4 Şubat 2017 Cumartesi

Kitaptan Diziye: A Series of Unfortunate Events - (#4) The Miserable Mill


Serinin dördüncü kitabı Bitik Orman (The Miserable Mill), olayların gelişim şemasının bir parça değiştiği, seriden sıkılanların düşünüldüğü, sıkılmadan okuyacağınız bir kitap olmuş. Aynı zamanda ilk sezon bu kitapla sona eriyor. Final bölümleri olduğu için dizi anlatımı da epey tatmin edici. Bölümlerin IMDB’den sırasıyla 8.8 ve 9.0  puan aldığını söyleyelim. Serinin en yüksek puanları bu iki bölüme gelmiş.

Dizi ve kitap bu kez farklı başlıyor. Kitapta çocuklar yine Mr. Poe tarafından yeni bakıcılarına yönlendirilirken, dizide bir önceki bölümden hatırlayacağınız gibi çocuklar Mr. Poe‘nun elinden kaçıp tesadüfen Lucky Smells‘e düşüyorlar. Aslında fena bir değişiklik olmamış, çünkü Sir‘ün çocuklarla olan bağlantısı kitapta çok açık verilmemişti. Hem de çocukların neden Mr. Poe‘yu arayıp da yardım istemediği sorusu da ortadan kaldırılmış.
Serinin bu bölümünde, yine diğerlerinden farklı bir nokta var. İlk dört kitapta, daha kitabın başlarında ortaya çıkıp tehlikeye hazır olun diyen Count Olaf, bu kitapta epey sonlara doğru ortaya çıkıyor. Çocukların karşılaştığı 2 kötü karakter var. Önceleri onlardan birinin Count Olaf veya ekibi olabileceğini düşünüyoruz tıpkı Baudelaire yetimleri gibi. Ama daha sonra şüphelerimiz dağılıyor, hatta bu hikayede belki de Count Olaf‘ın hiç olmayacağını düşünmeye başlıyoruz. Derken son anlarda hikayeye başka bir cepheden giriş yaparak çocukların etrafındaki tehlike bulutunu daha da fazla yoğunlaştırıyor.
Dizideki en şaşırtıcı kısım, elbette anne babayla ilgili olan kısımdı. 7. bölüm bu açıdan çok şaşırtıcı bir bölümdü ve dizideki aynılıktan sıkılanlar için birebirdi. Böylece anne babadan kitapta neden daha önce hiç bahsedilmediği sorusunun cevabını da almış olduk.
Elimizde yeni ipuçları birikti. Anne-baba‘nın da evinin bir yabancı tarafından yakıldığını, çocuklarının yatılı okula bırakıldığını, çocuklarda aynı dürbünün iki parçası olduğunu, Lemony ile Olaf‘ın eskiden aynı okulda okuduğunu öğrendik. Mr. Poe‘nun sekreteri Jaquelyn gizemini hala koruyor.
Kitapta Sir, çocukları yok pahasına çalıştırırken onları Count Olaf‘tan koruma sözü veriyor. Bunun bir win-win olduğunu öne sürüyor. Dizide ise böyle bir güvenceden hiç bahsedilmemiş. Bir yetişkinin Count Olaf‘ı karşısında görmesi ama ısrarla tanımaması daha önce yüzlerce kez işlenen bir komedi unsuru olduğu için bu bölüme katılmamasına sevindim. Bu bakımdan diziyi kitaptan daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Neil Patrick Harris‘in Shirley makyajını aşırı başarılı buldum. Bugüne kadar değiştirdiği kılıklar arasında bence en dikkat çekmeyeni buydu. Gerçek bir sekreter Shirley olmuştu. Aynı şekilde Sunny‘ye işçi tulumu geçirip iki tutam saçını şapkanın tepesinden çıkarmalarına da bayıldım. Dizinin en sevimli görünümüydü. Sir karakterini çok başarılı buldum.
Kitapta olmayan bir başka detay yine Mr. Poe‘nun gazeteci karısı olmuş. Mr. Poe elinden kaçırdığı çocukları bulamayınca olaya el atıp kendi araştırmaya başlıyor. Sonunda, fabrikada çıkan yangın sayesinde çocukları tesadüfen buluyor. En az kocası Mr. Poe kadar çok sevimli olabilecekken direkten dönüp çok itici olmuş bir karakter.
Talihsiz Serüvenler Dizisi‘nin birinci sezonuna genel bir yorum yapmam gerekirse, benim için sönük başlayıp eğlenceli bitti. Karakterlere ısınmam yaklaşık 4 bölümden sonra gerçekleşti. Tamamını izledikten sonra Neil Patrick Harris‘i favori listemin başına, Violet‘i ikinci, Sunny‘yi üçüncü ve Klaus‘u dördüncü sıraya alıyorum. İlk bölümden, bunun müzikal ağırlıklı bir dizi olacağı sinyalleri verilmişti ve bu beni biraz rahatsız etmişti. Ama son bölümün bitiş sahnesine kadar başka bir müzikal öğeye rastlamadık, rahatladık. NPH hakkındaki ilk olumsuz yorumlarım, hızla yerini olumlu yorumlara bıraktı. Yalnız hala bu dizinin IMDB’den neden bu kadar yüksek bir puan aldığını anlayamıyorum. İlk 6 bölümde, mekanlar ve kişiler değişse de hep aynı şeyler yaşanmış hissiyatına kapıldım açıkçası. Son iki bölümde durumu kurtarıp gelecek sezonu da izlememizi garantilediler.
İple çekmesem de ikinci sezonu bekliyorum. Göz simgesinin anlamını, karakterler arasındaki örgüt bağlantısını merak ediyorum. Ne çıkacak bakalım. İkinci sezon çıktığında kitaplara da kaldığım yerden devam edeceğim.
İyi seyirler/iyi okumalar.

Hiç yorum yok: