20 Ekim 2016 Perşembe

Kitaptan Diziye: It


Stephen King'in 1986 yılında yayınlanan korku romanı. Klasik olarak Maine'de geçer. Maine'in Derry isimli küçük kasabasında her 27 yılda bir yaşanan gizemli çocuk ölümleri üzerinden bir korku hikayesi anlatılır.

Kitabın yorumlarına bakarken 1200 küsur sayfa olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım, çünkü bendeki kitap taş çatlasa 500 sayfalık bir kitaptı. Acaba iki bölüm mü diye şüphelenmeye başlamıştım ki işin aslını öğrendim. Kitap Altın Kitaplar'dan iki versiyon şeklinde yayınlanıyor. Türk okur, ben de dahil ilk olarak 448 sayfalık kısaltılmış Gönül Suveren çevirisiyle tanışıyor. Bundan kısa bir süre önce de 1216 sayfalık tam metin Oya Alpar çevirisiyle yayınlanıyor. Yani çoğumuz zamanında bu kitabın kısa versiyonunu okuduk. Aslında hikayede havada kalmış onlarca şeyi düşününce uzun bir versiyonunun olduğunu bilmek sevindirici.

He ama bir daha alıp uzun versiyonu baştan sona okur muydum? Hayır, enerjim yok. Kitap yorumlarını okurken çoğu kişinin King'in en iyi romanı diye nitelendirdiğini gördüğümde çok şaşırdım, çünkü bana göre beş üzerinden üçlük bir roman. Bunun iki sebebi var.


Birincisi korkutmadı. Ama bu King'in hatası değil. Kitapla aramızda 30 sene gibi bir fark var, dolayısıyla 30 senelik bir korku romanını bugünün gözüyle eleştirince illa ki o roman zayıf kalıyor. Çünkü korku türünde yayınlanan kitaplarda birbirinden ilham alma olayı çok fazla. Mesela yıllardır vampirler, palyaçolar, aynada beliren karanlık yüzler, dev örümcekler birçok kitapta kullanıldı. Özellikle şu anda doğaüstü konuları işleyen milyarlarca dizi olduğundan piyasada çılgın bir korku öğesi yaratma yarışı var. Çok da yaratıcı şeyler çıkıyor ortaya. Bu kızışmış rekabet ortamında Stephen King'in 30 sene önce yazmış olduğu roman biraz zayıf kalıyor elbette: palyaço, kan ve örümcek. Onca sayfa okuyup yaratığın aslında dev bir örümcek olduğunu öğrendiğimde şöyle bir esneyip kitabı kapatmaktan kendimi alamadım. Stephen King korku türünün atası (olmasa da), abisi olduğu için King yorumunun biraz old-school kalması çok normal. Küçük bir çocukken ya da yeni çıktığı zamanlarda okuyup izlemiş olsaydım belki de aklım çıkacaktı ama bugünün şartlarında bu kitap bence zayıf.

İkincisi de sonu zayıftı ve yaratığı sadece bu arkadaş grubunun sevgileriyle ve bağlılıklarıyla öldürebileceğine ilişkin bölümler biraz saçmaydı. Aynı yorumu Kubbenin Altında romanı için de yaptığımı hatırlıyorum, sanırım Stephen King'in tarzı (ve zayıflığı) bu. 300 sayfa kadar gerip heyecanlandırdıktan sonra yaratığı dev örümcek olarak göstermenin tatmin etmeyeceğini kendisi de anlamış olacak ki, örümcekten yayılan aşırı korkunç, açıklanamaz ölüm ışığı gibi bir korku öğesini de ekleyivermiş. Bana komik geldi açıkçası. Halbuki kaldırımın ızgarasından çocukları kandırıp öldüren Pennywise karakteri ne kadar da orijinal ve korkunçtu. Keşke palyaço olarak kalsaydı. Belki uzun versiyonda, arkadaş grubunun birbirlerine bağlılıkları ve sevgileri daha derinlemesine anlatılmıştır ve kulağa daha mantıklı geliyordur. Ama kısa versiyonda saçmaydı.

1990 yılında, Tommy Lee Wallace yönetmenliğinde 2 bölümlük bir TV dizisi olarak uyarlanıyor. Tim Curry, çok başarılı bir şekilde Pennywise karakterini canlandırıyor. Altın Kitaplar'ın kısa versiyonunun kapağında gördüğümüz palyaço ta kendisi. Bunun dışında Eddie karakterinin yetişkin halini canlandıran Dennis Christopher da dikkat çekici isimlerden biri. The Lost Room'daki performansından sonra burada da gayet iyi. Richie'nin çocuk halini canlandıran Seth Green ve o korkunç saçlarıyla Henry karakterini canlandıran Jarred Blancard diğer dikkat çekici oyuncular. 

Filmin gayet başarılı bir uyarlama olduğunu söyleyebilirim. Beni hayal kırıklığına uğratan birkaç minik ve (mesela George'u sarışın bir çocuk olarak hayal etmem gibi) önemsiz detayı saymazsak, kitabı okurken kafamda canlandırdığım ne varsa ekranda gördüm. Ehh, o son örümcek sahnesinde hamilelikten ve etrafa saçılan yumurtalardan bahsedilmemiş ya da Eddie'nin kolunun koptuğunu göstermemiş, ama olsun. 

Andrés Muschietti yönetmenliğinde, Eylül 2017'de çıkması planlanan yeni filmin çekimlerinin devam ettiğini hatırlatalım.

İyi okumalar/seyirler.

4 yorum:

Dilek Türk dedi ki...

King okurken aşırı zevk alıyorum (buraya düşünen emoji gir). Karakterlerin duygularını, tepkilerini çok güzel anlatıyor diye midir nedir kapılıp gidiyorum. Dikkat eksikliği olan benim gibi bir insana bile bir günde kitabını bitirtiyor :D

Ancak shining'de (korkmak demeyelim de) gerildiğim doğrudur.

Aylin dedi ki...

Karakter tasvirinde bence de başarılı, aynı romana bir sürü farklı karakter sığdırıyor ve hepsini detaylı detaylı anlatıyor. Genelde kısa yazmadığını düşünürsek 1 gün iyiymiş :D Shining'in filminde çok gerilmiştim, kitabı listemde :*

Kağıt Salıncak dedi ki...

Ben de yıllar önce kısa versiyonunu okumuştum, şimdi uzun halini gördükçe üzülüyorum :D Belki bir ara tam metnini de alırım, aradaki boşlukları kapatırım :))

Aylin dedi ki...

Uzun metin bunun yaklaşık 3 katı uzunluğundaymış, benim gözümü korkutuyor :)
Havada kalan noktaların uzun kitapta nasıl anlatıldığını merak ediyorum bir yandan da