarını ve köleliği savunarak savaşır. Kitapta Amerika Birleşik Devleti mensuplarından Yankee'ler diye bahsedilir. Güneyliler ve Yankee'ler arasında yaşanan bu iç savaşı şüphesiz, daha donanımlı olan Yankee'ler kazanacak, böylece güneyde kültürel ve ekonomik bir dönüşme süreci başlayacaktır. 

1900 doğumlu yazar Margaret Mitchell, Atlanta Tarih Topluluğu'nun üyesi avukat bir baba ve kadınların oy verme haklarını savunan hukukçu bir annenin gazeteci kızı olarak, ömrü boyunca güneylilerin iç savaş hikayelerini dinlemiştir ve ikinci kocasının cesaretlendirmesiyle 1926-1936 yılları arasında iç savaşı konu alan bu romantik ve tarihi romanı yazar.

Yazarla birçok ortak özelliğe sahip olan cesur ve toplum normlarına aldırmaz Scarlett O'Hara karakteri üzerinden, arka plana güney toplumundaki dönüşüm sürecini yerleştirerek dramatik bir aşk hikayesi anlatır. Scarett'in 16 yaşından 28 yaşına kadar olan 12 yıllık süreci okuruz. Çocuksu ve şımarık bir karakterin olgunlaşmasını anlattığı için bildungsroman türüne dahil olduğunu söylemek mümkündür.



Roman, Güneylilerin yüksek sınıfına mensup bir anlatıcının bakış açısıyla anlatılır. Tüm kitap boyunca siyahilere özgürlük hakkının verilmesi küçümsenir, sokaklarda özgürce dolaşan zencilere hakaret edilir ve hatta o kadar ileri gidilir ki zencileri öldürüp gözlerini korkutmak için kurulan Klu Klax Klan örgütünün faaliyetleri kahramanca olarak nitelendirilir. Bugünün düşüncelerine göre fazla ırkçı, fazla düşüncesiz bir romandır. 

Bununla birlikte dönemi Güneylilerin gözünden net bir şekilde tasvir ettiği için teknik açıdan oldukça başarılıdır. Romanı bugüne kadar taşıyan, bu teknik başarısıdır. 

Romanda güney toplumunun geçirdiği dönüşümde, belirli değerleri temsil eden başlıca üç karakter var, kısaca değinelim. 

SCARLETT O'HARA: Aristokrat bir aileden gelen zarif ve çalışkan, otoriter bir annenin ve kendi çabalarıyla toprak kazanıp işleyerek zengin olmuş İrlanda göçmeni bir babanın kızı olan Scarlett, ömrü boyunca zengin ve hareketli bir yaşam sürmüş, güzelliğiyle eyaletteki tüm erkekleri büyülemiş, lüks düşkünü ve fırsatçı bir kızdır. Aşık olduğu Ashley'nin Melanie ile evleneceğini öğrendiğinde Ashley'i elde etmek için çabalar, ancak başarılı olamaz. Bu onun, hayattaki ilk başarısızlığıdır ve bu hissi iç savaşın çıkmasıyla birlikte artık sık sık yaşayacaktır. Annesi gibi zarif ve soylu bir kız olmak için elinden gelen her şeyi yapsa da ailesini ve kendisini aç bırakan iç savaş karşısında tüm soyluluğu bir kenara bırakarak, Konfederasyon'u mağlup eden Yankee'lerle ticaret yapar ve tıpkı babası gibi kendi çabasıyla toprağını geri kazanır. Kadınların çalışmasına karşı çıkılan bir toplumda ve dönemde çalışıp yükseldiği için ve düşmanları olan Yankee'lerle dostane ilişkiler geliştirdiği için herkes tarafından dışlanır. Eski ve soylu güney toplumunun artık geri gelmeyeceğini kabullenip yeni güneydeki fırsatlardan faydalandığı için toplumdan dışlansa da, birçok eski zengin komşusundan daha rahat bir yaşama kavuşmayı başarmıştır. Yeni, dönüşmüş ve toparlamış güneyi temsil eder.

ASHLEY WILKES: Scarlett'in aşık olup ulaşamadığı tek erkek. Aslında Scarlett'in nefes kesen güzelliğine ve yaşam enerjisine karşı boş olmayan Ashley, akıllıca hareket ederek kendisine daha uygun olan uysal Melanie ile evlenir. Savaşın gerekliliğine inanmasa da kahramanca savaşa katılır, evine döndüğünde güney çoktan gücünü kaybetmiştir. Bol bol okumaktan ve düşünmekten zevk alan zengin ve soylu Wilkes ailesi artık her şeyini kaybetmiştir. Ashley bu yeni ortama uyum sağlayamaz, her şeyini kaybettiğinin farkındadır. Scarlett gibi oportünist davranmayı, Yankee'lerle iş yapmayı etik gerekçelerle reddeder ve bu yüzden daima Scarlett'in kanatları altında kalır. Eski ve başarısızlığa uğramış güneyi temsil eder. 

RHETT BUTLER: En baştan itibaren Konfederasyon'un bu kadar donanımsız bir şekilde savaşa katılmasının yanlış olduğunu düşünen, kendini savaşmak zorunda hissetmeyen son derece oportünist bir karakter. İç savaş döneminde casusluk yaparak, kuzeyden getirdiği kumaşları güneylilere satarak ve daha birçok etik olmayan ticari faaliyetlerde bulunarak zengin olur. Scarlett ile benzer bir kafa yapısına sahiptir. Baştan itibaren Scarlett'e aşıktır. Scalett Ashley'i unutup onun aşkını fark ettiğinde ise ondan artık vazgeçmiştir. Hem eski güneyle, hem yeni güneyle hem de kuzeyle ticari nedenlerle ilişkileri olan ancak üçüne karşı da eleştirel durabilen, kitabın en cezbedici ve en sağı solu belli olmaz karakteridir. Mr. Rochester ve Mr Darcy gibi sivri dilli, kadın ruhunu kadınlardan daha iyi anlayan, heyecan verici bir karakter olan Kaptan Butler, edebiyat tarihinin en unutulmaz jönlerinden biridir. 

Görüldüğü gibi eski soylu güney, yeni fırsatçı güneye dönüşürken temel olarak bu üç karakter üzerinden dönüşüme tanık oluyoruz.

Scarlett O'Hara karakterinin tasvirinden ve yazarın kendi yaşamından da anlaşılacağı gibi, sonuna kadar feminist bir roman. Kadınların ticarette erkeklerden daha başarılı olabileceğini ispatlıyor. Toplumun kadınlara çizdiği rollerin hiçbirini kabul etmiyor Scarlett. Ne anne olmayı ne de eş olmayı seviyor, bunları sevmediğini söylemekten de çekinmiyor. Tamamen kendi istediği gibi, kendi kurallarıyla yaşıyor ve kadınlık görevlerini yerine getirmediği için ayıplanarak dışlanıyor.

Her ne kadar başarılı bir tarihi roman olsa da, günümüz fikirlerine göre fazla ilkel olan bu roman, bugüne kadar sürdürdüğü ününü bir parça da filme borçlu. Yayınlandıktan üç sene sonra, 1939 yılında sinemaya uyarlanıyor. Uzun süren seçmelerden sonra Scarlett O'Hara karakteri için Vivien Leigh'te karar kılınıyor. Hayal ettiğinizden biraz daha anaç ve şirin bir portre çizse de karakteri gayet iyi canlandırıyor. Ashley'i Leslie Howard oynuyor. Düşündüğümden biraz daha sönük bir karakter olduğunu söylemeliyim. Rhett Butler'ı ise Clark Gable canlandırıyor ki ne kadar aslına uygun bir karakter yarattığını anlatmaya paragraflar yetmez. Clark Gable bakışı denen şeye film boyunca maruz kalacağınızı müjdeleyeyim.

Film inanılmaz uzun, 4 saat. Fakat hayatınızda izleyebileceğiniz en iyi uyarlamalardan biri. 1200 sayfalık bir romanı 4 saate sıkıştırıp aslına bu kadar uygun kalmayı nasıl başardığını hala anlayamıyorum. Benim tespit ettiğim sadece iki fark var. 

- Kitapta Scarlett, Stuart Tarleton'u İndia Wilkes'in elinden alıyor. Filmde ise ilk kocası Charles Hamilton'ı İndia'dan alıyor gibi gösterilmiş. Scarlett'i daha da kötü ve kalpsiz bir kadın yapmak için böyle bir değişiklik yapmışlar herhalde. 

- Kitapta Scarlett'in evlendiği her kocasından 1'er çocuğu var. Filmde ise sadece Rhett Butler'dan tek bir kızı oluyor, onu kaybediyor, ikinci bebeğini ise düşürüyor. Filmin sonunda daha yalnız ve çaresiz bir kadın portresi çizilmiş. Ve de Scarlett'in çocuklardan nefret ettiği gerçeği, belki de tepki çekmemek için filme yansıtılmamış. 

Kitap yazıldığı dönemde çok ilgi çekiyor, filmle birlikte beğeniler katlanarak artıyor. Bu ünü fazla yorucu bulan Margaret Mitchell hayatı boyunca bir daha roman yazmıyor ve kurgu dışı yazılara yöneliyor. 

Bu arada ekleyelim, kitap Türkiye'de Artemis Yayınları tarafından korkunç itici bir kapakla basılmış. Filmden alınan Scarlett ve Rhett karakterler, arka plandaki kırmızı atmosfere yerleştirilmiş. Üçüncü sınıf bir aşk romanı gibi pazarlanmış ne yazık ki. Kesinlikle daha fazla ilgi ve özeni hak eden bir roman. Umalım ki en kısa zamanda daha çekici bir kapakla tekrar basılsın.

Kitap çok uzun ancak kendini okutuyor. Film de çok uzun olmasına ve 1939 yapımı olmasına rağmen ilginç bir şekilde sıkıcı değil (o dönemin filmleri hep bir parça sıkıcı gelir bana). Scarlett O'Hara ve Rhett Butler karakterlerini tanıma zevki için okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Son olarak oportünist ve aşırı güçlü Scarlett'in, kitabın sonunda her şeyini kaybettikten sona söylediği ve hayat görüşünü özetleyen cümleden alıntı yaparak bitirelim: 

"I'll think of it all tomorrow, at Tara. I can stand in then. Tomorrow, I'll think of some way to get him back. After all, tomorrow is another day."

İyi seyirler/okumalar.

Hiç yorum yok: