22 Mart 2017 Çarşamba

Kitaptan Filme: One Flew Over the Cuckoo's Nest

Milos Forman yönetmenliğinde, 1975 yılında çekilen, başrollerinde Jack Nicholson, Louise Fletcher ve Will Sampson‘ın oynadığı 2 saat 15 dakikalık bir drama filmi. Ken Kesey‘nin 1962 yılında yayınlanan aynı isimli kitabından uyarlandı.

Ken Kesey (1935-2001), 1950’lerin Beat Kuşağına ve 1960’ların hippi kültürüne yakın, ama ismi o ortamdaki yazarlarla birlikte anılmayan Amerikalı bir yazar. 1999 yılında yapılan bir röportajda, kendisi için şöyle söylüyor: “Beatnik olmak için çok genç, hippi olmak için ise çok yaşlıydım.” Üniversite yıllarından sonra California’ya taşınıyor ve orada Beat Kuşağı‘ndan tanıdığımız Neal Cassady (Into The Wild‘da Dean Moriarty karakterine ilham veren kişi) gibi figürlerin katıldığı partiler düzenliyor. Bu ortamda LSD ve ilaç kullanımına ilgi duymaya başlıyor. Gizli bir askeri programa gönüllü olarak katılıyor. Burada gönüllü hastalar gözetim altında LSD alıyorlar. Gece vardiyasında çalışan Kesey, hastalarla sık sık iletişim kurarak onların davranışları hakkında notlar alıyor. Sağlıklı, ancak topluma bir şekilde uyum sağlayamamış bireylerin katıldığı bu program, One Flew Over The Cuckoo’s Nest‘e ilham veriyor. Kitapta, hastalar “İyileşebilirler (Acutes)” ve “İyileşemezler (Chronics)” olarak ikiye ayrılıyor. İyileşebilirler, sağlıklı olup topluma ayak uyduramamış bireylerden oluşuyor. Yazarın bu programdaki görevi sona erdikten sonra, kendisi de LSD kullanıyor. Hap kullanımının, insanı özgürlüğe kavuşturan bir deneyim olduğunu savunuyor. 1962 yılında One Flew Over The Cuckoo’s Nest‘i yazdıktan sonra üne kavuşan yazarın diğer ilgi çekici işlerinden bir tanesi de, 1974 – 1980 yılları arasında William S. Burroughs gibi isimlerin de katılımıyla çıkardığı Spit in the Ocean adındaki 7 sayılık küçük bir dergi.




One Flew Over The Cuckoo’s Nest romanında 3 önemli öğe var:

1- Davranışçılık
2. Dünya Savaşı sonrası dönemde, Amerikan toplumunda, muhalif fikirlere sahip kişiler totaliter rejimin gücünü tehdit eden unsurlar olarak görülüyor. Bunları nötralize etmek amacıyla, devlet psikoloji disiplininden faydalanarak karşıt silahlar oluşturuyor. Örneğin, Otomatik Portakal romanından hatırlayalım. Topluma aykırı tavırlar sergilediği için hapse giren Alex‘e, gönüllü olarak bir psikolojik deneyde yer almayı kabul ederse tahliye garantisi veriliyor. Kabul ediyor, kendisine bir makine bağlanıyor. Çeşitli kimyasallar aracılığıyla “kötü” davranışları birtakım fiziksel ağrılara koşullanıyor. Bu nedenle ne zaman “kötü“, yani devletin desteklemediği tavırlar sergileyecek olsa fiziksel rahatsızlıklar yaşıyor, bir süre sonra bu davranışları bırakıyor. Kendi öz iradesiyle değil, tamamen devlet eliyle birey, tekdüze hale getiriliyor. Burada uygulanan deney, psikolojideki davranışçılık kuramından geliyor. Yanlış ellerde, yanlış amaçlarla kullanılan davranışçılık, One Flew over the Cuckoo’s Nest filminde de kendisini gösteriyor. Otoriter hemşire Ratced’in onaylamadığı tavırları sergileyen herkes ilaçlara ve elektroşoklara maruz kalarak öz iradeleriyle değil dış etkenlerle değişiyor. Roman psikoloji disiplininin ve davranışçılık kuramının, totaliter rejime katkıda bulunan bu kullanımını kapalı bir şekilde eleştiriyor.



2- Anaerkil toplum
Ken Kesey, romanın kahramanı McMurphy karakterini şöyle betimlemiş: cinsel gücü ve arzusu yüksek, özgür, güçlü, atak bir adam. Bu özellikler iyi olarak gösterilirken, romandaki tüm “kötü” öğelerin ucu bir şekilde kadınlara dokunuyor. “İyileşebilir” hastaların tamamı, sosyal hayatta güçsüz karakterler olarak betimlenmiş ve karakterlerin geçmişinde, onları topluma karşı savunmasız hale getiren kadınlar var. Örneğin Billy‘nin kendisine çocuk muamelesi yapan dominant bir annesi var. Harding‘in karısı kendisinden daha dominant. Şef‘in babası annesinin soyadını alıyor, kendi malını mülkünü de kaybediyor. Hastanenin en dominant karakteri Büyük Hemşire Ratched. Kesey, bir bakıma Harding karakteri üzerinden bu “rastlantının” nedenini açıklıyor. Harding‘e göre erkeğin tek silahı penisi, kadın bunu anlıyor ve onu elinden alarak erkeği etkisiz hale getiriyor. Romanda, genel gri ortamı ve baskıcı atmosferi delip geçen bu nedenle de okura kendini iyi hissettiren bir yükselme anı var. Sonuna kadar oyunu kuralına göre oynayan McMurphy, Billy’nin intihar ettiği son sahnede kontrolünü kaybederek Büyük Hemşire‘ye saldırıyor. Önce gömleğini yırtarak onu rencide ediyor, sonra da boynuna sarılıyor. Aslında bir kadın için son derece aşağılayıcı olan bu sahne, baskıyı delmek, iktidara karşı gelmekle özdeşleştirildiği için izleyici tarafından alkışlarla karşılanıyor. Kitabın genel olarak söylediği, kabul edilemeyecek mesaj şu: Toplumu bu hale sokan kadınların dominantlığı, onları aşağı çektiğimiz an erkekler daha özgür olacak ve baskı ortadan kalkacak. Bu kadın düşmanı tutumu pekiştiren başka bir sahne de, Bromden‘ın erekte olduğu sahne. Romanda fiziksel boyutları sürrealist bir şekilde algılayan Şef Bromden, kendini güçsüz ve etkisiz hissettiği için fiziksel olarak da küçük olduğuna inanıyor. Gücü ve cinsel özgürlüğü temsil eden McMurphy‘yi tanıyınca, tekrar büyüyeceğini hissediyor. McMurphy onun bu sürrealist büyüme algısını anlayarak, kısıtlı bir süre içinde onu tekrar büyütme ve eski güçlü haline döndürme sözü veriyor. Bir takım cinsel çağrışımlarda bulunarak, Şefin erekte olmasını sağlıyor ve ona “daha şimdiden büyüdün bile” şakasını yapıyor. Burada büyüklük ve küçüklük, dolaylı olarak kadın bedenine hakim olmak ve olmamak şeklinde bir anlama indirgenmiş. Yorum yok.



3- İktidar
Kadın-erkek ve devlet-birey ekseni dışında, erkek-erkek arasındaki iktidar ilişkisine de değinilmiş. Hastalar, balık tutmak için tekneye gittiği sırada McMurphy yokken dominant bir kaptan ile karşılaşıp onunla nasıl başa çıkacaklarını bilemez. Devletin veya kadının gözetlemediği ortamlarda dahi, erkekle erkek arasında iktidar kavgası vardır. Bağırarak, saldırganlaşarak baskın olan tarafın kazandığı davranış alışkanlıkları topluma yerleşmiştir. McMurpy‘nin kamaraya girip tüm hastaları yalnız bıraktığı sahnede, ilk önce korkudan kıpırdayamayan karakterler daha sonra kendi kendilerine balık tutup gemiyi idare eder hale gelecektir. Birey ancak deneyerek, yaşayarak korkusunun üstesinden gelir. Günlük ilişkilerinde bastırılmayan, sinmeyen kişi, devlet ve iktidar karşısında da korku ve paniğe kapılmaz.



Film genel olarak kitaba uygun olsa da, oldukça önemli farkları var. Yazar Ken Kesey, kitaptan çok fazla saptırıldığı gerekçesiyle çok sinirleniyor ve izlemeyi reddediyor. Farklar şöyle: 
  • Kitapta Bromden‘ın gözünden anlatıldığı için Bromden ana karakter. Filmde ise McMurphy. Ken Kesey‘nin en çok tepesini attıran noktalardan bir tanesi. Bromden‘ın rolü, yalnızca bir sahnede izleyiciyi çok şaşırtmaya indirgenmiş. 
  • Filmde balığa gitmek için hastane otobüsünü çalıyorlar ve gizli saklı gidiyorlar. Kitapta ise oylama yapılıyor. Hemşire Ratched ve McMurphy günlerce hastaları kendi taraflarına çekmek için birbiriyle rekabet ediyor ve sonunda McMurphy kazanıyor. Aralarındaki iktidar savaşında hemşireyi zayıflatan hamlelerden bir tanesi. Doktor da hastalarla birlikte tekneye geliyor, dolayısıyla gizli saklı bir aksiyon durumu yok. 
  • Kitapta McMurphy doktoru da yanına çekmeyi başarıyor. Filmde ise daha mesafeli bir görüntüsü var. 
  • Kitapta hemşireye saldırırken gömleğini yırtıyor, filmde bunu kaldırmışlar. 
  • Kitapta McMurphy‘ye lobotomi yapıldıktan sonra sedyesi hastaların önüne bırakılıyor, böylece herkesin otoriteye başkaldıranın başına ne geleceğini görmesi sağlanıyor. Filmde böyle bir şey de yok. 
  • Kitapta Bromden, diğer hastaların yanında da konuşuyor. Filmde böyle bir şey yok. 
  • Filmde Cheswick‘in intiharından bahsetmemişler. 
  • Kitapta McMurphy, İyileşemez bir hasta olduğunu ve oradan çıkışının olmadığını en başlarda bilmiyor. Daha sonra öğrenince çok öfkeleniyor ve hemşireye karşı dikkatli davranmaya karar veriyor. Filmde ise böyle bir detay yok. 
  • Balığa çıktıklarında gruba kaptanlık yapan George Sorensen karakteri filmde yok. 
  • Gezileri sırasında kitapta McMurphy‘nin çocukluğunun geçtiği eve bakıyorlar, filmde bu yok. 
  • Ratched saldırıya uğradıktan sonra bir süre hastaneye gelemiyor. Bu sırada kitapta İyileşebilir hastaların bir kısmı kendi istekleriyle hastaneden ayrılıyorlar. Filmde bu yok. 

İyi seyirler/iyi okumalar.

Hiç yorum yok: