Alfonso Cuarón etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alfonso Cuarón etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2016 Salı

Film: Desierto (2015)

Jonás Cuarón’un yönettiği, 2015 yılında gösterime giren, Meksika-Fransa ortak yapımı gerilim filmi. Göçmen kaçakçılığı yapan üç kişi liderliğinde, bir grup Meksikalı bir kamyonetin kasasına atlayıp Amerika sınırını geçmek üzere yola çıkarlar. Sınıra yürüme mesafesi kadar yakın bir yerde kamyonet bozulur, göçmen kaçaklardan biri olan Moises (Gael García Bernal), arabalardan anladığını söyleyerek duruma bakar, arabanın tamir edilemeyeceğini söyler. (Bundan sonra gruptaki her kimin yardıma ihtiyacı olursa cesur Moises koşacaktır, filmin iyi adamıdır). Yolu yaya olarak sürdürürler. Onlar çöldeki yürüyüşlerini sürdüredursun, kamera yönünü sınırın Amerika yönüne çevirir. Burada Meksikalı kaçak göçmenlerden nefret eden, ırkçı Amerikalı Sam (Jeffrey Dean Morgan) karakteri ortaya çıkar. Kamyoneti, tüfeği, viskisi ve av köpeğiyle birlikte tehlikeli bir profil çizer. Polis kaçak göçmenlere tepkisiz kaldığı için kendisini eyleme geçmek zorunda hisseder. Filmin kötü adamıdır. Silahlı Sam ve Moises‘in savunmasız grubu çölde karşılaştığında, 1 saat sürecek olan kovalama da başlar. Filmin sonunda iyi adam, kötü adamı şiddete başvurmadan yenmeyi başarır.

Lafı dolandırmayan net, akıcı, gerilim dozajı ve anlatımı çok yerinde bir film. Kadrosunun sinemaseverler için çok heyecan verici olduğunu söyleyelim. Jonás Cuarón: Harry Potter and the Prisoner of Azkaban, Gravity, Children of Men, Y Tu Mamá También filmlerinin yönetmeni Alfonso Cuarón‘un oğlu. 1981 doğumlu genç bir yönetmen. Desierto onun yönettiği 4. film. ‘Sinemanın 3 Amigosu‘ adıyla anılan Alfonso Cuarón, Guillermo del Toro ve Alejandro González Iñárritu arasında yetişmiş bir sinemacı olduğu için, insanların ondan beklentisi büyük. 

Gael García Bernal: Yine sinemacı bir aileden gelen 1978 doğumlu oyuncu. Hem baba Cuarón hem de oğul Cuarón‘la çalışma fırsatı bulmuş. Kendisini Y Tu Mamá También‘den beri takibe almış durumdayım. Jeffrey Dean Morgan: Supernatural severler yüzlerce bölümdür Morgan‘ı özlemle anıyor. Geç bulup çabuk kaybettiğimiz için yeni filmlerini izlemek heyecan verici. Üstelik bu filmde de (bir tür) avcı rolünde, işini ustalıkla sürdürmeye devam ediyor. Ama ne yazık ki bu filmde kötü adam ve zombileri değil, gerçek insanları öldürdüğü için ondan hoşlanmıyoruz. Diego Cataño: 1990 doğumlu genç bir oyuncu. Narcos‘taki La Quica rolüyle hatırlıyoruz kendisini. Yüzünü tekrar benzer bir rolde görmek keyifli. Bu arada Narcos‘u henüz izlemediyseniz şiddetle tavsiye ederim.

İlgi çekici kadrosuna rağmen IMBD puanı (5.8) oldukça düşük. Dünya genelinde çok beğeni toplamadı bu film. İnsanlar karakterleri derinleştirmediği ve politik bir teması olmasına rağmen suya sabuna dokunmadığı için çok eleştirdiler. Yalnızca sonuna kadar canlı kalmayı başaran iki karaktere biraz derinlik katılmış. Amerikalıların Meksikalıları neden kabul etmesi gerektiğiyle ilgili bir açıklama yapılmamış. Meksikalıları göçe iten nedenler gösterilmemiş.

Bu yorumlara katılıyorum, ama bence bunlar filmin ayırt edici özellikleri zaten. İki boyutlu, kolay anlaşılır, net bir film ve bu nedenle ben çok beğendim. Yukarıdaki basit özetten de gördüğünüz gibi, ortada nasıl bir kavga olduğu, karakterlerin hangi tarafa mensup olduğu, yönetmenin duruşu son derece açık. İzleyiciler nasıl olsa biliyor diyerek detayına inilmemiş.

Daha fazla detay katılsaydı, daha uzun bir film olması gerekirdi. Kısa bir giriş yapıp kovalama sahnelerine geçiyorlar ve tertemiz bir şekilde sona bağlıyorlar. Bence tam da olması gerektiği uzunlukta olmuş. Bu filme politik bir yön yüklemekten çok, filmi gerilim türünde incelemek daha yerinde olacaktır. Gerilim türünün çok sağlam bir örneği bence.

Şiddetle tavsiyedir.

19 Haziran 2016 Pazar

Kitaptan Filme: Children of Men


P.D. James'in yazdığı distopik roman 1992'de İngiltere'de Faber and Faber yayınevi tarafından yayınlanır. Hikaye 2021'de geçer. 1994 yılında, yani kitabın dediği gibi Omega yılında dünya üzerindeki son çocuklar doğmuştur. 1995 yılından itibaren anlaşılamayan bir sebepten dolayı kadınlar kısır kalmıştır ve artık çocuk doğmamaktadır. Geleceklerinin olmadığını bilen insanlar dünyayı kaotik bir ortama çevirmişlerdir. Mükemmel sosyal analizler içerir.

Kitap 2006 yılında Alfonso Cuarón yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır. Theo Faron rolünde Clive Owen, Julian rolünde ise Julianne Moore'u görürüz. Kitapta olmayan Jasper karakterini de Michael Caine oynar, ki filmdeki favori karakterim olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Öncelikle belirtelim, kitapla film arasında dağlar kadar fark var. Çoğu karakter eklenmemiş, bazı karakterlerin ismi aynı kalsa da rolleri değiştirilmiş, Jasper gibi ekleme karakterler var. Bunun da ötesinde hikayeler temel çizgileriyle aynı olmasına rağmen genel olarak olaylar birbirinden çok bağımsız.

Alfonso Cuarón'u Harry Potter ve Azkaban Tutsağı filminden biliyoruz ki, kitapları birebir uyarlamak gibi bir derdi yok. Şahsen Harry Potter'ı katlettiğini düşünmüştüm, iki sene sonra gelen Children of Men uyarlaması ile kendini bana fena halde affettirdi. İzlediğim en rahatsız edici filmlerden biri olduğunu söyleyebilirim.* Karşılaştırmam gerekirse, bence kitabı kitaptan daha iyi anlatan bir uyarlama olmuş.

Bildiğim kadarıyla kitabın Türkçe çevirisi yok. Ben İngilizcesinden okudum. Biraz yorucu bir kitap olduğunu kabul ediyorum. Çok fazla doğa tasviri var. Muhtemelen asıl aksiyonu merak edelim ve gerilelim diye bu kadar detaya girilmiş. Sonlara doğru bir parça koptum.

KİTAPTAN KISACA BAHSEDELİM

1995'te ortaya çıkan kısırlık nedeniyle insan nüfusu gittikçe azalır. Dünyanın her yerinde kaos hakimken İngiltere, yürüttüğü uyuşturma politikası sayesinde ülkedeki refahı korumayı başarmıştır. İnsanların gelecekleri olmadığını düşünüp kaosa sürüklenmesini önlemek için sıkı bir kontrol yürütülmektedir. Üreme çalışmaları bir yandan devam ederken, diğer taraftan suçlular ülkenin başka bir noktasına taşınarak huzurlu bir toplum görüntüsü yaratılmıştır.

Theo Faron'un karizmatik kuzeni Xan Lyppiatt, insanların politikaya olan ilgilerinin azalmasından faydalanarak kendini İngiltere'nin Koruyucusu ilan eder. Kendilerine Five Fishes adını veren beş kişilik karşıt görüşlü bir topluluk, Xan'ın despot ve tiran olduğunu düşünür ve Theo Faron'dan ona ulaşmak için yardım isterler. Theo Faron ile ilk teması kuran örgüt üyesi Julian'ın hamile olduğu ortaya çıktıktan sonra Theo onlara yardım etmek için kanunu ve kuzenini karşısına alır.

Örgütle birlikte kaçan Theo, hükümetin bebeği öğrenmemesi -öğrenirse bebeği anne ve babasından koparıp üzerinde testler yapacaktır- için kanının son damlasına kadar mücadele edecektir.

Kitapta geçen bazı kavramlar şöyle:

Omegalar: 1994'te doğan son çocuklara Omega denir. Bu çocuklar şımartılmıştır, egoisttir, mekaniktir. Kendileri dışındakileri küçümserler. Kitap ve film, doğan son çocuğun bir barda öldürülmesi haberiyle başlayacak ve bundan sonra toplumu derin bir karamsarlık saracaktır.

Quietus: Yaşı iyice ilerleyen insanların hükümet tarafından desteklenen intihar programına verilen isimdir. Dönem dönem Quietus ayinleri yapılır, yaşlılar bir örnek giyinerek gemilerle açık denize çıkartılır ve hepsi birlikte boğularak öldürülür. Bu ayinler topluma huzurlu bir kurtuluş olarak yansıtılsa da uygulamada durum çok farklıdır. Huzurlu bir ölüm bekleyen yaşlı kişiler zorla denize atılır, kafalarına darbeler vurularak boğulur ve öldürülürler.

Grenadiers: İngiltere hükümetini koruma görevi yapan, eski İngiliz askerleridir. Hükümetin maşası görevindedirler, halkın düşmanıdır.

Yeni doğan hayvanlar: İnsanlar üremediği için bazı hayvanlar doğum yaptığında bebek hayvanların doğumu insanlardaki gibi dini ayinlerle kutlanır. Hayvanlara bebek kıyafetleri giydirilir.**

Sojourners: İngiltere'ye getirilip ağır işlerde çalıştırılan göçmenlere denir. 60 yaşına geldiklerinde kendi ülkelerine geri gönderilirler. Dışarıdan gelen Omega'lar tercih edilirken, İngiliz Omega'ların dışarıya gönderilmesinden kaçınılmaktadır.

Üreme çalışmaları: 45 yaşın altındaki her kadın jinekolojik testlerden geçer ve erkeklerden de sperm alınarak deneyler yapılır. Bu jinekolojik testler çirkin yöntemlerle yapılmakta, dolayısıyla kadınların korkulu rüyası olmaktadır.

Isle of Man: Ülkedeki tüm suçlular buraya gönderilmektedir. Burası, kaçışı neredeyse imkansız olan, geri dönüşü olmayan, suçlulara kötü davranılan bir kolonidir. Five Fishes üyelerinden birinin kardeşi, gözlerinin önünde kaçtığı için şiddet görüp öldürülmüştür.

Five Fishes: Xan Lyppiatt'ın karşıtı küçük bir örgüttür. Quietus'a karşılardır, suçluların Isle of Man'de gördüğü zulmü protesto etmektedirler, Sojourner'lerin köleleştirilmesini istememektedirler. Lideri Rolf'tür. Rolf ve karısı Julian bebek beklemektedir ve bu bebek çevresinde toplanmışlardır esasen.

FİLMLE KİTAP ARASINDAKİ FARKLAR

  • Kitap 2021'de, film ise 2027'de geçer. Kitaptaki Omega'lar 1994'te doğmuştur, filmde ise 2009.  Film kitaptan on dört sene sonra çıktığı için bu fark normal bence.
  • Filmde Theo ve Julian'ın bebekleri hastalıktan ölür. Kitapta ise Theo başka birisiyle evlidir, kızını yanlışlıkla arabayla ezerek öldürür ve sonradan Julian'a aşık olur. Kitaptaki Theo çocuklarını zamanında çok sevmemiş, ailesine kendini vermemiş başarısız bir adam. Filmde olaylar farklı olsa da karakter iyi yansıtılmış.
  • Kitapta Theo, Xan'ın kuzeni ve hükümeti ikna edebilecek güce sahip. Filmde ise Xan diye bir karakter yok. Theo, hükümet tarafından eserleri desteklenen sanatçı kuzeni sayesinde hükümetle yalnızca küçük bir temasa geçiyor. Filmde İngiltere Başkanı muhabbetine girilmemiş, iyi olmuş. Girilseymiş politik filme dönüşürmüş. Oysa bu bir distopya roman uyarlaması. Hükümetin toplum üzerindeki baskısını sürekli ekranlardan yayınlanan propagandalar sayesinde yeterince hissediyorsunuz filmde. Bence politikanın dozu iyi olmuş. İşleyebileceği kadarını üstlenmiş yönetmen.
  • Filmde, Theo'ya yardım eden Jasper ve onun tekerlekli sandalyeye mahkum eşi Janice
    karakterleri var fazladan. Dediğim gibi kitapla film arasında 14 yıl var. Bu karakterler sayesinde filme güncellik katıldığını düşünüyorum. Onlarca plak, kitap, film, marihuana muhabbeti, vs. 
  • Kitapta Julian hamile, filmde ise kaçak bir göçmen olan Kee hamile. Kitapta Theo'nun yardım etme motivasyonu, Julian'a karşı duyduğu aşk. Filmde Kee'ye yardım ediyor, çünkü ona sınır dışına çıkabilmesi için ancak ortak izin kağıdı alabiliyor. Bir bakıma mecburen yardım ediyor. Filmde aşk öğesi kaldırılarak daha karanlık bir ortam yaratılmış bence. Yine dozunda olmuş. Filmde şu ana kadar fazla olmuş diyebileceğim tek bir nokta bile yok. 
  • Kitapta Five Fishes daha küçük ve sarsak bir örgüt olarak gösterilirken filmde daha köklü, bağlantıları olan bir örgüt. Bu bakımdan daha gerçekçi. Yine beğendim. 

FİLM GÜZEL OLMUŞ

Dozu çok iyi ayarlanmış, ölçülü ve çok güzel bir film. Bomba patlama, kafesler içinde götürülen göçmenler, araba sahnesi, otobüsün durdurulup Miriam'ın indirildiği sahne, sondaki ordu ve halk çatışması, doğum sahnesi, Marichka'yla birlikte bombalardan kaçma sahnesi... Hepsi çok rahatsız edici, izledikten sonra kolay kolay unutulmayacak görüntüler.

Teknik detaylardan anlamam, yalnız bu filmde kamera açısı ve renkler dikkatimi geçti. Kaotik ortamı desteklercesine gri tonları ağırlıklı kullanılmış. Filmdeki en renkli şey Julian'ın saçları ve bebeğe kundak olarak sardıkları triko. Renkler aşk ve umudu simgeliyor diyerek filme ruhani bir anlam katabilirim sanırım. Kamera açısına gelince, kamera karakterlerle birlikte koşturmacanın içine girmiş ve inanılmaz gerçekçi görüntüler yakalanmış. İzlerken belgesel izlediğinizi düşünüyorsunuz. Öyle ki bir süre üzerine kan sıçrayan kamerayla görüntüleri seyrediyorsunuz. Gerçekçi ötesi.

Kitap da mutlaka okunması gereken distopyalar sınıfına giriyor. Dediğim gibi kitapta daha fazla politik eleştiri var. Toplumun geldiği durumun sebepleri ve toplumsal dinamikler detaylıca verilmiş. Luke karakteri aracılığıyla teolojik düşüncelere de biraz biraz ışık tutuyor.

Kitabın yazım yöntemine bakacak olursak, ilginç bir yönü var: anlatım tekniği. Kitap önce günlük yazan Theo'nun anlatımıyla, birinci tekil şahıs ağzından yazılıyor. Günlüğünü kapatıp yaşamına devam ettiği anlarda ise Theo'nun yaşadıklarını bir dış ses anlatmaya devam ediyor, üçüncü tekil şahıs olarak bahsediliyor. Daha önce benzer anlatım tekniğine sahip bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Bence iyiydi.

Filmi izlemenizi de kitabı okumanızı da şiddetle tavsiye ederim.

* Mad Max: Fury Road'daki apokaliptik ortamdan da bu kadar rahatsız olduğumu hatırlıyorum. İzlemeyene şiddetle tavsiyedir.
**Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? isimli Philip K. Dick'in mükemmel romanında da hayvanlara benzer bir anlam yüklenmiştir. Artık gerçek hayvanların bulunurluğu çok azaldığı için, insanlar hayvan sahibi olmayı bir statü gösterisi olarak kullanırlar, hatta hayvanlarıyla gösteriş yapmak için onları çatılarında sergilerler. Okumayan varsa yine şiddetle tavsiyedir.

5 Haziran 2016 Pazar

Kitaptan Filme: Harry Potter and the Prisoner of Azkaban


Harry Potter and the Prisoner of Azkaban (Harry Potter ve Azkaban Tutsağı), Harry Potter serisinin üçüncü kitabıdır. 1999 yılında İngiltere'de Bloomsbury, Amerika'da ise Scholastic Inc. tarafından yayınlanır. J. K. Rowling'in bir senede yazıp bitirdiği kitap Türkiye'de Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu'nun çok başarılı çevirisiyle YKY tarafından 2001 yılında yayınlanır.

Kısaca kitabın konusu

Kitap, Harry ve arkadaşlarının Hogwarts'taki üçüncü senelerini anlatır. İlk iki kitaptan alıştığımız gibi, hikaye yaz tatilini Dursley'lerin evinde bir tutsak gibi geçiren Harry ile başlar. Nefret ettiği Marge Teyze, Dursley'leri ziyarete gelmiş ve Harry'nin annesiyle babası hakkında ileri geri konuşmuştur. Sinirlenerek farkında olmadan büyü yapan ve Marge Teyze'nin şişip uçmasına neden olan Harry, Dursley'lerin cezalarına kulak asmaz ve öfkeyle evden kaçar. Ne yapacağını kara kara düşünen Harry'yi Hızır Otobüs kurtaracaktır. Diagon Yolu'na sağ salim varan Harry, orada arkadaşları Ron ve Hermione ile buluşarak Hogwarts'ın yolunu tutar.

Elbette orada onu bekleyen yeni tehlikeler vardır. Azkaban Hapishanesi'nden kaçan azılı katil Sirius Black herkesin yeni gündemini meşgul etmektedir. Black, Voldemort'un destekçisidir ve Harry'nin peşinde olma ihtimali yüksektir. Öğrencileri korumaları için okul giriş çıkışlarına iğrenç Ruh Emiciler yerleştirilmiştir. 

Harry ve arkadaşlarının Hogwarts'taki üçüncü senesi Sirius Black'e karşı korunarak, Ruh Emiciler'den korkarak, yeni derslerine çalışarak, yeni Quidditch maçlarına hazırlanarak geçecektir.

Yeni karakterler

Bu kitapta çocukların büyümesiyle birlikte kurgu da karmaşıklaştırılmış, çok sayıda yeni karakter eklenmiş. Azılı katil Sirius Black, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma öğretmeni Remus Lupin, şaşırtıcı karakter Peter Pattigrew, Kehanet dersi öğretmeni Bayan Trelawney, Ruh Emiciler, Hermione'nin yeni kedisi azman Crookshanks... Üçüncü kitapta okuru taze bir atmosfer beklemektedir.

Yönetmen ve Dumbledore değişikliği

Kitap, 2004 yılında Alfonso Cuarón yönetmenliğinde sinemaya uyarlanır. Guillermo del Toro ve Alejandro González Iñárritu ile arkadaş olan Cuarón'un yönetmen koltuğuna geçmesiyle birlikte filmde gözle görülür bir anlatım değişikliği olmuştur. 

Nasıl? Birinci ve ikinci bölümlerde tekdüze bir tempo vardı. Filmler, kitaplara uygun şekilde yansıtılmıştı. Örneğin birinci kitap 17 bölümden oluşuyordu, filmde de bu 17 bölümün tamamı yeterince detay verilerek işlenmişti. Ortaya, aslına uygun ama bir parça sıkıcı filmler çıkmıştı. Cuarón bunu tam tersine çevirmiş. Akıcı ama aslına uygun olmayan bir film çekmış.

Peki daha mı iyi olmuş? İlk filmleri biraz heyecansız diye eleştirmiştim. Karakterlerin yeterince derinine inemediği için filmler tam içime sinmemişti. Oysa beterin beteri varmış. Bu filmi, akıcı olmasına rağmen hiç sevemedim çünkü aslına uygun çekme kaygısı yaşanmamış, belli. Birçok detay atlanmış, sıralama değiştirilmiş, diyaloglarla oynanmış... Edebiyat anlatımı ortadan kaldırılarak tamamen sinema anlatımı kullanılmış. Kısacası okur ezilip geçilerek izleyiciye oynanmış. Biraz gücendim.

Örneğin, İzleyicinin gözüne iki damla yaş dolsun diye Sirius Black ile Harry'nin son kısımdaki diyalogları yeniden yazılmış. Neden? Bu bence öyküyü basitleştirmek demek, içime sinmedi.

Zaten Cuarón'un tarzını ve bu filme ne katmak istediğini de anlayabilmiş değilim. Künyesinde Gravity ve Children of Men olan bir yönetmen neden Harry Potter'ı çeker? Gravity ve Children of Men, durağan ve gerçekçi filmler. HP'de ise tamamen gerçekten uzak, fantastik ve bol aksiyonlu bir atmosfer var. Yani bence kendi tarzının da ötesine geçmiş. Deneysel çalışmış sanki.

Yönetmenin değişmesini çok sevmedim, ama değişen başka bir karakter var ki oh bee dedim: Dumbledore karakteri. İlk iki filmde Richard Harris tarafından canlandırılan karakteri, bu filmde Michal Gambon oynamış. Bence kitaptakine daha yakın bir karakter çıkarmış ortaya. Richard Harris'in bir parça donuk oynadığını düşünüyordum. İyi bir değişiklik olmuş.

Kitapla film arasındaki farklar

Burada yaklaşık 4 sayfalık bir liste yazabilirim ama fazla yaygara koparmadan sadece canımı en çok yakan değişikliklerden bahsedeceğim.

- Öncelikle kitap başladıktan sonra Hogwarts trenine binene kadar filmde yaklaşık otuz beş milyon tane detay atlanmış. Burada hangi birini yazacağımı bilemiyorum, o yüzden yazmayacağım. Zaten Harry Potter filmlerinin kaderi bu, Hogwarts trenine kadar olan kısmı yeterince detaylı işlemesek de olur diyorlar. E haklılar, süre kısıtlı. Ama bu filmde aşırı olmuş.

- Hızır otobüsü okurken çok eğlenmiştim, direksiyon koltuğunda fizik kurallarını umursamadan giden manyak bir karakter var. Öyle ki giderken yolunun üstüne çıkan binalar, nesneler, o çarpmasın diye kıvrılıyor, otobüse hiçbir şey olmuyor. Bu sahneyi görmeyi çok istemiştim, göremedim elbette. Binaları kıvırmak yerine otobüsü kıvırmışlar. Ehh. Neden Murphy kanunları her yerde karşıma çıkmak zorunda?

- Kitapta Hermione'nin kedisi yüzünden Ron ile aylarca konuşmadığını okuyoruz. Filmde bu kısım yok. Ron bir iki söyleniyor ve konu kapanıyor. Faresinin ölümünden acı çektiğini bile görmüyoruz. Halbuki bu sonraki bölümler için önemli bir kısımdı. Şimdi küserek birbirlerinden nefret eden karakterler, ileride bambaşka şeyler yaşayacaklar. Bu bölüm atlanmamalıydı.

- Aynı şekilde Hermione'nin aynı anda 4 derse girebilmesinin üzerinde durulmuyor. Tek bir sahnede geçiştiriliyor. Günlerce kütüphanede yatıp kalktığı, gözlerinin altının yorgunluktan çöktüğü, bu yoğunluk arasında Hagrid'in duruşmasına yardım ettiği vs. gösterilmiyor. (Zaten Hagrid'in duruşma sürecine neredeyse hiç değinilmemiş.) Kitapta karakterler bu ders yoğunluğunu ara ara sorgulayıp okura ipucu veriyorlar. Filmde bu resmen göz ardı edilmiş.

- Snape'in Neville Longbottom'ı haşladığı ve Harry ile Ron'a Malfoy'un ayak işlerini yaptırdığı ders hiç eklenmemiş. Neyse, bu ufak sayılır. Dayanamadım yine ufak detaylara girdim.

- Lupin'in kıyafetleri kitapta eski püskü, kendisi de çok zayıf, bakımsız bir adam. Biraz tekinsiz duruyor. Hatta bu nedenle ben sonuna kadar Sirius Black'in Lupin olabileceğini falan düşünmüştüm. Lupin tehlikeli bir adam görüntüsü çiziyordu. Filmde standart bir bedene ve normal kıyafetlere sahip. Hatta şüphe çekici hiçbir hareketi yok. Tehlikeli bir karakter değil.

- Zafer kazandıkları son Quidditch maçı yok. Evet yok. Gyriffindor'lar kırk yılın başı bir şampiyonluk kazanıyorlar ve yönetmen bunu ciddiye almıyor. Bence eksiklikten de öte, ayıp. 

- Filmde Harry, Çapulcu Haritası'na bakınca Peter Pettigrew'in adımlarını görebiliyor. Kitapta asla böyle bir ipucu yok. Filmin kafasına göre hareket ettiğinin bir kanıtı bu kısım. Seyirciye farenin Peter olduğu bas bas bağırılmış nedense. Yazarın kurgusuyla filmin anlatımı birbirinden o kadar farklı ki... Daha fazla yazmayacağım.

Karakterlerle ilgili

Yönetmenler ve anlatım değişince, karakterlerin anlatımı da değişmiş mi peki?

Bir önceki filmde daha çocuktular tabi, daha çocukça kavgalar, diyaloglar ve maceralar izledik. Bu filmde artık gençler ve ilişkileri, diyalogları, başlarından geçenler de daha farklı. Bu kitapta biraz daha çalışkan, çok çalıştığı için biraz daha yorgun, sinirli ve gergin bir Hermione var örneğin. Çocukluktan ilk sıyrılan karakter bence Hermione. Her zaman aklı başında ve panik anında doğru kararlar vermeyi başarıyor. Ron bu filmde çok öne çıkamamış. En az geçen filmdeki kadar tatlı bir karakter var kitapta ama filme yansıtılamamış. Çünkü yönetmen Ron'un öne çıktığı bütün bölümleri kırpmış, favori karakterimi katletmiş. Harry ise yine aynı tavırlara ve karaktere sahip. Ancak Harry'nin çok içine bastırdığı anne baba özlemi bu filmde gereğinden fazla gözler önüne serilmiş. Sirius Black ile son sahnedeki diyaloğu bu nedenle sevemedim.

Bu bölümde bence film-kitap sıralamasıyla ilerlemekte fayda var. Film özetin özeti olduğu için sonradan kitabı okuyarak detayları öğrenmek keyifli olabilir.

Kitap-film sıralamasıyla ilerlerseniz ne yazık ki keyfiniz kaçacak.