6 Şubat 2017 Pazartesi

Kitap: Story of Your Life (Ted Chiang)


Story of Your Life, 1967 doğumlu Çin asıllı Amerikalı bilim kurgu yazarı Ted Chiang tarafından yazılır ve 1998 yılında yayınlanır.
Son yıllarda okuduğum en tatmin edici, en başarılı bilim kurgu öyküsü. Henüz okumadıysanız mutlaka tavsiye ederim. Bu yazıda sadece kitaptan bahsedeceğiz. Kitabın film uyarlaması olan Arrival‘ı başka bir yazıda inceleyeceğiz. Bu yazının da sitedeki tüm yazılar gibi baştan sona Spoiler içereceği uyarısını yapalım ve kitap yorumlarına geçelim.
Dünyaya gelip insanlarla temas kuran uzaylılarla, dilbilimci ve fizikçilerden oluşan takımlar aracılığıyla iletişim kurulur. Zamanla dilleri çözümlenir, sağlıklı bir iletişim kurulur. Yazım şekillerinden ve fiziksel kanunlarını anlamlandırma biçimlerinden, insanlara göre bilgiye daha farklı bir yaklaşımları olduğu anlaşılır. İnsanlar gibi sebep-sonuç ilişkilerine dayalı bir anlayışları yoktur, geçmişi ve geleceği bir bütün olarak görme ve her zaman bilgiyi bütün halinde algılama yeteneğine sahiplerdir.
7 adet paralel uzantının üzerinde dikildikleri için, fizikçi Ian Donnelly tarafından “heptapod” ismi veren uzaylılar yazılı ve sözlü olmak üzere iki farklı dille iletişim kurarlar. Sözlü dili (Heptapod A) anlamak, dilbilimci Louise Banks için zordur, bu nedenle yazılı dille (Heptapod B) anlaşmayı akıl ederek yazı sistemlerini inceleme fırsatını bulur.
Heptapodların kullandıkları yazılı dil, tıpkı bakış açıları gibi geçmişi ve geleceği aynı anda gösterir. Yuvarlak bir çizginin etrafına çeşitli şekiller çizerek yazan heptapodların çizdikleri daire şeklindeki logogramlarda bir cümle de, bir paragraf da, bir sayfa da olabilir.
Birkaç saniye içinde çizdikleri çember ve şekillerin içinde sayfalarca bilgi bulunması, bilgiye bu genelleyici yaklaşımlarını da iyi yansıtmaktadır. Olayların sebep-sonuç şeklinde (cümle cümle) ilerlemesine ihtiyaçları yoktur, aynı anda sebebi de sonucu da aynı şeklin içine sığdırabilmektedirler, gerekirse sonucu sebepten önce yazabilirler. İnsanlar sebep-sonuç zincirine göre hareket ederken, heptapodlar böyle değildir. İnsanlar sıralı bir farkındalık şekli geliştirmiştir, heptapodlar ise eş zamanlı bir farkındalık şekli geliştirir.
Kitapta geleceği önceden hesaplama yaklaşımı, fizikteki Fermat ilkesi ile açıklanmaktadır. Fermat ilkesine göre bir ışık ışını iki nokta arasında ilerlerken her zaman en kısa yolu seçer. Gideceği yere en kısa yoldan gitmesi, kitaba göre, ışık ışınının diğer olasılıkları da öngörüp en kısa yolu belirleyip buna göre hareket ettiğini gösterir. Heptapodlara fizikçiler tarafından çeşitli fizik kanunları aktarıldığında tepkisiz kalırlar, ancak ışık ışınlarıyla ilgili bu ilke anlatıldığında anladıkları görülür. Bu ilke, onların bilgiye ve zamana olan yaklaşımlarıyla paralellik göstermektedir. Onlar da tıpkı ışık gibi tüm olasılıkları eş zamanlı olarak öngörme becerisine sahiptir. Daire şeklindeki logografik yazılarını yazmaya başlamadan önce tüm fikrin kafalarında oluşmuş olması gerekir, ilk işareti ancak bundan sonra çizebilirler.
Heptapod’larla iletişim kuran Dr. Banks, zamanla onların dilini öğrenir ve Heptapod diliyle düşünmeye başlar. Bu gelişen becerisi sayesinde o da geçmişi ve geleceği aynı anda görme yeteneğine sahip olur.
Hikayede aslında iki paralel hikaye vardır. Birincisi uzaylıların dünyaya gelişi ve Dr. Banks ile ekibinin onlarla olan iletişimi, ikincisi de Dr. Banks‘in kızıyla ilgili “gelecekte geçen” anıları. Evet, Dr. Banks artık geleceği görme yeteneğine sahip olduğu için ileride bir kızı olacağını, kızının 25 yaşında bir tırmanış kazasında öleceğini bilir.
Yazar okura şu soruyu sorar, gelecekte başınıza kötü bir şey geleceğini bilseydiniz, yine de o yolu seçer miydiniz? Dr. Banks, yaşayacağı acıyı önceden bilmesine rağmen yine bu yolu seçecektir.
Hikaye bu soru ile özgür iradeye vurgu yapar. Chiang, Dr. Banks karakteri üzerinden, kötü bir şey olacaksa bile yine aynı yolun seçmenin güçlü bir özgür iradeye işaret ettiğini söyler. Bunun kaderin bir cilvesi olmadığı, tamamen özgür irade ve kişisel seçim olduğunu vurgular. Bir seçimin sonucunun kötü olacağını bilmek, o seçimi yapmaya engel değildir der. İnsan da tıpkı ışık ışını gibi, oraya giden tüm yol olasılıklarını öngörüp, bunları maksimize veya minimize ederek birini seçme becerisine sahip olsaydı, seçeceği yol neden yine dikenli olsun ki? Çünkü insanların ona sunulan en dikensiz yolu seçmektense, ona en çok tatmin verecek yolu seçmeye doğal bir eğilimi vardır.
Kitap mesajını kişisele indirgemez, daha toplumsal bir özgür irade söz konusudur. Chiang‘a göre heptapodlar bizim anladığımız gibi özgür veya bağımlı değildir; kendi iradelerine göre hareket etmeseler de, zavallı köleler de değildir. Heptapodların farkındalık şeklini ayırt eden şey, yalnızca hareketlerinin tarihteki olaylarla çakışması değil, aynı zamanda amaçlarının tarihin amaçlarıyla çakışmasıdır. Heptapodlar geleceği oluşturacak şekilde hareket ederler.
Kitap hakkında genel bir yorum yapmak gerekirse, bir uzay hikayesinde dilbilimi merkeze yerleştirdiği için diğer bilim kurgu eserlerinden ayrılıyor. Uzaylılarla iletişim kurmak için dilbilimcileri kullanması ve dili inceleyerek zihinlerini çözümlemeye çalışması, şu ana kadar nasıl düşünülmedi dediğimiz türden bir yenilik, güzellik. Ted Chiang, Linguistic Relativity ve Fermat’s Principle‘ı birleştirerek gerçekçilik ve açıklanabilirlik düzeyi oldukça yüksek bir hikaye çıkarmış ortaya. Bu bakımdan yaptığı iş çok başarılı. Hikayenin uzunluğu da tam dozunda. Daha uzun veya daha kısa olmadığı için minnettarız.
1998 yılında yayınlanan bu çok başarılı bilim kurgu hikaye, elbette Hollywood’un dikkatinden kaçmadı. Denis Villeneuve‘ün yönettiği 2016 yapımı Arrival filminin senaryosu bu filmden uyarlandı.
Filmin yorumuna ve kitap-film karşılaştırmasına başka bir yazıda devam edeceğiz.
Kitabı hala okumayanlarınız varsa, şiddetle tavsiyedir.
İyi okumalar.

Hiç yorum yok: