19 Kasım 2016 Cumartesi

Kitaptan Filme: The Danish Girl


Amerikalı yazar David Ebershoff'ın 2000 yılında yayınlanan ilk romanı. Danimarkalı ressam Einar Mogens Wegener, kendisi gibi ressam olan Gerda Gottlieb ile 26 sene evli kaldıktan sonra, 47 yaşında ameliyatla cinsiyetini değiştirerek kadın oluyor. Roman, bu gerçek hikayeyi kurgusal bir şekilde anlatıyor. 

Kurgusal biyografi diyebiliriz, çünkü dediğimiz gibi gerçek hikayeye ekleme/çıkarma yapılmış. Örneğin kitaptaki Einar ve Gerda 6 yıllık evli, Gerda'nın adı Amerikalı okurun dikkatini çekmek için Greta olarak değiştirilmiş ve kökeni de yazar Ebershoff'un memleketi olan California olarak gösterilmiş. Einar Wegener'in hayatı hakkında referans olarak kullanılabilecek bir kitap değil. Ressamlar hakkında daha gerçek bilgilere ulaşmak istiyorsanız 1933 yılında yayınlanan, Lili Elbe'nin notlarını vs. bir araya getiren Niels Hoyer'in Man into Woman kitabını okumanızı tavsiye edelim ve yorumlara geçelim. 

Kitap, 2 şey sayesinde ilgi çekmeyi başarıyor:


1- Tarihin ilk cinsiyet değiştirme ameliyatlarından birisine giren Lili Elbe'nin hayatına değinmiş
Bu hakikaten ilginç ve irdelenesi bir konu. Danimarka'da bohem yaşam süren, manzara resimleri yapan Einar Wegener ile portre resimleri yapan Gerda Gottlieb sanat çevrelerinde tanınan iki önemli figür. Einar bir şekilde içindeki kadını, yani Lili'yi Gerda'nın teşvikleriyle buluyor ya da ortaya çıkarıyor diyelim. Hali tavrı, kıyafetleri değiştikten sonra bununla yetinmeyip tamamen bir kadın bedenine sahip olmayı arzuladığı ve bebek sahibi olmak istediği için 5 tane ameliyat geçiriyor. İlk ameliyatında erkek uzuvlarından kurtuluyor, ikinci ameliyatında yumurtalık nakli yapılıyor, bedeni yumurtalıkları reddettiği için üç ve dördüncü ameliyatta bunlar geri alınıyor, beşinci ameliyatta da rahim nakli yapılıyor ve kısa bir süre sonra ölüyor. 

Kitaba göre Einar, Lili'yi keşfettiği güne kadar kendini resimleriyle ifade ederken, Lili ortaya çıktığında artık kendini Lili'yle ifade ediyor. Ressamlığın Einar'la birlikte öldüğünü söylüyor. Tüm yaratıcılığını ve estetik çabasını Lili'ye kanalize ediyor. Tamamen kadın olmak, doğurganlık onun ulaşmak istediği nihai hedefi. Bir sanatçının ulaşmak istediği mükemmellik, Einar için Lili oluyor ve Lili'yi yaratma sürecinde de ölüyor. Çok ilgi çekici bir biyografi değil mi? 

Zaten tanınmış olan bir ressamın başından böyle bir şey geçmesi elbette insanlar için inanılmaz büyük bir haber, tartışma konusu. Gerda, Lili'nin portrelerini çizip sergiledikten kısa bir süre sonra bunun aslında Einar olduğu anlaşılıyor, haklarında çok fazla dedikodu çıkıyor, baskı görüyorlar ve bu nedenle daha serbest bir şehir olan Paris'e taşınıyorlar. 

Kısacası tamamen gerçek ve son derece cesur bir karakter olan Einar Wegener'in hikayesini (kurgu da olsa) okumak çok heyecan verici. 

2- Lili'nin baskın hale gelmesine yardımcı olup onun resimlerini çizerek popülerliğini artıran Gerda'yı hikayenin gerisine yerleştirmiş
Gerda da en az Einar kadar ilgi çekici bir sanatçı. Döneminde çizdiği portrelerle tanınıyor. Art Deco akımının öncülerinden. Lili'yi çiziyor, onu sergilemekten çekinmiyor, sırları ortaya çıktığında Lili'yle Paris'e gidip onu çizmeye devam ediyor. Bir şekilde Lili üzerinden ünleniyor. Spekülasyonlara göre kendisi bir lezbiyen. Düşününce kocasının bir kadına dönüşmesini desteklediği için en az Einar kadar cesur bir karakter. Yalnız bunun arkasındaki tek motif sadakat, fedakarlık ve aşk değil. Belli ki kendisinin de Lili ile elde ettiği bir şeyler var. En basitinden, Lili üzerinden ün kazanıyor. Lili'yi belki o da bir proje olarak görüyor. 

Şunu söyleyelim kitaptaki Gerda biraz saptırılmış. Asla zedelenmeyen güçlü bir aşk hikayesi olarak yansıtılan kitapta. Gerda'nın gelgitlerine, şımarıklıklarına çok değinilmiyor. Einar'ı her koşulda destekleyen, ondan asla vazgeçmeyen, ona çok aşık, kendini adamış bir kadın olarak gösterilmiş. Fedakar ve anlayışlı eşe indirgenmiş. Zaten yeterince ilginç olan Einar Wegener hikayesine, cefakar karısının gözünden bakılarak dramatik bir öykü oluşturulmaya çalışılmış. Bu benim çok hoşuma giden bir yaklaşım değil. En az Einar kadar 3 boyutlu bir şekilde ele alınmayı hak ediyor bence Gerda. Einar'ın gölgesinde bırakılması ve üzerine dramlar yüklenmesi hoş olmamış. 

Özet olarak, önemli bir tarihi figüre ışık tuttuğu için son derece ilgi çekici olduğunu, ama çok cesur ve zorlu yaşamlar sürmüş iki sanatçının öyküsünü bir kadının dramı ve yıkılmaz aşk olarak basite indirgediği için biraz basite kaçmış olduğunu düşünüyorum.

Pegasus kitap kapağı
Türkçesi Pegasus'tan Nil Karaca çevirisiyle çıkmış. Kitabın kapağı tek kelimeyle korkunç. Eddie Redmayne'den gittikçe soğumama neden oldu. Ben film afişlerinin kitap kapağı yapılmasını kabul edemiyorum. Oyuncuların suratını eskiten ve romanı bayağılaştıran bir durum. Ne kadar klasik ve başarılı bir roman olursa olsun, otomatik olarak Carrefour'da 1 liralık kitap sepetine fırlatılan kitaplara dönüşüyor. Popülerlik için bu kadar kolaya kaçılmasa keşke. 

Film uyarlaması
Bildiğiniz gibi kitap 2015 yılında Tom Hooper yönetmenliğinde sinemaya uyarlanıyor. Einar Wegener rolünde Eddie Redmayne, Gerda rolünde Alicia Vikander, Hans Axgil rolünde Matthias Schoenaerts var.

Filmde Gerda'nın çizdiği Lili resimleri, prodüksiyon tasarımcısı Eve Stewart ve İngiliz sanatçı Susannah Brough tarafından çiziliyor. Gerçek Lili'nin yüzü epey farklı olduğu için bu resimlerde yüzler tamamen değiştirilip Eddie Redmayne'e benzetiliyor. 


Gerda rolü için düşünülen oyuncular: Önceleri Charlize Theron, Gwyneth Paltrow, Uma Thurman ve hatta Marion Cotillard düşünülüyor. Marion Cotillard'ın alakasız olduğunu düşünüyorum ama ilk üç seçenek sarışın oldukları ve tıpkı gerçek Gerda gibi uzun boylu oldukları için tip olarak Alicia Vikander'den daha iyi seçimler olabilirmiş. 

Alicia Vikander
Gerçek Gerda gibi sarışın olsun diye esmer olan ten rengi açılıyor ve bir peruk kullanılıyor. Filmin başından sonuna kadar gözümü tırmaladı bu görüntü. Keşke olduğu gibi bıraksalardı. Bu kadar esmer bir kadında böyle çirkin bir sarı tonu hastalıklı gibi durmuş, içime sinmedi nedense. Daha Danimarkalı durmasını istedikleri için böyle bir makyaj yaptıkları belli ancak sonuç daha çok saçını boyatmış Hintli gibi duruyor. Yine de bu göz tırmalayan görüntüye rağmen, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Oscar ödülü dahil birçok ödül aldığını ve başarılı bir oyunculuk sergilediğini söyleyelim. Yalnız filmde 59 dakika görünmesine rağmen Yardımcı Kadın Oyuncu olarak aday gösterilmesi biraz hileli bir durum. 

Eddie Redmayne iyi mi kötü mü?
Ben bu filmi iki kez izledim. İlk izlediğimde açıkçası Eddie Redmayne'e hayran kalmıştım. El hareketleri, bacak bacak üzerine atış şekli, dudağını ısırarak gülüşü, vs. Dişiliği çok iyi yansıttığını düşünmüştüm. Yalnız zamanla yüzü eskidiğinden midir bilmem, ikinci izlediğimde tüm bu hareketleri itici buldum. Karakteri birkaç mimiğe sığdırmış gibi geldi. Ayrıca IMDB'den hakkında şöyle bir yorum okudum: Jupiter Ascending (2015) için En Kötü Yardımcı Erkek Oyuncu Razzie ödülünü alıyor ve hemen ardından En İyi Erkek Oyuncu Oscar ödülünü Leonardo Dicaprio'ya kaptırıyor. 2015 kendisi için çok küçük düşürücü bir sene kısacası. Şunu da vurgulayalım, Jupiter Ascending, cinsiyet değiştirmiş olan Wachowski kardeşlerin yönettiği bir film.

Matthias Schoenaerts filmin en dikkat çeken isimlerinden biri bence, oyunculuğunu çok beğendim. Gerçek hayatta resim çizmeyi seviyor ve grafiti sanatçısı. 

Film özellikle sonuyla son derece ağlak bir aşk/dram öyküsü. Gerda'nın yırtık, cesur yönleri kitaptakinden daha beter saptırılmış. Tamamen kendini kocasına adayan, acı çeken, yine de yılmayıp bekleyen bir karakter yaratılmış. Ortada cinsiyet değiştirmek gibi çok büyük bir olay varken, daha çok kocası kadın olmaya karar veren kadının alışılmadık dramı öyküsüne dönüştürülmüş. O yüzden filme, dekorasyon ve kıyafetlerin hatrına 10 üzerinden 4 veriyor ve bu destansı yazıyı sonlandırıyorum. 

İyi okumalar/seyirler.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Niels Hoyer'ın 'man into woman' adlı kitabının çevirisi var mı? nereden bulabilirim?

Kitaptan Filme dedi ki...

Hayır, kitabın Türkçe çevirisi hiç çıkmadı.